

<!DOCTYPE html>


<html xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml" lang="tr" xml:lang="tr">



 <head> 

<meta http-equiv="Content-Language" content="tr">
<meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=windows-1254">
 
 

    <meta name="viewport" content="width=device-width, initial-scale=1" />





<meta name="rating" content="All" />
<meta name="robots" content="index, follow" />
<META NAME="AUTHOR" CONTENT="Erkan TİYEKLİ">

<meta name="Dmoz" content="" />
<meta name="Yahoo" content="" />
<meta name="Altavista" content=""/>
<meta name="Scooter" content="" />
<meta name="robots" content="" />

<META HTTP-EQUIV="Copyright" CONTENT="Copyright Â© ">
<META NAME="description" CONTENT="">
<META NAME="keywords" CONTENT="">






<link rel="apple-touch-icon" sizes="180x180" href="/apple-touch-icon.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="32x32" href="/favicon-32x32.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="16x16" href="/favicon-16x16.png">
<link rel="manifest" href="/site.webmanifest">


    <!-- Document title -->


    <title>Üniversiteler Kendilerinden Beklenen Nitelikte Seçim Modelleri Geliştiremediler</title>

    <!-- Stylesheets & Fonts -->
    <link href="css/plugins.css" rel="stylesheet">
    <link href="css/style.css" rel="stylesheet">

</head>

<body>
    <!-- Body Inner -->
    <div class="body-inner">

        <!-- Topbar -->
	

		 <div id="topbar" class="d-none d-xl-block d-lg-block">
            <div class="container">
                <div class="row">
                    <div class="col-md-6">
                        <ul class="top-menu">
                            <li><a href="tel:+90 5337692415 "><i class="icon-phone-call"> </i> +90 5337692415 </a></li>
							<li><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr"><i class="icon-mail"> </i> info@ibrahimortas.com.tr</a></li>
                        </ul>
                    </div>
                    <div class="col-md-6 d-none d-sm-block">
                        <div class="social-icons social-icons-colored-hover">
                            <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
			
                            </ul>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </div>
		
		
        <!-- end: Topbar -->	
	
        <!-- Header -->
        <header id="header">
            <div class="header-inner">
                <div class="container"

                    <!--Logo-->
     

                    <!--Logo-->
                    <div id="logo">
                        <a href="default.asp?dil=0">
                            <span class="logo-default"><font size="4" class="logoslogan">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</font><img src="images/logo.png" height="30"></span>
                            <span class="logo-dark">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</span>
                        </a>
                    </div>
                    <!--End: Logo-->




<script async src="https://cse.google.com/cse.js?cx=c5ac765fc9c9740e8"></script>


							<div id="modalShop" class="modal no-padding" data-delay="2000" style="max-width: 700px;">
                                <div class="row">
                                    
                                    <div class="col-md-12">
                                        <div class="p-40 p-xs-20">
											<div class="gcse-search"></div>
                                        </div>
                                    </div>
                                </div>
                            </div>					
                    <!-- end: search -->
                    <!--Header Extras-->
                    <div class="header-extras">
                        <ul>
                            <li>
                                <a href="#modalShop" data-lightbox="inline" > <i class="icon-search"></i></a>
                            </li>
                            <li>
                                <div class="p-dropdown">
                                    <a href="#">
									<image src="images/Turkey.png" width="20">
                                    <ul class="p-dropdown-content">
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=0&id=1246"><image src="images/Turkey.png" width="20"></a></li>
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=2&id=1246"><image src="images/United-Kingdom.png" width="20"></a></li>
										<li><a href="blog-detay.asp?dil=3&id=1246"><image src="images/germany.png" width="20"></a></li>
                                    </ul>
                                </div>
                            </li>
                        </ul>
                    </div>
                    <!--end: Header Extras-->
                    <!--Navigation Resposnive Trigger-->
                    <div id="mainMenu-trigger">
                        <a class="lines-button x"><span class="lines"></span></a>
                    </div>
                    <!--end: Navigation Resposnive Trigger-->
                    <!--Navigation-->
					<div id="mainMenu">
                        <div class="container">
                            <nav>
                                <ul>
									<li class="dropdown-submenu"><a href="sayfa-ayrinti.asp?ID=267&dil=0">Özgeçmişim</a></li>
                                    <li class="dropdown-submenu"><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?dil=0">Bilimsel Çalışmalar</a>
                                        
                                         <ul class="dropdown-menu">
                                          <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Bilimsel_Makale=1&dil=0">Bilimsel Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?SCI_Makale=1&dil=0">SCI Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Indeksli_Makale=1&dil=0">İndeksli Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Kongreler=1&dil=0">Kongreler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Konferanslar=1&dil=0">Konferanslar</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Soylesiler=1&dil=0">Söyleşiler</a></li>
									      <hr>
										 
									     </ul>   								
									</li>
									<li><a href="kitaplar-ayrinti.asp?dil=0">Kitaplarım</a></li>
									<li><a href="Projeler-ayrinti.asp?dil=0">Projeler</a></li>
									<li><a href="videolar.asp?dil=0">Videolar</a></li>
									
									<li><a href="iletisim.asp?dil=0">İletişim</a></li>
									<li><a href="blog.asp?dil=0">Günlük Yazılar</a></li>
								</ul>
                            </nav>
                        </div>
                    </div>
									
						
                    <!--end: Navigation-->
                </div>
            </div>
        </header>
        <!-- end: Header -->			
        <!-- end: Header -->




     <section class="parallax text-light" style="border-bottom: 4px solid #f9b338;" data-bg-parallax="images/slider/banner6.jpg">

     </section>
        <!-- end: SECTION FULLSCREEN -->
		<section class="background-grey">
            <div class="container">
                <div class="row  m-b-50">
                    <div class="col-lg-12">

                        <div class="heading-text heading-section">
						<h2>Üniversiteler Kendilerinden Beklenen Nitelikte Seçim Modelleri Geliştiremediler</h2>
                        </div>
                    </div>

                        <div class="row">
                            <div class="col-lg-9">
							<img src="blog/resimyok.png" height="200"><br>
							<p><p><b>Üniversiteler Kendilerinden Beklenen Nitelikte Seçim
Modelleri Geliştiremediler </b></p>

<p><b>Üniversitelerde
Seçim Sistemleri-2</b></p>

<p><a href="mailto:iortas@cu.edu.tr"><b>iortas@cu.edu.tr</b></a></p>
<p><b>Üniversitelerde Rektörlük Seçimi </b></p>

<p>Üniversite
söz konusu olduğunda Rektör seçimi gündeme gelmektedir. Rektörün yetkilerinin
fazla olması nedeniyle rektörlük makamı da önemli olmaktadır. Ancak rektör
belirleme siteminin belirli ilkelere bağlı olmaması diğer bir ifade ile
sübjektif değerlendirmeye bağlı olması, üniversiteleri kimin nasıl yöneteceği
üzerine odaklanmaya yol açıyor. Çünkü sistem organları değil kişiyi
yetkilendiriyor. Bu sorun rektörlerin aşırı yetkilerini DENETLEYEN somut
ölçütlerin bulunmamasından, varolanların da dejenere edilmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu yüzden öngörülen yükseköğretim tasarısında en çok
tartışılan konu, rektörlerin seçimi, yetki ve sorumlulukları konusudur. </p>

<p>2008 yılında
22 üniversitede rektör adayları eğilim belirlenmesi yanında, ayrıca yeni
kurulan üniversitelerde rektör ataması ilk defa adayların rektör olmak isteyen
adayların YÖK’e bireysel başvurusu ile gerçekleşti. Rektör adaylarının yerleşik
üniversitelerde eğilim yoklaması ile ilk altı sırayı belirlemeleri ve yeni
kurulan üniversitelerde adayların doğrudan YÖK’e başvurması ve YÖK’teki
sıralanma süreci ve Cumhurbaşkanınca atanması ile yaşanan tartışmaların etkisi İstanbul
Üniversitesi Rektörlük seçimi nedeniyle halen devam ediyor. Halen dünyada
benzeri olmayan ve hangi ölçüte göre rektörün seçildiğinin bilinmemesi
üniversitelerde ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Sorunun köklü
olarak ülkemizin ağırlığına yakışır şekilde ele alınması ve çağına uygun bir
yüksek öğretim modeline kavuşturması kaçınılmaz olmuştur. </p>
<p><b>Üniversitelerin Yönetici Seçme Tarihi </b></p>

<p>Geçmişte üniversitelere üst yönetici belirleme
şeklini ve yöneticilerin üniversiteye yakışır ağırlıktaki etkilerini
okuduklarımızın dışında pek bilmiyorum. Üniversitelerde r<span>ektörlerin ‘eğilim
belirleme ve atanma ile göreve gelmeleri sorunu uzun zamandır şekil ve
şablon olarak beni ve pek çok kişiyi meşgul etmektedir. Ancak nitelikli bir
yönetim anlayışı ve yönetim modeli henüz geliştirilemedi. </span></p>

<p>Türkiye üniversitelerinin rektör
belirleme süreci üniversite tarihine kadar geri gider. Üniversitede rektör
1933’ten 1946’ya kadar, Milli Eğitim Bakanı’nın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’nın imzaladığı üçlü kararnameyle atanırdı.
Ancak üniversitelerin özerkliğine
aykırı olduğu gerekçesiyle 1946 yılında çıkarılan yasa ile Rektör seçme
yetkisi üniversitelere bırakıldı. İki yıllığına ve fakülteler arasında
dönüşümlü olarak rektörlük seçimi profesörlerden
oluşan kurul tarafından yapılmaya başlandı. Şu ana kadarki en ileri yüksek
öğretim yasası olan ve özerk üniversite anlayışını en iyi yansıtan sistem 1973
yılında değiştirildi ve üniversitenin tüm öğretim üyelerinin seçtiği kişinin
rektör olması formülü uygulandı. 1982 yılında hazırlanan YÖK yasası orijinal
hali ile rektör atamasını öneriyordu, 1992 yılında yapılan bir düzenleme ile
YÖK yetkiyi elinde tutmak için 6 kişilik aday belirleme sürecini usulen
üniversiteye soruyor. Son olarak İstanbul üniversitesinde yapılan eğilim yoklamasına
katılarak yarışan 14 adayın aldığı oyların yüzde dağılımı en yüksek oy alan
aday %20 çıvarında oy almıştır. Ayrıca biri hariç ilk altı sıraya giren adaylardan
birinci ve ikinci sıradaki adayların üniversitenin yarısını oluşturan iki tıp
fakültesinden geliyor olması geçmişten beri var olan oy potansiyeli yüksek olan
fakültelerin üniversite yönetimlerini alıyor tartışmasını yeniden
alevlendirmiştir. </p>

<p>Bu durum
üniversitelerde tıp fakülteli ağırlıklı öğretim üyelerinin oyları nedeniyle
Oktay Ekşi’nin ifadesi ile ‘tıp
doktoru’ndan başkasını rektör olmasını pratikte neredeyse tümden
kaldırıyor. Ancak tıp fakültelerinin ağırlıklı olduğu üniversitelerde de
sonuçta tıp kökenli adayların çoğunluğu elde etmesi hep tartışma konusu
olmuştur. Bunun için geçmişte olduğu gibi değişik disiplinlerde sıra ile
rektörlüğe aday gösterilmesi güçlü bir şekilde gündeme gelen seçeneklerden
biridir.</p>
<p><b>Aktif Rektör Adayları, Pasif Oy Kullanıcıları</b></p>

<p>Üniversitelerde
rektör adaylarının belirlenmesi işleminin başladığı 1991 yılından bu yana
genelde gerekli cesareti gösterip aday olan kişiler dışında oy kullanma
konumundaki öğretim üyeleri ise pasif ve çoğu zaman şu seçim bitse de kurtulsak
der niteliktedir. Adayların tek tek ziyaretlerinin bazı kişiler üzerinde
yarattığı psikolojik rahatsızlık dışında yaratılan atmosfer ister istemez
kazanma ihtimali olan adaya kaşı farklı bir durum sergileme veya beklentisini
açıklaması yanlış anlaşılır duygusu kişileri ister istemez tedirgin etmektedir.
Aslında üniversitelerde beklenen aktif yurttaşlık bilincinin gereği olarak
süreci kendisinin belirlemesi, ne aradığını meslektaşları ile oturarak
konuşması ve gerektiğinde taraf olarak nasıl yönetilmesi gerektiğini belirlemesi
gerekir. Ancak gelin görün ki üniversiteler bugün arzulanan aktif yurttaşlığın
gerisinde pasif kalmayı, kendi gelecekleri açısından güç ilişkisine uygun
davrandığı görülmektedirler. Öğretim üyesinin seçimlere güç ilişkisi kaygısı
ile girmesi öğretim üyesinin üniversite içinde, ve dışındaki saygınlığını
sorgular duruma getirmektedir. Yaşadığımız süreç ile oluşturulan öğretim üyesi
profili arasında ciddi bir ilişki görülmektedir. Ülkemizin üniversite ve bilim
politikasına yön verenlerin konuyu yeniden analiz etmesinde büyük yarar
görülmektedir.</p>
<p><b>Üniversiteler Üniversitelik
Bilincinin Oluşması İçin Proje Üretemedi </b></p>

<p>Üniversiteler toplam bir toplumsa dönüşüm kazandıracak bütün faktörleri
dikkate alacak uzun erimli bir plan program sahibi olmadığı gibi bunu yaratacak
kadroları ve düşün insanlarını da bünyesinde barındırmadı İnsan davranışlarının
değişiminde, üniversitelik bilincinin oluşmasında üniversite yönetimleri
yetersiz kalmışlardır.&nbsp; Üniversiteler
üniversite iklimini yaratarak, insanın üniversitede farklı bir bakış açısı
kazanmasına olanak sağlayamadığı gibi gelişimi savunan diri unsurlarda
istenmemişlerdir.</p>

<p>Düşünen gerektiğinde sorgulayacak, itiraz
edebilen&nbsp; kadroları oluşturmadığı içinde
bugün Türk bilim hayatı çoğunlukla bilimsel niteliği düşük makale üretmenin
ötesine geçememiştir. Üniversite yönetimleri siyasi partiler anlayışına uygun
olarak iktidarda kalma pahasına bilimsel niteliği yüksek akademisyenler yerine
yer yer seçmen nitelikli kişileri kadrolara almaktan çekinmemişlerdir. Ancak
üniversiteler bilimsel olarak kısırlaşırken, çoğunlukla belediyecilik faaliyetlerinde
iyi işlerin yapıldığı görülmüştür. </p>

<p>Üniversitelerimizin bugün işlememsinin bir çok
nedeni olmasına karşın bunlardan bir tanesi de bugünkü adı seçim olan ancak
kendisi olmayan yöntemden kaynaklanıyor. Açık ifade ile üniversitelerimizde
yaşanan eğilim belirlemesinde adaların öğretim üyesinden oy almak için de en
ucuz yöntemi benimsedikleri görülmektedir. Proje ortay koymak, geleceği
planlamak yerine kadro almak, bir yere yönetici atanma, bir komisyona seçilme
beklentileri artık yerine, lojmana girebilme, klima ve lap top almaya kadar
gittiği ve bunun yerel seçimleri anımsattığı kamuoyu tarafından sıkça
konuşulmaktadır. </p>
<p><b>Sorun Sistemden Kaynaklanıyor</b></p>

<p>Alman
(Avrupa) modeline göre örgütlenen üniversitelerimiz 2547 Sayılı Yasa ile kendi
kendini yönetemez duruma getirilmiştir; başlangıçta rektörün belirlenmesi
tümüyle YÖK Başkanının önerisi ile Cumhurbaşkanına bırakılmıştı. Daha sonra
yapılan itirazlar üzerine seçim ve atama karışımı esaslar getirilmiş, ancak bu
da tartışmaları önleyememiştir. </p>

<p>YÖK
yöneticilerini belirleme sistemi ile dünyanın değişik ülkelerinde gördüğümüz
yönetici belirleme sisteminin birbirinden çok farklı olduğu görülmektedir.
Mevcut hali ile niteliği belli olmayan çoğunluk esasına dayalı adaylık süreci
ile üniversitenin kendi içinde 6 aday belirlemesi, sonrasında YÖK’ün ölçütünün
ne olduğu bilinmeyen bir şekilde üç adayı Cumhurbaşkanlığının takdirine sunması
ve bunlardan bazen birinci sıranın dışındakilerden birinin rektör olarak
atanması ölçütünün de bilinmemesi hep tartışma konusu olmuştur. Ancak
üniversitelerin buna karşın kendi içinde yöntem geliştirmemesi, örgütlenip ne
istediğini açıkça belirtmemesi, yönetime büyük vaatlerle gelen yöneticilerin
kısa sürede gücün etkisinde kalarak bir daha seçilmek için her türlü yolu mubah
görürcesine taviz vermesi ve üniversitenin yapısına uygun açılımları
sağlayamaması üniversitelerin kamuoyu gözünde kötü sınavlar vermesine neden
olmuştur. Dolayısıyla üniversitelerde adı seçim olan sürecin tarafgirlik
yarattığı, istenmeyen tartışmaların doğmasına neden olduğu, geniş bir kesimde
üniversitelere seçimin zarar verdiği yönünde güçlü izlenimler doğurmuştur. </p>
<p><b>Mevcut Seçim Sistemi Mahalli
Seçimleri Çağrıştırıyor </b></p>

<p>Maalesef ülkemiz büyüklüğüne yakışır çağcıl bir
yüksek öğretim yasasına kavuşamadığı için üniversite yönetimlerinin
belirlenmesinde uygulanan seçim, mahalli idare seçimlerini çağrıştırmaktadır.
Bilim ve felsefenin işlendiği özerk alanlar olarak bilinen üniversitelerin
kendi yönetim modellerini ve yöneticilerini nasıl belirleyeceklerini nitel
kriterlerinin bugüne kadar resmi düzeyde olmasa bile çoktan belirlenmiş olması
gerekirdi. Maalesef son 26 yılda üniversiteler birer devlet dairesi gibi
görüldüğü ve üniversite sorunları tartışılmadığı için üniversite nedir, nasıl
yönetilmeli, kimler yönetmeli gibi sorular üniversite içinde cesaretle
sorulmadı. Üniversitede sorgulama, tartışma yapılmadığı için üniversitede
yetişen akademik kadrolar da üniversiteyi olduğu gibi tanıyamadı ve bu
boşluktan yaralanılarak oluşan yönetim şekilleri de üniversiteyi üniversite
yapma ortamına ve iklimine taşıyamadılar. Akademik atmosferden yoksun ortamda
çoğu zaman bilim insanları da genel havaya uyarak maalesef üniversite gibi ulvi
bir kurumun omuzlarımıza yüklediği ağırlığı taşıyacak olgunluğa erişmediği de
görülmektedir. Bu durumda üniversitelerin kendi iç dinamikleri içinde
sorgulayıcı gerektiğinde deşifre edici şekilde yönetilmesini sağlamamakta ve
üniversite bu bağlamda zemin kaybetmektedir. Üniversitelik bilincinin olmadığı,
üniversitenin yerel yönetimlerden farklı yönetilmediği yerde üniversite olmaz
ve itibar kaybeder. Oysa unutmamak gerekir ki üniversite gibi kurumlar itibar
kaybettiğinde toplum nezrindeki itibarımız da zedelenir. Kaldı ki yerle
yönetimler üniversitelere değil, üniversiteler diğer kurumlara modellik yapması
gerekir.</p>
<p><b>Üniversitelerde Seçimler Verimliliği Düşürüyor</b></p>

<p>Seçimlerde
üniversitelerin tansiyonun yükseldiği, bilimsel verimliliklerinin düştüğü çok
sık konuşulmaktadır. Açıkçası neredeyse üniversitelerde seçimler en az bir yıl
öncesinden başlamaktadır. Birinci dönemde atanan rektörleri ilk günden ikinci
döneme yönelik çalışmaktadırlar. Adaylar oy hakkı olan öğretim üyelerini önce
tekrar tekrar ziyaret ederek ve sonrada genel birim ziyaretleri ile binlerce
saatlik yorucu çabalar ile kendilerini ve varsa projelerini anlatmaya
çalışmaktadırlar. Bu süreç üniversitelerde verimliliği ister istemez ciddi
şekilde düşürmektedir. Özellikle rektör eğiliminin olduğu yıl araştırmaya değer
bir konu olarak bilimsel üretimin ve verimin düştüğü görülecektir. Doğal olarak
eğilim yoklama süreci ayrılıklar, küskünlükler, kutuplaşmalar yaratığı,
adayların bir birini yıprattığı bilinen gerçeklerdir. </p>

<p>Bu bağlamda üniversitelerin genelinde bu hali ile
üniversitelerde eğilim yoklaması üniversiteye zarar vermiş, yanlış akademik
kadrolaşmalara neden oluş ve üniversiteler kendi içinde ayrışmıştır.</p>
<p><b>Mutlaka Üniversitelerin Nitel Seçim Sistemine Geçilmesi Zorunluluk Arz
Etmektedir. </b></p>

<p>Bu bağlamda
çok acil olarak nitelikli yönetici belirleme ölçütlerinin oluşturulabilmesi,
kısır tartışmalardan uzak, önceden tahmin edilebilir, atandıktan sonra da neler
yapıp yapmayacağı kurumsal sınırlar içinde öngörülebilir modellere ihtiyaç
bulunuyor. O zaman, üniversite kamuoyu da işini gücünü bırakıp böyle bir
süreçte çok zaman ve enerji kaybetmez, herkes için daha verimli ve huzurlu bir
çalışma atmosferi sağlanabilmiş olur.</p>

<p>Dilekler
böyle de bugünkü YÖK sistemi buna çok uygun mu? Bu çok tartışılır ama en
azından kendi üniversitelerimiz olarak YÖK’e ve diğer kurumlara örnek modeli
bizler oluşturabiliriz.</p>
<p><b>Üniversiteler Olarak Bizden Beklenen Nitelikte Seçim Modelleri
Geliştiremedik</b></p>

<p>Yakın geçmişe kadar rektörlük seçimlerinde
üniversite içi dengeler kısmen dikkate alınıyordu, ancak son yıllarda
üniversite dışı dengeler daha çok dikkate alınır oldu. Rektör belirleme
silsilesindeki belirsizlik süreci hep üniversite dışı faktörlerin etkisine
maruz bırakılmış, bu dönemde ise bu husus çok daha fazla konuşulur duruma
gelmiştir. Bütün bu nedenler ve üst yönetimlerinin belirlenmesinde belirli
kriterlerin olmaması ve buna bağlı olarak yaşanan zincirleme birçok olay
nedeniyle günümüze kadar nitelikli bu işi yapabilecek öğretim üyelerinin
üniversite yönetimlerine aday olmaktan çekindikleri görülmüştür. Rektör
yetkilerinin fazlalığı, kuruların çalıştırılamaması, sistemsizlik ve bazen de
fazla sistemlilik, üniversite içi demokratik tartışma ve eleştiri mekanizmanın
çalıştırılamaması üniversiteleri bir şekilde pasifize etmiştir. </p>
<p><b>Üniversiteler Kurumsal Kültür ve Sistem Oluşturamadı</b></p>

<p>Uzun zamandır Türkiye'nin en ciddi sorunu olarak,
kurum kültürü sağlayamaması, sistemsizlik ve seçim kriterinin oluşturamaması
olarak ifade edilebilir. Üniversiteler toplumun bir yansıması olarak ciddi bir
kurum kültürüne sahip olmadığı gibi topluma öncülük edecek örnek modeller de
oluşturamıyor. En azında şu ana kadar yaşanan tecrübelerden görüldüğü gibi
kendisini nasıl yönetmesi konusunda kendi iç demokrasilerini geliştiremediler
ve buna ilişkin kriterler oluşturamadılar. </p>

<p>Üniversitelerin kendilerinden beklenen bilim ve
toplumu aydınlatma işlevini yapmasını sağlayabilecek, verimliği sağlayacak
yöntemler ve buna uygun politikaları yürütecek adayları belirleyememesi
üniversitelere yüklenen öncü rolleri bir yana bırakın, hepimizi tartışılır
kılmaktadır. Son dönemlerde üniversitelerin hiç de hak etmediği şekilde ciddi
şekilde içerikten yoksun, şablonculuk ve şekil üzerinde tartışılır hale
getirilmesine karşın, üniversitenin de sonuç da soru sorabilen ve farklı
alternatifler üretebilen bir nitelikten uzaklaşmasının bunda etkisi olduğu
kestirilebilir. </p>

<p>Bu bağlamda üniversite rektör adaylarının
belirlenmesinde yaşanan yöntemsizlik ve bireysellik veya tarafgirlik sorunu,
üniversitelerimizi ileride daha çok aşındıracağa benziyor.</p>

<p>Yaşanan bir sorun varsa, bunu görmemezlikten gelerek
durumu kurtaramayız. Pratik arayışlar da bizlere yakışmaz. Başkaları da
çözmeyeceğine göre bu sorunları, çözüm adresi de her halde öncelikle üniversite
bileşenleri olsa gerek.</p>
<p><b>Üniversiteler Model
Geliştiremez, Kendi Sorununa Bile Çözüm Üretemez mi?</b></p>

<p>Önümüzdeki günlerde konunun tartışılmasına kendi
penceremden devam edeceğim.&nbsp; </p>

<p></p>

<p></p>

<p><b>Not: Sayın Hocam, bazılarınızın
e-posta adresi bir şekilde makinemdeki adres listesine takılmıştır. e-posta
almak istemeyenler lütfen belirtin isminizi listeden çıkarırım. Şimdiden
ilginize teşekkür ederim. Saygılarımla </b></p>
<p></p>
<p><b><span>Rektör Olmanın Yazılı Kuralı Var mı?</span></b></p>

<p><b>Üniversitelerde Seçim Sistemleri-3</b></p>

<p><b>Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, Çukurova Üniversitesi, <a href="mailto:iortas@cu.edu.tr">iortas@cu.edu.tr</a></b></p>

<p>2008 yılı içinde
Üniversiteler yönünden değerlendirildiğinde en çok eleştiri konusu yapılan
rektör atamaları idi. Atamaların şekli kadar atanan adayların liyakati da
tartışama konusu edilmiştir. Her biri 30-40 bin öğrencisiyle birer orta
büyüklükte şehre denk düşen üniversitelerin mali yönden yönetim zorluğu kadar
bilimsel yönetim zorluğu da işin içinde girince doğal olarak rektörün kim
olması halen ciddi sorun olmaktadır. Hele yeni üniversitelerin başta akademik
kadro olmak üzere her yönü ile şekillenmesinde rektörün bakışı, bilgisi ve
görüsü son derece etkili olduğu için rektör en temel belirleyici olarak çok
önemsenmektedir.&nbsp; </p>

<p>Bununla birlikte
REKTÖR SEÇİLECEK ADAYIN ÖZELLİKLERİ NE OLMALI sorusuna, ne YÖK ne de
üniversiteler kendi içinde bir cevap verebilmiş değillerdir. Ayrıca üniversite
dinamikleri de bu konuda bir araya gelerek kendilerinin ne aradığını belirten
bir talep oluşturamamışlardır. Yapılan küçük çaplı talepler YÖK tarafından
dikkate alınmamış, üniversitelerde seçimden seçime verilen sözler ise “seçim
sözü” olarak buharlaştığı için her dört yılda bir kısır bir döngü gibi
tekrarlanmaktadır. </p>

<p>“Rektör kim
olmalıdır? Sorumlulukları ne olmalıdır? Ne tür özelliklere veya ehliyete sahip
olması gerekir? Veya tersinden kimler rektör olmamalıdır?” sorularının şu ana
kadar herhangi bir yasal tanımı ve ölçütü olmadığı gibi, geleneksel değerler
yönünden de herhangi bir ölçüsü bulunmamaktadır. Yasal olarak “her profesör
rektör olmak için aday gösterilebilir” deniyor. Ancak yaşanan 27 yıllık tecrübe
üniversitelerin ve Yüksek Öğretimin artık bir kriter oluşturması zamanın gelip
geçtiğini göstermektedir.</p>
<p><b>Rektör Olmanın Yazılı Kuralı Var mı?</b></p>

<p>Rektörlük yazılı
olmayan çok önemli sorumlulukları ve hünerleri gerektirmektedir. Rektörlerin
entelektüel birikimi, bilimsel bakış açısı, dünyadaki gelişmeleri yakından
takip eden ve bu çerçevede üniversitesini bilinenlerin ötesinde ileriye taşıma
özelliğine sahip olması gerekir. Üniversite yöneticiliği yazılı olmayan bir
takım hünerleri gerektirmektedir. Üniversite yöneticisi bilim adamlığı bilgisi
yanında, yöneticilik becerisi, bilimsel sezi, öngörü ve kuşkuculuk gibi temel
özelliklerin olmasını gerektirir. Üniversiteye gelen genç öğrencilerin statik
durağan bilgi ile değil daha dinamik ve geleceğin ufukları ile yönetilmeleri
bir tarihsel zorunluluk teşkil etmektedir. Üniversite yöneticisi pür yönetici
olmadığı için ki asıl işi yöneticilik değil, tamamen bilim yapmaktır, kurumu
tek başına değil, değişik konularda bilgi sahibi deneyimli ancak eşit düzeyde
saygın, üniversite öğretim üyelerinin uygun gördüğü senato üyeleri, danışman ve
çalışma grupları ile yönetme ve koordinasyon yaratma yeteneğine sahip olması
gerekir.&nbsp; Üniversite yöneticileri bu
bağlamda belki sandıktan çıkamaz, ancak üniversitede bu bağlamda sandığa da
gerek yoktur. </p>
<p><b>Rektörün Görevi Ve Sorumlulukları</b></p>

<p>Geçmişten beri
rektörler, üniversitenin en yetkin, bilimsel ve felsefi düşünme ağırlığı olan,
erkini ispatlamış kişiler olarak bilinir. Gelişmiş üniversite rektörlerinin
görevi ülkeden ülkeye bazı değişiklikler içermekle beraber daha çok
araştırmaları koordine etmek, eğitimin nitelikli ve sağlıklı yürütülmesi
yanında genel denetim yapmak şeklindedir. Üniversiteye proje ve para kazandırma
ile ilgilenir. Ve üst yönetimlere hesap vermekle yükümlüdür. Rektör daha çok
üniversiteye proje, akademik kadro ve mali kaynak bulmakla ilgilenir.
Üniversitesinin dışarıda nasıl temsil edileceğini belirler; öğretim
birimlerinin ve üyelerinin bütçe ve maaşlarını dağıtmak ve bilimsel gelişmeleri
izlemek de rektörün görevleridir. </p>

<p>Rektörün en
büyük görevi, üniversitede bilimin yapılması için üniversite özerkliğini bilim
adamlarının özgürlüğünü savunmaktır. Üniversite rektörü güçlü akademik
kadrosundan aldığı güçle üniversiteyi ileriye taşıyacak en güçlü motordur.
Demokratik bir yönetim modelinde fakülte organlarına da bilimsel verimlilik
ilkelerine göre yetki ve sorumluluk sağlanması gerekir. Özerk kurul yapıları
tam oluşursa; rektöre fazla iş düşmez ve rektörlük birer eşgüdüm makamına
dönüşür. </p>

<p>Üniversite
rektörü herkesten önce hukukun üstünlüğüne inanan, üniversitelik bilinci
gelişmiş, bilimsel erkini ispatlamış, insanlara hak ve özgürlüklerine saygılı,
hiçbir konuda ayrımcılık yapmayan, herkese eşit uzaklıkta durabilen, demokrat,
hoşgörülü, eleştiriye katlanabilen, esnek ve saydam, sözüne güvenilir, olaylar
karşısında karalı tutum sergileyen bir kişi olmalıdır. Rektör giydiği beyaz
binişin ağırlığına yakışır ölçüde açık, saydam, adaletli, engin bilgisi ve
görgüsü ile bilim ortamına yakışır bir ağırlık kazandırmalıdır. </p>
<p><b>Rektörlerin Olmanın Genel Nitelikleri Ne Olmalıdır? </b></p>

<p>Üniversite gibi
niteliğin ve ilkelerin konuşulduğu ortamlarda adayların en azından bazı somut
ve ölçülebilir niteliklerinin olması istenebilir. Son yapılan atamalara yapılan
eleştirilerde adayların bir kısmının liyakat yerine taraf olma duygusu ile
atandığı yönünde. Bir önceki dönemde de mutlak rektör olacak adaylardan bazı
temel özelliklerin aranmasını istemiştik (Ortaş, 2006; Rektör Adaylarını
Belirleme ve Atama Stratejileri. Üniversite ve Toplum. Aralık 2006, Cilt 6,
Sayı 4). </p>

<p>Konuya ilişkin
değişik ülkelerdeki yöntemleri ileride tartışacağım, ancak bazı temel sorular
sorarak en azında üniversite gibi bilimsel ve idari yükü ağır bir kurumun
başındaki kişinin yetkinliğinin ne olması sorgulanabilir. Şöyle ki;</p>

<p>Rektör adayının
bilimsel altyapısı nedir? </p>

<p>Bilim politikası
var mı? Ya da böyle bir politikanın gerekliliğine inanıyor mu?</p>

<p>Rektör olarak
yönetmek istediği üniversitenin vizyonu ve misyonuna sahip mi? Veya kafasında
böyle bir kurgusu var mı?</p>

<p>Üniversiteyi
temsil yeteneği yaşamın her yönü ile nedir?</p>

<p>Ulusal ve
uluslar arası ilişkileri, kaç yayın yapmış, araştırma yapma ve proje üretme
kapasitesi, patent veya buluşu var mı nedir?</p>

<p>Yetiştirdiği kaç
bilim adamı var veya bilim adamı yetiştirmiş midir?</p>

<p>Yabancı dil
bilgisi ve düzeyi nedir? Yabancılarla görüşmesinde tercümana ihtiyaç duyuyor
mu? </p>

<p>Kaç ulusal ve
uluslararası kongre düzenlemiş, kaç, toplantı, çalıştay düzenleme, görev alma
veya kongreye katılmış ve sunu yapma düzeyi ve kapasitesi nedir?</p>

<p>Uzmanlık alanı
dışında entelektüel yönü nedir? (bilim ve sanat alanına olan etki ve katkısı
nedir?)</p>

<p>Ne tür dersler
veriyor ve ders materyali üretmiş mi?</p>

<p>Patent, buluş
sahibi midir?</p>

<p>Kaç sosyal
etkinliğe önderlik etti? gibi bazı somut ve ölçülebilir sorgulamalar
yapılabilir.</p>

<p>Her şeyden önce
adayın entelektüel birikimi, kişiliği, karakteri insan ilişkileri ve güven
ilişkisi başta olmasa olmaz özellikler olmalıdır. Ayrıca hesap verilebilirlik
düzeyi önemlidir. </p>

<p>Sorunlar ile baş
edebilme becerisi yanında dışarıya karşı üniversite özerkliğini ve akademisyen
özgürlüğünü savunabilme kapasitesinin olması tercih edilebilir. Ayrıca analitik
düşünme kapasitesi gibi insana güven veren, duruşu olan, doğruya doğru, eğriye
eğri diyen insanların seçilmesi öğretim üyesine, öğrenciye ve halka güven
vermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde toplumun üniversiteye
ve bilime olan güveni daha da sarsılacaktır. Çok da haksız sayılmazlar.</p>
<p><b>Rektör nitelikli, objektif ve hesap verebilir,
seçenler ise nitelikli ve özerk olmalıdır</b></p>

<p>Genelde iki
yönetim modeli vardır:</p>

<p>1.&nbsp; Güçlü, tek söz sahibi, (ancak en küçük
başarısızlığa tahammülü olmayan), rekabet ve liderlik (Başarısız olduğu anda
görevden alınan Amerika’daki atama modeli) modeli.</p>

<p>2.&nbsp; Paylaşımcı, gücünü kurullardan alan temsili
yönetim (Demokratik yönetim) modeli.</p>

<p>&nbsp; İşte en çok konuşulan konu budur.
Görülen odur ki ülkemizde 27 yıldır uygulanan atama modeli başarısız olmuştur.
Bu nedenle Türkiye koşullarında, yalnız batılı ölçeklerde bilimsel ve yönetsel
ölçütleri belirlenmiş kişiler (aynı üniversiteden olması gerekmez) aday
olabilmelidir; öğretim üyelerinin tamamı ile öğretim/araştırma görevlileri,
öğrenciler ve diğer çalışanların da belirli oranlardaki temsilcileri seçimde oy
kullanabilmelidir. Bu doğrudan seçim yerine nitelikli seçim şeklinde olabilir.
Ama öncelikle bu nitelikli grupların tam özerkliği olmalıdır. Ve seçilmenin
bilimsel ve yönetsel ölçütlere bağlı olması gerekir (Bu konuyu ileride
işleyeceğim). </p>
<p><b>Rektörler Kurullara ve Demokratik Yollarla Oluşacak
Özerk SENATO’ya Karşı Sorumlu Olmalıdır</b></p>

<p>Mevcut YÖK
yasada rektörün geniş yetkileri vermekte, ancak ne şekilde ve kime hesap
vereceği belirtilmemiştir.&nbsp; Bunun için ya
rektörlerin yetkileri kurullara bırakılmalı, ya da rektör kurullara karşı bu
yetkilerini kullanmaktan dolayı sorumlu hale gelmelidir.&nbsp; Hem denetim olanaklarının hiç bulunmadığı,
hem de yönetici konumundaki rektörlerin “mutlak” yetkilere sahip olduğu bu YÖK
yapılanması ile üniversitelerin bilimsel verimliliğinin geliştirilemeyeceği
açıktır. Bu nedenle üzerinde çalışılan tasarıda mutlak yetkilerle donatılmış
güçlü rektör yerine, karar süreçlerini seçilmiş organlarla paylaşan, katılımı
teşvik eden, üniversitenin yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir kurum değil, tam
tersine aşağıdan yukarıya doğru demokratik bir biçimde yapılanmasına katkı sağlayabilecek
bir rektör öngörmek daha gerçekçi olacaktır.&nbsp;
</p>

<p>Mevcut hali ile
rektör yetkileri fazladır ve bu gücün kurumun işleyişine zarar verdiği uzun
zamandır konuşuluyor. Rektörün senato ve yönetim kurlu görüşlerini organize
etme ve denetim görevini içerecek yeni bir görev tanımının yapılması gerekiyor.
Rektörün mutlaka yetkiler sınırlandıracak, senato ve yönetim kurulularını etkin
kılan bir yapılanma sağlanarak rektörün hesap verilebilirliği sağlanmalıdır.
Üniversite rektörünün atanmasını yapan kurul aynı zamanda görevde alabilmesini
de sağlayabilmelidir. Üniversite rektörü bu bağlamda atanmışlardan değil
seçilmişlerin senatosuna karşı sorumlu ve hesap verebilir durumda
olmalıdır.&nbsp; </p>

<p>Mevcut YÖK
yasada rektörün geniş yetkileri vermekte, ancak ne şekilde ve kime hesap
vereceği belirtilmemiştir. Açıkçası üniversite üst yönetimlerini denetleme ve
denetim mekanizması mevcut yasada bulunmamaktadır. Dünyanın değer
üniversitelerinde rektörlerin hesap verilebilirlikleri hem yasal hem de
üniversite kamuoyunun baskısı ile sağlanmaktadır. H. Rosovsky, 'Üniversite'
adlı kitabında, ifade ettiği gibi "Harvard'ın rektörü aynı şehirdeki
yönetim kuruluna, yönetim kurulu ise gözetim kuruluna karşı sorumludur"
diyor.&nbsp; </p>

<p><b>Hesap Üniversiteye Verilmelidir</b></p>

<p>Bu bağlamda
üniversitelerde oy kullanma yerel seçimlerde olduğu gibi dört yılda bir sandığa
oy atılması gibi algılanmamalıdır. Üniversiteliler olarak her an oyumuzu ne
için kullandığımızı hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekir.&nbsp; Rektörlerin hesap verilebilir noktasına
getirilmesi için üniversitelerin aktif mensupları veya örgütlü organları
(Öğrenci Dernekleri, Öğretim Elemanları Dernekleri, Sendikalar, Mezun
Dernekleri ve ilgili platformlar) sisteme dahil edilmelidir. Fakültelerin özgür
iradesi ile oluşuca bir senato’ya rektörü geri çağırma yetkisi tanınıp
tanınmaması üzerinde de ciddiyetle durulmalıdır.</p>

<p>Özet olarak
bugün üzerinde çok tartışma yaratılan rektör atanmasında üniversite dışı
etkileri asgariye çekecek, herkesin üzerinde anlaşabileceği, kendi alanında
temsil yeteneği olan üniversiteyi bilimsel yönden yönetebilme becerisi olan
adayların üniversiteye atanması için ÖLÇÜTLERE ihtiyaç duyulmaktadır. Bu
vasıflara sahip adayların üniversite bileşenlerinin de nitel katkısı ile
üniversite ortamında tespit edilmesi üniversiteleri rahatlatacaktır. </p>

<p>Bir çok
üniversiteden bir çok akademisyenin ve öğrencilerden edindiğim bilgi, rektörün,
öncelikle üniversite konseptini bilen, bilimsel yeterlilik sahibi, ulusal ve
uluslararası deneyimi olan, vizyon ve misyon sahibi yetişkin birey özelliği
gösteren, sosyal sorumluluğu olan, üniversitesini ileriye taşıyacak bilgi ve
enerjiye sahip, bilimden yana taraf olacak objektif ölçülere sahip kişilikler
tarif edilmektedir.&nbsp; </p>

<p>Tabii bir büyük
sorun da, kurulların ve birimlerin dikkate alınmaması ve yerleşik bilimsel
gelenekler üretilememiş olmasının sonucu her türlü tartışmanın taşıyıcı rektör
arayışına mahkûm edilmesidir. Üniversitelerimiz rektörlükleriyle değil de diğer
çalışmaları ile anılmaya başladığı gün, çağdaş bilim ve uygarlık düzeyine daha
yaklaşmış olacağız. Umarım bu hedefe ulaşabilmek çok uzun bir zaman almaz.</p>
<p>Not: Sayın Hocam, bazılarınızın e-posta adresi bir
şekilde makinemdeki adres listesine takılmıştır. e-posta almak istemeyenler
lütfen belirtin isminizi listeden çıkarırım. Şimdiden ilginize teşekkür ederim.
Saygılarımla </p>

<p>&nbsp; </p>
<p>&nbsp;<b>Üniversite Yöneticilerinin Önceden
Belirlenmesi Kamu Üniversitelerinde Uygulanabilir mi?</b></p>

<p><b>Üniversitelerde Seçim Sistemleri-7</b></p>
<p><span>Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, <b>Çukurova Üniversitesi, <a href="mailto:iortas@cu.edu.tr"><span>iortas@cu.edu.tr</span></a></b></span></p>
<p><b>Kamu Üniversiteleri Kendi Yöneticilerini Belirleme Modeli Geliştirmelidir</b></p>

<p>Üniversitelerimizin en tartışmalı konularından
biri olan rektör belirleme ile ilgili olarak Sabancı Üniversitesi yeni bir
model uygulamaya başlatmaktadır. Rektörlük görev süresi 1 Ağustos’ta dolan
Prof. Tosun Terzioğlu yerini Ocak 2009 tarihinde belirlenen Prof. Dr. Nihat
Berker’e bırakıyor. Model biraz da büyük şirket anlayışına benziyor. Prof. Dr.
Nihat Berker, 2009’da Koç Üniversitesi’nden, Hürriyet Gazetesinden <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12184311.asp?yazarid=44"><span>Vahap MUNYAR</span></a>’ın ifadesi ile&nbsp; “rektör adayı planıyla transfer edilmiş”.
Klasik üniversite anlayışında transfer anlayışı kulağa pek hoş gelmiyor. Çünkü
bilim&nbsp;kişiliği para ve servet ile ölçülemeyecek kadar ulvi bir payedir.</p>

<p>Sabancı Üniversitesi bir vakıf üniversitesi olarak
bir sahiplik konumundadır. Mütevelli heyeti ile yönetiliyor ve heyette belirli
kişilerden oluşuyor. Mütevelli heyeti kendi yöneticilerini birinci elden
belirliyor. Ancak kamu üniversitelerinden bu modelin uygulanması tartışmalı ve
zor görülüyor. Ancak kamu üniversitelerinin başta YÖK ve Cumhurbaşkanlığı
makamının üniversite yöneticileri belirlemesi ve atanması konusunda
uygulanabilir yöntem ve model geliştirmesi gerekir. Kamu üniversitelerinin
mütevelli heyet yerine mutlaka kendi kriterlerini ve ölçütlerini oluşturması ve
denetleme mekanizmasını da geliştirmelidir. </p>
<p><b>Rektör Göreve Başlamadan
Belirli Bir Süre Önce Seçilmiş ve Eski Rektör İle Çalışıyor Olması Gerekir</b></p>

<p>Ülkemizde üniversitelerde yaşananlardan
edindiğimiz tecrübe, rektörlük seçimi ve ardından yaşanan halef selef durumu
maalesef üniversitelerinin geleneksel kültürlerinin yürütülmesi yerine,
kişiselleştirilmiş ve rektörlerin kendi anlayışlarına göre yönetimi öncelik
kazanmıştır. Üniversite gibi kurumsal kültürü ve bilimsel erki gerektiren
akademik kurumlarda kişisel tercihlerin ön plana çıkması üniversiteleri önemli
ölçüde liyakatten uzaklaştırmış, bu durum beraberinde verimsizliği ve iç
sürtüşmeleri artırmıştır. Bu bağlamda üniversitelerin kişilerden arındırılarak
ve önceden belirlenmiş ölçütler ile üst yöneticilerinin belirlenmesi ve
kurumsal düzeyde yönetim modeli geliştirmesi önemli olmaktadır. </p>

<p>Sabancı Üniversitesi'nin geleceğin rektör adayını
arama konferansı ile ölçütlere bağlı olarak araması ve görev süresinden önce
belirlenen rektörün, mevcut rektörle hazırlık dönemi geçirmesi sürdürülebilir
üniversite yönetimi için önemli bir başlangıçtır. Ayrıca üniversite gibi
kurumlarda bilimsel yetkinlik daha önemli olması gerektiği için üniversitenin
bilim politikasının kesintisiz yürütülmesi için eski ve yeni yöneticilerin
birlikte çalışması önemlidir. Bu modelin kamu üniversitelerinde de uygulanması
bir çok yönden yararlı olacaktır. Eski yönetici ve yeni yöneticilerin birlikte
çalışabilmesi bugünkü rektör belirleme yöntemi ile sağlanamaz. Bunun bir çok
temel ve sistemden kaynaklana nedeni bulunmaktadır. Çünkü üniversitede
üniversite bileşenleri (öğretim üyesi, öğretim görevlisi, çalışan ve
öğrenciler) tam olarak yönetici belirleme ve atama şeklini benimsemiş değildir.
Üniversitelerde yapılan eğilim yoklaması sonucuna göre atanan çoğu rektör
öğretim üyelerinin %20’sinin desteğine bile sahip değildirler. Mevcut hali ile
üniversite yöneticilerinin belirlenmesi ve atanması sistemi liyakat ve
nitelikli yeterlilik yerine kişisel tercihlerin ve tarafgirliklerin ön plan
çıkması ile halef selef durumu oluşmaktadır. Atanan çoğu rektörün ikinci dönem
yeniden üniversitenin desteğini almak ve de atanabilmesi için çabalarlının
üniversiteye etkileri ciddi olarak tartışma konusudur.</p>

<p>Üniversite gibi sürekliliği olan kurumların devir
teslim öncesi mutlaka yöneticiler görev süresinden en azından&nbsp;6 ay-1 yıl
kadar&nbsp;önceden seçilmeli ve eski rektör ile çalışarak süreci tanımalı,
performansını ortaya koyma becerisini gösterebilmedir. Hatta bir önceki
rektörlerin üniversite yönetim kurullarında bulunması bu bağlamda yararlı
olacaktır. Yönetim modelinin temelinde eski yöneticilerin de içinde olduğu
bağımsız bir kurulun iç denetim yapma hakkı tanınmalıdır. Baştan aşağı bağımsız
bilgi sunma özelliğine sahip olacak olan kurullar aracılığı ile ancak
üniversite üniversite niteliği kazanır. Bilim kurumlarının yönetiminin seçim,
tarafgirlik ve benzeri uygulamalardan uzak, bilimsel yeterlilik ve
sürdürülebilirlik ilkesi ile yönetilmeli uygun olacaktır.</p>
<p><b>Üniversitenin
Kendisini Yönetmesi Zorunlu</b></p>

<p>Platon “kendini yöneten dünyayı yönetir”
diyor. Dünyayı yönetmeye talip olan üniversiteler kendilerini yönetemese ne
topluma ne de çağa yön verebilir.</p>

<p>Seçim sistemlerinde, birinin tercihi değil;
hak-hukuk esasında düşünebilme, üretebilme, eleştirebilme, katılma ve denetleme
niteliğini merkeze alan demokrasidir. Yükseköğretim reformu da bu anlamda nitel
bir reform olmalıdır. </p>

<p>Sorun üniversite üst yönetimini belirlemek değil, daha temelden
üniversiteyi yönetmeye talip olan adayların üniversiteye ilk alınmalarında
doğru seçimi yapmaktır. Üniversiteler akademisyenlerini doğru seçer, iyi
yetiştirir ve liyakati ön planda tutarsa, eminim ki kendi bölüm başkanını,
dekanını ve rektörünü de doğru seçecektir. Maalesef doğru bilim adamı
seçemediğimiz için doğru üst yönetim seçiminde de zorlanmaktayız.</p>
<p><b>Demokrasi
Hak Kavramına Dayanır, Seçim Bir Araçtır</b></p>

<p>Seçim Türkiye’de yalnızca oy vermek olarak
algılanmaktadır. Örneğin herkes toplansa ve bir kişinin öldürülmesine karar
verse bu, demokratik bir eylem olarak mı görülecektir? Elbette hayır! Çünkü
demokrasinin birinci kuralı “hak” ve “eşitlik” kavramıdır; aynı yöntemlerin
herkes için geçerli olmasıdır. Bilime, akademisyenliğe, öğrencisine, topluma ve
insanlığa katkı sunma amacını taşımayan herhangi bir yönetim veya reform
arayışı anti-demokratiktir. </p>

<p>Maalesef günümüzde anti-demokratik bir
anlayışla reform tartışması yapılmaktadır. Demokrasinin basit bir seçim
(çoğunluk rejimi) değil, azınlıklar da dahil hak edenin yükselebileceği bir
rejim olduğunu kabul etmek zorundayız.&nbsp;
Kaldı ki, demokrasilerde katılım sistemin sadece bir kısmıdır. Esas olan
diğer kısım ise denetlemedir. Bunun için yurttaşın katılımı, özgürlüğü,
kurulların özerkliği şarttır. Özerklik olmadan katılım ve denetleme, yani
demokrasi olamaz!</p>

<p>Demokrasi yalnızca çoğunluk tarafından seçilmiş olmak değildir; başta
Sayıştay ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu ve sivil toplum örgütlerinin
denetimine açık olmayı gerektirir. Bu gereklilik mevcut YÖK sisteminin en büyük
zaaflarından birini oluşturmaktadır.</p>
<p><b>Seçilme ve Atama Kriterleri
Yeniden Belirlenmelidir</b></p>

<p>Üniversitelerin birinci sorunu haline gelen rektör belirleme sisteminin
zafiyeti üniversitelerde ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Bugünkü
hali ile üniversitelerin yönetim anlayışı ve üst yönetimi belirleme şekli,
mahalli idare şekline benzemektedir. Üniversite öğretim üyeleri tarafından
belirlenen adayların birinci sırada olan dahi çoğu zaman çoğunluğu temsil
etmedikleri de görülmektedir. 6 adayın YÖK’e isim bildirmesi nedeniyle çoğu
üniversitede adayların aldığı oy dağılımına göre %20-30 aralığında oy alarak
birinci olan adayın üniversitenin tam desteğine sahip olmadığı görülmektedir.
Mutlaka çoğunluğun güvenini ve desteğini alan adayların yönetici olması
sağlanmalıdır. Bir defalığına iki dereceli seçim yararlı bir yöntem olabilir.
Atanacak aday en az üniversitenin %50 sinden fazlasını arkasına almalıdır.
Üniversite dışında adaylar gelişmiş üniversitelerde olduğu gibi ilan süreci ile
dosyaları ve projeleri ile üniversiteyi ikna ederek seçime katılabilmelidir.
Üniversitelerin tek adam hâkimiyetinden ve popülizmden uzak, birinci önceliği
bilim olan, paylaşımcı ve kendi içinde geniş istişare ile fikir oluşturan bir
yapıya kavuşturulması gerekir. Bu bağlamda Rektör belirleme ölçütlerinin
mutlaka belirlenmesi, üniversitenin çoğunluğunun benimsediği bilimsel yönden
erkini ispatlamış, belirli bir birikimi olan, yönetim becerisi sergileyebilecek
akademisyenlerin adaylığa daveti daha sağlıklı olacaktır. </p>

<p>&nbsp; Asıl olanın bilim adamlığı
olduğu ilkesinden hareketle adayların yönetici hastalığına yakalanmaması için
bir defalığına seçilmesi üniversite sağlığı için yararlı olmaktadır. </p>

<p>Bazı ülkelerde olduğu gibi rektörlük merkezi rektör ve yardımcı ekibi ile
birlikte üniversiteyi paylaşarak yönetilebilir. Bu bağlamda üniversiteler kendi
dışındaki kurumlara da model alacağı nitelikte nitel seçimler ve yönetim
şekilleri geliştirmelidir.</p>
<p><b>Aday Belirleme Şekli Önemli</b></p>

<p>Mevcut hali ile genelde cesaret gösterip aday olan kişiler sürece
üniversitede oy kullanma hakkı olan kişileri ziyaret etmesi ile başlar.
Belirlenen günde her profesör doğal aday olduğu için kullanılan oyların
dağılımında ilk altı sıraya giren adaylar YÖK’e rektör adayı olarak bildirilir.
</p>

<p>Aday belirlenmesi sürecine çok adayla katılmak her
zaman iyidir. Ancak adayların aday olma biçimi de önemli olmaktadır. Bu
bağlamda kişilerin adaylığını açıklaması iyi, ancak esası yeni önerilerin ve
üniversite politikalarının geliştirilebilmesi konusunda tabandan gelecek
öneriler ile adayların belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Bu bağlamda artık adayların tek tek adaylıklarını
açıklaması yanında hatta belki de daha da önemlisi üniversite dinamiklerinin
kendi içinde geliştirecekleri yöntemler ile ne aradıklarını belirleyebilirler.
Asıl olanı üniversite, yönetim anlayışını belirleyerek buna uygun adayların
kimler olabileceği konusunu gündeme getirmelidir. Ayrıca belirli ilkeler de
netleştirilerek üniversitenin bilgisine sunulmalıdır. Böylece sözde değil de
uygulanabilir ilkeler geliştirilmelidir. </p>

<p>Çoğunlukla oy kullananların örgütsüz olması veya
yukarıda belirtildiği gibi rektör belirleme sürecindeki belirsizlik nedeniyle
pasif kalmakta ve çoğunlukla sürecin dışında kalmayı tercih etmektedirler.
Oylamaya katılanların çoğu bu şekildeki seçimde ehveni şer tercih etliklerini
belirtmektedirler. Ülkemizde ziyaret ettiğim üniversitelerde ve aldığım
yüzlerce e-postadan edindiğim izlenim, üniversite üst yönetimlerine nitelikli
adayların sürecin belirsizliklerinden dolayı talip olmaktan kaçındıkları yönündedir.</p>
<p><b>Üniversite de Seçim
Üniversiteyi Ayrıştırmaktadır</b></p>

<p>Prof. Dr. Osman Demircan, 5 Ekim 2007 tarihli CBT
sayı 1072’de “Bir rektörlük seçiminin ardından” adlı yazısında, üniversitelerde
rektör belirleme seçimin de yaşananları değerlendirdi. Sonuç olarak üniversite
gibi bir entelektüel ortamda dedikodu, karalama, ortalıkta dolaşan isimsiz
mailler, harcanan emek ve boşa giden zamanın önemini vurguluyor. Dr. Demircan
üniversiteleri bu hengâmeden kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini
belirtmektedir. Öneri olarak açık ilanla rektör aranmasını ve belirli kriterlerin
getirilmesini önermektedir. Gerçekten sayın Demircan hocanın dediklerine
katılmamak elde değil. YÖK’ün kuruluşu ve sonrasında yapılan Rektör belirleme
ve atama sürecinin akademik dünyanın yapısına uygun olmayan şekli maalesef
bugün üniversitelere büyük zarar vermiş, yaratılan ayrışmalarla iyice içinden
çıkılamaz bir duruma gelmiştir. </p>

<p>Ne yazık ki yaşananlardan, seçim sürecinde
adayların ister istemez yandaşlarını seçimi kazanan adayın atanması veya
atanmaması durumunda kendisini desteklemeyen veya destekleyen öğretim üyelerine
karşı olan muhtemel tutumu öğretim üyelerini kaygılandırmakta, çalışma barışını
tehdit edebilecek duruma kadar gelebilmektedir. Üniversitelerde yapılan
seçimlerin üniversiteleri kamplaştırdığı, verimini düşürdüğü ve kendi içinde
çalışılamaz duruma geldiği açıktır. </p>
<p><b>Üniversiteler Üst Yönetimlerini Kendileri İç Dinamikleri İle Belirlemeli</b></p>

<p>Doğal olarak her seçim öncesi herkesin kafasında nasıl bir aday uygun olur
sorusu bulunmaktadır. Fakat bunu harekete geçirecek ortak aklı kullanarak,
üniversitelerin yönetim anlayışını siyasi partilerin hizmet yarışı anlayışından
çıkaracak sürece getirmek gerekir. Üniversitelerin üst yönetimlerinin
belirlenmesi süreci bir hizmet yarışı süreci olmakla beraber, tansiyonların
yükseldiği ancak tam bir seçim de olmadığı için sonuçta üniversitelerin iç
enerjilerinin olumsuz yönde heba olmasına neden olmaktadır. Bugüne kadar
yaşananlardan da bazı dersler çıkarılarak geleceğe yönelik bazı mekanizmaların
da oluşması gerekir. </p>

<p>Maalesef bugüne kadar çok büyük vaatler ile yönetime gelen yöneticiler, ilk
günden gelecek seferin hesabını yapmaya ve ne yazık ki ona göre de ödünler
vermeye başladıkları en sık konuşulan konuların başında gelmektedir. Bundan
mutlaka kurulmak için herkesin üzerinde anlaşabileceği objektif yöntemlerin
bulunması için çalışmalar yapılmalıdır.</p>
<p><b>Ne Yapılabilir?</b></p>

<p>Yeni bir özerk yüksek öğretim yasasının
çıkarılması ve üniversitenin bilimsel yeterlilik ve nitelik esasına dayalı
yöneticilerini belirlemesi gerekiyor. Ancak, kısa sürede böyle bir yasanın
gündemde olmamamsı nedeniyle acilen üniversitelerin kendi sistemlerini ortaya
koymaları gerekir. Bunun için öncelikli üniversitenin ne istediğini veya
yaşananlardan ders çıkararak neyi istemediğini net olarak bilmesi gerekir. Ne
yazık ki rektör atanması konusunda net olmayan atama kriterleri ve kamuoyunda
oluşan siyasetin müdahale ettiği algısı bir çok insanın, özellikle de
beklentisi olanların düşüncelerini açıklamaktan uzak tutuyor. Her şeye rağmen
toplumun üniversitelerden beklediği ülkenin sorunları konusunda üniversitelerin
sessiz kalmamasıdır. Üniversitelerin küçük çıkarları için değil, ülke yararına
kendilerine yüklenen sorumluluk bilinci ile davranarak en azından kendi
yönetimlerini kendilerinin belirlemesi konusunda bilimsel yöntem ve model
önermeleri beklenilmektedir. </p>

<p>Öncelikle üniversitelerin; </p>

<p>1. Nasıl bir üniversite istiyoruz sorusunu
sormamız ve kafamızın berrak olması gerekir. Veya nasıl bir rektör istiyoruz?
Tersinden, yaşanan tecrübe ile nasıl bir rektör istemiyoruz sorularının net
olarak kendimize sormamız gerekiyor. Bu soruların sürekli sorulduğu ortamlarda
sağlıklı adayların çıkacağı beklenilmektedir.&nbsp;
</p>

<p>2. Aradığımız üniversiteyi yönetecek rektörde ne
tür özellikler olmalı? </p>

<p>3.&nbsp;
Bu niteliklere uygun adaylar nasıl belirlenir?</p>

<p>4.&nbsp;
Üniversite iç enerjisini tüketmeden nasıl seçime hazırlanır? Sorularını
sorarak kendi içinde beyin fırtınası yaratabilir. Örneğin özerk üniversitenin
birinci koşulu olan ve Afrika ülkelerinde bile uygulanan öğrenci ve diğer
çalışanların eğilimi ve ne düşündüğü küçük anket çalışması ile sağlanabilir.
Üniversite yasada olmamasına karşın, demokratik davranarak gayrı resmi olarak
öğrenci, asistan ve çalışanların nabzı bir şekilde tutulabilir. </p>

<p>5. Üniversiteye yakışır, zekâsı,
karakteri, insani nitelikleri, yönetme becerisi, üniversitelilik bilinci,
projeleri, niteliği olan adayların kendilerini ve projelerini üniversite
kamuoyuna açıklayabilmesi için kendilerine fırsat sağlanabilir. </p>

<p>Üniversite yönetimlerinin
süreklilik içinde eski ve yeni yönetimlerinin birlikte çalışarak yönetimi
devrettikleri ve kurulların çalıştığını ve tek adam hegomanyasının olmadığını
göstererek diğer kurumlar içinde model gösterebilirler.</p>

<p>Üniversitelerin en azından
kendi kendilerini yönetme konusunda bilimsel bilgi ve araştırmaya dayalı,
liyakate önem vererek ve ön yargılardan arınmış düşünce oluşturarak topluma
kendi kendilerini yönettiklerini göstermeleri gerekir. </p>

<p>Gerekirse iki veya daha
fazla ön seçimle en azından üniversitenin %50’sinin takdirini alan adayların
önceden belirlenmesi sağlanabilir. Böylece üniversitelerin kendi içinde
ağırlıklı olarak arkasında durabilecekleri bir adayını YÖK’e bildirebilir.
Böyle bir durumda YÖK veya cumhurbaşkanlığının da daha düşük oy alan bir adayın
atanması yerine üniversitenin tercihine değer vereceği, hatta YÖK veya
cumhurbaşkanlığının da elini güçlendirecektir. Kamu üniversitelerinin kendi
yöneticilerinin çok önceden belirlemesi ve eski yöneticiler ile yeni
yöneticilerin birlikte çalışması için üniversitelerin kendi modellerini
geliştirmesi gerekir. Mütevelli heyeti modeli kamu üniversiteleri için bu
bağlamda tartışmalı ve çok zor görülüyor. Mutlak Üniversite eğilim yoklaması,
YÖK değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanı ataması için ölçütler geliştirilmeli ve
belirlenen ölçütlerin liyakate ve niteliğe dayalı uygulanması da önerilebilir.
Üniversite yöneticilerinin seçimi ve atanması kadar denetlenmesi de önemlidir.
Yöneticilerin seçilmesi kadar nasıl denetlendiği ve görevini yerine getiremeyen
yöneticilerin gerektiğinde yine ölçütlere göre görevden el çektirilmesi de
gelecek açısından şimdiden düşünülmesi gerekir. Sanırım şu anda kamu
üniversitelerinin bir diğer sorunu da rektörlerin tek başına yönetimi ve buna
karşı üniversite bileşenlerinin yönetimlere etki edecek denetim
mekanizmalarının olmamasıdır. Üniversitelerin sağlıklı yönetimi için iç denetim
mekanizması şart.</p>
<p><b>Not: Sayın Hocam, bazılarınızın
e-posta adresi bir şekilde makinemdeki adres listesine takılmıştır. e-posta
almak istemeyenler lütfen belirtin isminizi listeden çıkarırım. Şimdiden
ilginize teşekkür ederim. Saygılarımla </b></p>
<p>Anadolu Üniversitesine Rektör ve Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesine Dekan Atanması ve Seçim Sonuçlarının Dikkate
Alınmamasının Yaratığı Etkiler</p>

<p><b>Üniversitelerde Seçim Sistemleri-8</b></p>

<p>Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, <b>Çukurova Üniversitesi, <a href="mailto:iortas@cu.edu.tr">iortas@cu.edu.tr</a></b></p>
<p>Anadolu Üniversitesi Rektörlük seçimlerinde oyların en yükseğini alan değil
de en düşük oy alan adayın YÖK tarafından ilk sırada Cumurbaşkanı makamına
Rektör olarak atanmak üzere önerilmesi ile gerşekleşen atama ve Ege
Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde 9 oy alan adayın YÖK tarafından dekan
olarak atanması üniversitelerde sesiz ancak ciddi bir tedirginliği
oluşturmuştur. En azından bana ulaşan bilgiler bu sürecin üniversitelerin kendi
kendilerini yönetme yetkisinin kendilerinde olmadığı sonucu dpğurmuş ve bu
durum öğretim üyelerinde ciddi anlamda hayal kırıklığı yaratmıştır. Geçmişte de
benzeri uygulamaların üniversitelere zarar verdiğini belirtiğim yedi yazımda da
belirtiğim gibi artık üniverstelerin üst yönetii belirleme süreci her kese
zarar veri olmuş bu durumda ülkemiz bilimi ve geleceği zarar görmektedir. </p>

<p>YÖK’ün dekan
atamasında ve Anadolu Üniversitesine rektör atanmasında öğretim üyesi gibi
toplumun elit kesimlerinin bireysel oy tercihlerinin dikkate alınmıyor anlamına
gelen durum öğretim üyelerinin oylarının bir anlamının olmadığı bundan sonrada
üniversitelerdeki seçimlere katılmanın pratik bir anlamınında kalmadığı görüşü
sık sık vurgulanır olmuştur. Son atanan rektör ve dekan ayadları kendi kurumlarında eğilim yoklaması ile
öğretim üyelerinin tevecuhlerini kazanarak atanmayı beklemişler. Ancak seçim
sonuçlarının dışında gelişen atanmalar yapılan seçimi sorgular duruma
getirmiştir. </p>

<p>YÖK!ün kuruluşu ile başlayan atamalara yapılan itirazla başlayan ve 1991
yılında tam anlaşılmayan seçim ve atama süreci üniversitelere yarar değil zarar
verdiği, seçimin üziversitelerde bilimi ve demokratik gelişimi güçlendirmediği
ve zayıfltığı defalarca belirtildi. Oktay Ekşi, 31 Aralık 2008 tarihinde
yayınlanan yazısında “…seçimde ‘iyi,’ ‘dürüst,’ ‘çalışkan’ olmanın yetmediğini”
yazıyor. </p>

<p>Harvard Üniversitesi Fen ve
Edebiyat Fakültesi eski dekanı Henry Rosovsky’ye göre ‘öğretim üyelerince
yapılan seçimler genellikle zayıf liderlerin iş başına gelmesine yol açar;
çünkü profesörler kendi bölümlerinin bütçesi gibi uzun erimli olmayan görüşlerle
oy kullanırlar’. Daha önce yazdığım üniversitelerde seçim sistemleri adlı 7
makalede konun liyakaten uzaklaştığı bu konudaki düne modellerini işlemeye
çalıştım.&nbsp; </p>

<p>En son <em><b>Kocaeli
Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi</b></em> <em><b>Prof. Dr. Şükrü
Hatun’un </b></em>02/12/2009 Radikal gazetesinde Cumhurbaşkanı'na yazdığı açık
mektupta seçimlerin bir anlamının kalmadığını belirtmişlerdir. Galatasaray
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel’in gazetelere yansıysn
demecinde “ üniversite ve öğretim üyeleri bu kararlarla aşağılanmış oldu’
bundan sonra yapılması gereken seçimlerin boykut edilmesidir ifadesini
kulanmıştır.&nbsp; Prof. <span>İnsel NTV’ye yaptığı açıklamada “Ya seçim yapılmasın ya da
YÖK kendi atasın. Üniversite öğretim üyelerinin bu otoriter davranışa son
demeleri gerekir. Öğretim üyeleri boykot başlatabilir” ifadesini kulanmıştır.
Konu bir çok gazetecinin köşelerinde işlenmiş ve öğretim üyelerinin iradesine
saygı duyulmamaıştır.</span></p>

<p>Bilindiği gibi
ülkemizde rektör seçimleri üç aşamalı olarak gerçekleşmektedir. Üniversitelerin
eğilim yoklamamsı ile 6adayın sıralanarak YÖK’e iletilmesi, YÖK’ün üç adayı
Cumurbaşkanı makamına iletmesi ve üçüncü aşamda Cumurbaşkanının tercih hakını
kulanarak atama yapmasıdır. Başından beri her üç aşamaınında hangi kriterlere
göre yapıldığının tam olarak bilinmediğini işlemekteyim. Maalesef sürecinib
birinci aşamsaı olan üniversitelerin kendi içindeki eğilim yoklamamsı veya
seçim berberinde arzu edilmeyen süreçlerin yaşamasına neden olmuştur. Seçim
çoğunlukla üniversitelerde özellikle ikinci dönem rektörlük seçimi
üniversitelerin akademik kadrolarının zayıflanmasına neden olmuş,
üniversitelerin iç barışının bozulmasına neden olduğu sıkça işlendi. </p>

<p>İkinci ve üçüncü aşamanın daha farkli ilişkilere bağlı olduğu bilinen
gerçeklerdir. </p>
<p>Prof. Dr.
Hatunun mektubunda seçim ve atanma süreci için “Bu sistemde seçilmek isteyen
rektörler önce üniversite öğretim üyeleri, sonra YÖK yetkilileri ve YÖK
üyeleri, son olarak da Cumhurbaşkanı ve çevresindeki iktidar odakları ile
‘pragmatik’ ilişkilere girmeye zorlanmakta; üniversiteler değişik düzeylerdeki
iktidar odaklarının ağır baskısına maruz kalarak ciddi bir yozlaşma sürecine
sokulmaktadır. Günümüzde üniversite üst yönetimleri kadro ve bütçe almak için
‘hükümet’ ve YÖK ile iyi geçinmeye, YÖK’ün pazarlıkçı tutumuna ortak olma ya,
yönetici olmaktan dolayı teknik olarak önemli ama hoşa gitmeyecek görüşleri
söylemekten vazgeçme ye, en son rotasyon uygulaması sırasında olduğu gibi
öğretim üyelerinin özlük haklarını savunmak yerine bu uygulamayı dolaylı/dolaysız
baskı aracı olarak kullanma ya zorlanmaktadır”. Ayrıca aynı metupta
üniversitelerdeki seçim sisiteminin üniversiteliğie zarar veren süreçlerin
yaşandığı şu şekilde ifade edlimiştir.“Bilindiği gibi yozlaşma, tercihlerin
açık ve nesnel ölçütler yerine torpil, kişisel nüfuz, rüşvet veya siyasi görüş
temelinde yapılması durumlarında ortaya çıkan ve bizim gibi gelişmekte olan
ülkelerin muzdarip olduğu önemli bir sorundur”. <strong>Mustafa Kemal Ataturk
ülkenin ali menfatlarinde kişiselikten arınılması gerektiğini çok önceden şu
veciz söz ile belirtmiştir “Millet islerinde, memleket islerinde, gercek
islerde duyguya, hatira, kardeslige ve dostluga bakilmaz”. </strong>&nbsp;Maalesef günmüzde yaşanan gelişmeler belki
tarafımızdan unutulabilir, ancak kurumalrın saygınlığını zedeleyeceği için
toplum hafısasında olumsuz bir yer ediliecektir.</p>
<p>Maalesef ülkemiz üniversiteleri bugün hiç de hak etmediği biçimde
kriterleri olmayan seçim ve atama sistemi ile hak etmediği bir şekilde
yönetirilmektedir. Bu anlayışal hiçbir üniversitenin bilimsel bir dönüşüm
yapması pek beklenemez.</p>

<p>Uzun zamandır eleştilen ülkemizdeki üniversite sistemi içindeki
yöneticilerinin belirlem şekli olan seçim yöntemi ve atama artık üniversitelik
bilincine ve kurumarın saygınlığıne zarar verdiği anlaşılıyor. Üniversitelerin,
Yükseköğretim Kurumu ve Cumurbaşkanı makamının bu şekilde zarar görmemsi için
artık sitemin değişimi ve gelişmiş çağa uygun olarak yeniden yapılandılması
kaçınılmazdır.</p>
<p>Üniversitelerin herhangi bir develt kurumu olmadığı ve öğretim
üyelerinin uzun birikmli bilgi birikimi ile aydın niteliğinin seçiciliği ile
üniversitelerin liyakatsiz ellere bırakılmamsı için mutaka her türlü etkiden
uzak yüksek akademik nitelikler ve nesnel ölçütlere dayanan seçim yerine seçme
esasına dayalı uygun aday bulunana kadar arama süreci devam etmeldir. Aksi
taktirde ‘nüfuz’ ve ‘siyasi eğilim’ odaklarının etkisisnin üniversiteler
üzerindeki etksi her zaman üniversiteye zarar verecektir. Mutlaka üniversitelerdki
bilim yöneticilerinin belirlenmesinde liyakat ve sürürlebilrilik ilkesi dikate
alınacak yeni bir yapıya geçilmesi zorunluluk oluşturmaktadır. Üniversitelerde
aşağıdan yukarıya doğru yaklaşık 20 bininin üzerinde makam olması nedeniyle
nerdeyse üniversitelerde bir yöneticiler sınıfı oluşmuş. Bu makamalra gelmenin
yolunun sessiz hiç bir şeye karışmayan veya yöneticlerin, iktidarın ve
sisyasetin arzu etiği ölçüde durumalr göstermesi beklenditsi üniversitelere
yapıalcak en büyük kötülük olacaktır. Toplum katında helen hiçbir sistem
geliştirememiş, bir yerlere gelemek için suskun ve otoroitenin her dediğini
yapan kişilikler toplum katında üniversitelerin saygınlığına zarar vermektedir.</p>

<p>Bu anlayış ve üniversite profili ile suskunluğa bürünen öğretim üyeleri
ile ülkemiz üniversitelrinin bırakınız ilk 100, ilk 500 üniversitesi arasına
girmesi ve nitelik sıçraması yapması bekleneilmemeldir. </p>
<p>Son rektör ve deakn atanması ile artık öğretim üyelerinin seçimlere
katılmasının pratik bir anlamı da kalmamıştır. </p>

<p>Sayın Prof. Dr. Hatun Sayın, Cumurbaşkanına yazdığı mektubun sonunda
“Dileğim Cumhurbaşkanlığı makamını zora sokan ve sizin inandırıcılığınızı da
aşındıran bu seçim sisteminden üniversitelerin bir an önce kurtarılarak öğretim
üyelerinin tercihlerini temel alan açık ve nesnel bir atanma mekanizması
kurulmasıdır. Aksi durumda rektörleri iktidardakiler gibi düşünen ama kimsenin
gurur duymadığı üniversitelere sahip bir ülke haline gelebiliriz” diyor.
Sanırım hiç birimiz üniversite rektörlerinin toplum gözünde zayıf
inadırıcılıkları olmayan bir konumda görmek istemeyiz. Eğer bir toplum
üniversitelerine, bilime ve bilgiye yabancı kalırsa o ülkeyi ileriy
taşıyamayız. Biricik dünamızın tecrübesi bugün bilime ve teknoloji ile
ülkelerin uluslarası saygınlığı ve ağırlığı arasında bir ilişkininin varlığı
söz konusudur. Türkiye kendine yakışır ağırlığını dünyada koruyacak ise ki bir
iki asır önce dünyanın bir numarasıydı, bir asır önce dünyanın ilk üç
devletinden birinin mirasçısı&nbsp; olarak
bugün ilk 20 ülkesi arasındaki yerinin güçlendrimesi anacak bilimsel bilgi
üretimi ile sağlanacaktır. Bundan başka çare ve yol yok. Bu bağlamda
üniversitelerin özerkleştilemsi, kamu kaynakarı ile desteklenmesi ve akademik
özgürlüğün mutlaka tam olarak sağlanamsı kaçınılmaz. Sanırım ülkemiz bunu hak
ediyor ve bu hakkın bir an önce üniversitelre tanınması ve üniversitelerin
üsdtüne düşen görevi yerine getirmeleri gerkiyor.</p>

<p></p>

<p><b>Ne Yapılmalı</b></p>
<ol>
 <li>Türkiye’nin önünün açılması
     için mutlaka Yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması gerekir. </li>
 <li>Türkiye’nin yeniden çağına
     uygun Bilim politikası oluşturulmalı. Prof. Dr. Nimet Özdaş tarafından
     hazırlanan “Türkiye Bilim Politikası: 19983-2003” projesi yeniden
     incelenmeli, 2023 vizyonu yeniden revize edilerek gerçekçi ve hedefleri
     gerçekleşebilir bir politika yaratılmalı ve hayata geçirilmelidir.</li>
</ol>

<p>Türkiye'de dünyadaki bilgi teknolojileri iletişim çağının gelişmelerini
iyi analiz ederek, merkeziyetçi yükseköğretim yapısından hızla uzaklaşmalı ve
yerine, kendi otonom sistemi ile kendi kendisini yönetmeli. </p>

<p>Bilim özgürleşmeli, Her yönü ile üniversite ortamı özerk yapılar
oluşmalıdır. Paydaşlar üniversite yönetimine katılması sağlanmalıdır. Özellikle
öğrenciler ve öğretim görevlileri ve çalışnanalrın ağırlıkları orandında
üniverste ortanalrında söz sahibi olması sağlanamlı.</p>

<p>Üniversiteler idari ve mali özerkliğe kavuşturulmalı. Üniversiteler
mali özerklik sağlanmalı, üniversiteler kendi kaynaklarını yaratması adı
altında yürütülen özelleştirme uygulamalarına son verilmelidir. Üniversitelerin
birer iş yeri ve para kazanan kurmlar yrine bilim yapan kurumalr oalrak kamu
kaynakalrı tarafından desteklenmeli. Üniversite mali özerkliği içinde
üniversitenin harcama kolaylığı sağlanmalıdır.</p>

<p>Yükseköğretim toplum adına bilim ve
araştırma eğitim yapan kurmalar olarak kamu finansmanı esas alınmalı, genel
bütçeden ayrılan pay artırılmalıdır. Kurumsal özerklik ve akademik özgürlük
kavramları anlamlı hale getirilmeli ve hesap verme ile ilişkilendirilmelidir. </p>

<p>Üniversiteler siyasal iktidarların etki
alanında olmaktan çıkarılmalı ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalı,
Üniversitelerin kararları üniversite bileşenleri tarafından verilmeli,
sorumlulukta üniversiteye ait olmalıdır. Dünyadaki üniversitelerin sıralaması
bu bağlamda hesap verilebilirlikle eşdeğer niteliktedir.</p>

<p>Bunun için öncelikle T.C. Anayasası’ndaki “Yükseköğretim Kurumları ve Üst Kuruluşları” başlığı
altındaki 130, 131, ve 132’inci maddelerinin kaldırılması gerekir. Siyasi otoritelerin üniversiteler üzerindeki etkisi kaldırılmalı.
Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), yeniden yapılandırılarak, YÖK bir
Yükseköğretim koordinasyon kurulu haline getirilmelidir.</p>

<ol>
 <li>&nbsp;Liyakate dayalı olarak her kademede
     seçime değil <b>seçmeye dayalı kaliteyi</b> ön plana alan bir akdemdik
     yükselme ve atama sisteminin üniversite yapılanmasına geçilmelidir. </li>
 <li>Seçim
     yerine nitelikle seçme ilkesine uygun bir model işletilmeli. Ancak
     seçmenin kriterleri iyi belirlenmelidir. <span>Rektör
     seçimi niteliğe ve liyakat adaylı olarak belirlenecek adayların
     üniversiteye bağlı fakültelerin profesörler kurulu üyeleri tarafından ve
     diğer paydaşların katılımı ile salt çoğunlukla eskiden olduğu gibi iki yıl
     için seçilmektedir. Rektör yetkileri sınırlandırılmalı, ortak aklın
     üniversite yönetimlerinde söz sahibi olması için kurulların ağırlığı
     hissedilmelidir. </span></li>
 <li>Üniversiteler
     tek tip yapıdan kurtarılarak rekabetçi bir hale getirilmeli.
     Üniversitelerin merkezi yönetimden vaz geçip her üniversite kendi
     bulunduğu coğrafyada kendine özgü nitelikleri ile gelişmelidir. Tek tip
     insan yetiştirme, herkse aynı elbiseyi giydirmek yerine çeşitlilik ve
     akademik zenginliğe önem vermek gerekir. </li>
 <li>Bir
     toplumun geleceği o toplumun sahip olduğu eğitimli insan gücü tarafından
     sağlanır. Bu bağlamda yeteneği olan ve bu ülke için çalışan herkes
     yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılmamalı, üniversitelerde paralı
     eğitim uygulamasına son verilmeli. Ana okulundan üniversite eğitimine
     kadar öğrencilerin eğitim sürecindeki bütün ihtiyaçları devlet tarafından
     ücretsiz olarak karşılanmalıdır. Ancak öğrencilerin çalışma karşılığı
     borçlandırılması esası getirilmelidir. </li>
 <li>Öğrenci
     Seçme ve Yerleştirme (ÖSS) sonuçları üzerinden her üniversitenin kendi
     öğrencisini seçme esnekliği sağlanmalıdır. </li>
 <li>Üniversitelerde
     Anabilim dalı ve Bölümler kadro ve mali yönden güçlendirilmeli. Bazı
     bölümlerin iktidara yakınlık ölçeğinde kadro dağılımında yığılmaların
     önlenmeli kadro standardı getirilmelidir. Bölümlerin kendi bütçeleri
     oluşulmalı, başarıları oranında destek görmelidir. </li>
 <li>Öğretim
     üyesi yetiştirme ilkeleri geliştirmeli. Öğretim üyelerinin
     yükseltilmesinde dünyanın bir çok ülkesinden uzun yılarlın birikimi ile
     sağlanan her kademesinde başka bir üniversitede çalışma ve kadro arama
     koşulu getirilerek üniversitelerin kendi içinde çoğalması ve
     verisizleşmesinin önüne geçilmelidir. Öğrenim üyeleri yükseltilmesinde
     liyakat, başarı ve çalışma başarıları esas alınmalıdır. </li>
 <li>Üniversiteler
     evrensel kültürün ve eleştirel aklın gereği olan yetişmiş akademik
     kadroların oluşması sağlanmalıdır. Bireyci, rekabetçi bilgi üretimi yerine
     kolektif bilimsel üretim mekanizması sağlanması için enstitüler yeniden
     sekilendirilmeli, doktora yüksek okulları akademik anlayışa foksiyonal
     kılınmalı. Lisans üstü eğitim ve Ar-Gör seçiminde merkezi LES ve ALES gibi
     sınav sonuçları asgari temelinde üniversitelerin kriter koyabilme
     esnekliği sağlanalıdır. Merkezi Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) kaldırılmalı
     üniversiteler etkin kılınmalı sorumlulukta üniversitelere bırakılmalıdır.</li>
 <li>Vakıf
     üniversitelerinin hesapsız kitapsız çoğalması engellenmeli. Sınırlı sayıda
     kamu üniversiteleri düzeyinde ekonomik ve akademik kadrosu olanların
     dışındakiler kamulaştırmalıdır.</li>
 <li>Bütçe tespitinde bilimsel
     performansa önem verilmelidir. Devlet üniversiteleri, yeni personel rejimi
     getirilmeli. Üniversite kendi teknik personeline ve öğretim üyesine ödeme
     yapabilmeli. Üniversite
     hocalarının onuruna ve birikimine yakışır bir maaş politikası
     sağlanmalıdır. Kalite yönetimi için bilimsel liyakat ve başarı
     ödüllendirilmeli. Doçentlik sınav yönetmenliği yenilenmeli. Profesörlük
     atmasına da yeni kriterler belirlenmelidir. </li>
 <li>Kaliteli
     araştırma ve eğitim sağlanması için yeni önlemler alınmalı. Temel
     araştırmaya önem verilmeli. Üniversitelerin mevcut alt yapısı özelliklede
     temel bilimler ve mühendislik ve uygulamalı alanlarda labartuvarlar
     teknoloji geliştirecek yapıdan uzak. Bu bağlamda labaratuvaralrın
     yenilenmesi ve çağa uygun olarak yeniden donanımlı hale getirilmelidir. </li>
 <li>Üniversite ortamı bir şekilde hak
     aram ortamının da öğretildiği ortamlar olarak hak arama mücadelesi yürüten
     öğrencileri sindirilmemeli tersinden hak arama bilinci desteklenmelidir. Üniversitelerin
     saygınlığının yeniden güçlendirilmesi için her yönü ile öğretim üyeleri ve
     görevlileri desteklenmeli. </li>
 <li>Yükseköğretim kurumları arasında
     çeşitlilik ve farklılaşma teşvik edilmelidir. Kurumlar, hangi kendilerini
     nasıl tanımlıyorsa o doğrultuda kendilerine yöne verebilmelidir.</li>
</ol>
<p><br>
<b>Not: Sayın Hocam, bazılarınızın e-posta
adresi bir şekilde makinemdeki adres listesine takılmıştır. e-posta almak
istemeyenler lütfen belirtin isminizi listeden çıkarırım. Şimdiden ilginize
teşekkür ederim. Saygılarımla </b></p>
<p><b>Üniversitelerde Seçim Sistemleri-9</b></p>

<p><b>Bir Defalığına Seçilmek Neden Önemlidir?</b></p>
<p><b>Bir Defalığına Seçim
Üniversitenin Sağlığı İçin Önemli</b></p>
<p>Üniversitenin
olmazsa olmaz misyonu ve koşulu, bilimsel bilgiyi üretmek ve yaymaktır,
bilimsel liyakat ve akademik özgürlük ortamını yaramaktır. Üniversitelerde
farklılıkların kendisini ifade edebilmesi ancak düşünce ortamının varlığında
gerçekleşebilir. Ancak ne yazık ki seçim süreçleri özellikle ikinci dönem
seçimi bir anda üniversite atmosferini mahalli seçim atmosferine
dönüştürebilmekte ve üniversite özgürlüğü ve özerkliği zedelenebilmektedir.</p>

<p>Yaşanan
tecrübeler çok değerli, başarılı çalışmalar yapan rektörlerimizin olması bir
yana, ikinci defa seçimin üniversiteleri çalıştırmadığı, akademik kadroların
zayıflamasına neden olduğu, kayırmacılık ve diğer istenmeyen olaylar sık
konuşulan veya eleştirilen konuların başında geliyor. Özellikle görevde olan ve
kendisini iki dönem için seçilmiş varsayan rektöre, ikinci kez aday olduğunda
rakipleri karşısında ayrıca haksız bir üstünlük elde etmiş olmaktadır. Devletin
nitelikli beyinlerin akademik yaşama kazandırması için verilen kadroların seçim
malzemesi olarak kullanıldığını artık bilmeyen kalmadı. </p>

<p>Genellikle süreç çetele hesabına göre yapıldığı, içinde akademik kadrolarda
yapılan atama ve yükseltmelerde hakkaniyet ve liyakat ölçütleri bir yana
öğretim üyeleri seçmen gibi görülmeye başlanıyor ve bu süreç uzun zamanda
üniversiteleri çalışamaz duruma getirmektedir. Mevcut hali ile bir aday en fazla
iki defa atanabiliyor, eğer yasal engelleme olmasa çok sayıda rektör adayı
yeniden seçilmek için çok doğal olarak istenmeyen tavizler vermek ve profili
düşük akademik kadroların üniversiteye alınmasına neden olacaktır. Özellikle
basına da yansıdığı gibi akademik hayata yeni başlayan öğretim üyelerinin oy
deposu olarak görülmesine neden olmaktadır. Bugün evrensel nitelikten yoksun
akademik kadroların oluşmasında önemli ölçüde seçim tavizlerinin büyük rolü
bulunmaktadır. </p>

<p>Üniversitelerimizde
çoğunlukla dekanlık ve rektörlük seçimleri sürecinde ne yazık ki sıkıntılı
dönemler yaşanmaktadır. Öğretim üyeleri seçim süreçlerini kendi üzerlerinde bir
psikolojik baskı olarak görüyorlar. İkinci defa seçilme durumunun olmaması
durumunda ise kimsenin akademik baskı anlamına gelecek ima veya telkinleri
yaşamayacağı açıktır. Üniversitelerdeki seçim sürecinde yapılan kulisler, popülist
uygulamalar (seçim vaatleri) öğretim üyeleri üzerinde psikolojik baskıları
oluşturmaktadır. Ayrıca adaylık sürecinde verilen yüksek vaatlerin ne yazık ki
tutulmadığı hepimizin yaşadığı tecrübe ile sabittir. Oluşan tarafgirlikler ve
grupların zamanlarının önemli bir kısmını bu sürece ayırması neredeyse günlük
siyasi polemiklere dönüşen söylemler ile uç veren verimsizlikler öğretim
üyelerini rahatsız etmektedir. Çoğu kişi istemeden bu süreçlere dahil edildiği
için akademik çalışmalarının sekteye uğradığını belirtmektedirler. </p>
<p><b>Bir Defalığına Seçilmek
Üniversitenin Yararınadır</b></p>

<p>Bölüm başkanlığı dahil dekanlık ve rektörlüğün bir
defalığına sağlanması, seçimin çoğunluk esasına göre değil, nitel olması için
de üniversite bilim adamı, çalışma prensiplerine uygun yeni modelleri de
üretebilmeliyiz. Bu bağlamda mutlaka üniversiteler YÖK ve Cumhurbaşkanının
takdirine sunacağı adaylarını kendi içinde nitel seçimle belirlemeli ve adaylar
mutlaka bir defalığına seçilmeyi kabul etmelidirler.</p>

<p>&nbsp; Bugün çok değerli
yöneticilerimiz bulunabilir, ancak unutmayalım ki çok kötü yönetimler
sergileyen yöneticilerimiz ülkemizin insan manzaraları gerçeği ile yeniden
seçilmek için sergilediği davranışlar ile yeniden seçilebildikleri de
görülmüştür. Ayrıca çoğunluğun baskısı ile iktidara gelip arzu edilmeyen
süreçleri yaratan kişilerin de olduğu da bilinmektedir. Bu bağlamda önce
üniversitelerin örnek davranışlar sergileyerek bilim adamının ağırlığına
yakışır yönetim modelleri oluşturarak siyasilerin ve diğer seçim süreçlerinin
sağlıklı yürümesine yardımcı olabiliriz.</p>

<p>İkinci dönem adaylığına yapılan elentilerin
başında birinci dönemde yöneticilerin taviz vermekten çok bazı yaşanan
gelişmeler karşısında ikircikli davrandıkları ve taraf olmak yerine süreci
kendi haline bıraktıkları şeklindedir. Yöneticilerin doğru yerde doğru tavrı
almamalarının üniversiteye zarar verdiği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda öğretim üyelerinin çoğunluğunun ikinci
defa seçilme sürecine soğuk baktıkları, daha demokratik, nitelikli ve
üniversiteyi temsil edecek adayların yarıştığı bir seçim sistemini
arzuladıklarını ve bir defalığına seçimi çok benimsediklerini belirtiyorlar.
Son yıllarda değişik üniversitelerde bazı dekan ve rektör adaylarının bir
defalığına adaylığını açıkladıkları ve büyük ilgi duyulduğu görülmektedir. </p>
<p><b>Üniversite Topluma Örnek Olacak Adalet Anlayışını
Kaybetti </b></p>

<p>Toplumun halen
bir çok konuda üniversite ve bilim kurumlarına olan güveni yüksek, ancak bu
güvenin üniversite seçimleri ile zedelenmiş ve giderek güven duygusu
azalmaktadır.</p>

<p>Üniversitenin
sınırlı olanaklarından olan, kadro dağıtımı, lojman dağılımı ve araştırma formu
kaynakları dağıtımında bilim ve liyakat yerine ne yazık ki bildik nedenlere
dayandırmakta ve bu da gerek üniversite içinde ve gerekse üniversite dışı
kamuoyuna olumsuz yansımaktadır.</p>

<p>Üniversitelerin
en azından topluma örnek olma ölçeğinde liyakat ve hakkaniyete önem vermesi,
ilke oluşturması kaçınılmaz görülüyor.&nbsp; </p>
<p><b>İkinci Dönem Seçimi Üniversite Kaynaklarının
Yanlış Kullanımına Neden Olmaktadır.</b></p>

<p>Üniversitenin
maddi kaynakları aynı şekilde yakın görülen kişilere kullandırıldığı da yine
kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Bir çok üniversitede rektörlük görev değişimi
öncesi üniversite kaynaklarının plansız ve programsız olarak yönetimlere yakın
kişilere aktarıldığı yine basına olumsuz yönde yansımıştır. Bu durum
üniversitelerin bilimsel işleyişini aksattığı gibi, bilim yapma liyakati
olmayan kişilerin üniversite kaynaklarını kötü kullanarak kurumun verimliliğini
düşürmektedirler.</p>
<p><b>Üniversite Yöneticiliği Değil, Öğretim Üyeliği İsteklendirilmeli</b></p>

<p>Üniversitenin asıl görevi bilimsel araştırma, eğitim-öğretim ve toplumu
aydınlatma olduğu gerçeği ile üniversitelerin bütün bileşenlerinin üst yönetimi
belirlemede diğer ülkelerde olduğu gibi nitelikli katılımı önemli
görülmektedir. Rosovsky’nin belirttiği gibi, kuruluşun tümü, öğretim üyelerine
görevlerini yapabilmeleri için yüksek düzeyde fırsat verecek ve olabildiği
kadar onların bu amaçtan sapmalarını azaltacak ve özellikle gereğinden çok
idari göreve ayrılmalarını resmi olarak özendirmeyecek bir biçimde
örgütlenmelidir. </p>

<p>Üniversitelerde son yıllarda akademik yaşam ve araştırma kalitesinin
düşmesi ile ilişkili olsa gerek ki çok sayıda kişi yöneticiliğe yönelmiştir.
Akademik takdirin ve isteklendirilmelerin olmadığı ortamda yöneticilik
talebinin araştırılması ayrıca önemlidir. Adaylık ile birlikte üniversite
dokusuna zarar veren süreçlerin oluştuğu sık sık konuşulmaya başlanmıştır.
Artan yöneticilik özlemlerinin önüne geçecek tedbirlerin alınması ve bilim
adamlarının asıl görevlerini yapacak özendirici tedbirler alınmalıdır. Akademik
yükselmelerde, yöneticilik yapmış olmanın getirisi, bilimsel çalışmalarla
ilişkilendirilmemelidir. Çok sık yapılan bir eleştiri de genç yaşta bilim
yapacak nitelikteki kişilerin yöneticiliğe soyunması ve buna bağlı olarak
sınırlı sayıdaki üniversite akademisyeninden istenilen verim elde
edilememektedir. </p>
<p><b>Üniversitelerde Yöneticilik Görevi Yoktur</b></p>

<p>Genelde üniversitelerdeki idari görevler sanki
asli bir görevmiş gibi algılanmaktadır. Üniversitelerde yöneticilik gibi bir
görevin olmadığı, ancak üniversitenin faaliyetlerinin koordineli olarak
işlemesi için zorunlu olarak üniversitenin birikimli hocaları arasında bu işi
en iyi yapabilecek ve bu yeteneklere sahip olanların kısa süreliğine bilimsel
çalışmalarından fedakârlık yapması bilinci ile görev yapmasıdır. Bilgim
dahilince, dünyadaki başarılı tecrübeler, bilim adamı görev ve sorumluluğu ve
üniversitelilik bilinci ile üniversiteye fayda sağlamadığı yönünde. Bilim
adamının birinci görevi bilimsel çalışmalarıdır. Yöneticilik akademik
birimlerde işler düzensiz gitmesin diye yapılır. Kesinlikle bir zorunluluk
yoktur. Ancak doğal olarak birisinin de sıra ile de olsa gönüllülük esasına
göre yöneticilik yapması gerekiyor.</p>
<p><b>Bilim Adamı Makam Sahibi Olmak Zorunda Değildir</b></p>

<p>Bilim adamlarının da bir yerlere gelmeleri için
kendilerini ve kişiliklerini zedelememelidirler. Makam ve mevki bilim adamları
için ulaşılması gereken bir yer değildir. Makam görevi yapılır, ancak kurumun
işlerinin sağlıklı gelişmesi için yapılır. Gelişmiş üniversitelerde bizdeki
gibi makama gelmek için kıyasıya mücadele verilmez, tam tersine makamın
kırtasiye ile uğraşmak ve bilimsel çalışmalara zarar verdiği düşünülerek
kaçınıldığı alanlardır.</p>

<p>Yaşanan tecrübeler, bilimsel olarak üniversiteyi
bir yerlere götürmek bir yana, kimi hangi makam, kimi hangi kurula getirirsem,
kime asistan verirsem, kimin yakını işe alırsam gelecek seçini kazanırım
anlayışı ön plan geçmiştir. Göstermelik bir iki küçük belediyecik faaliyeti
sayılacak işle ile işler yürütülmektedir. Bir çok üniversiteden aldığım e-postalar,
izlenimler gerçekten üniversitelerin iyi birer model oluşturamadıkları,
üniversiteleri entelektüellerin yaşamlarına uygun donatmadıkları ve topluma örnek
yönetim süreçlerini sergilemedikleri ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bu durumdan maalesef oy kullanan biz öğretim
üyelerinin de büyük payı bulunmaktadır. Sistemin zaaflarından faydalanmak
adına, küçük makam mevki için hiçbir yanlışa karşı çıkmamak aksine yanlışa
taraf olmak geniş kesimlerin gözünden kaçmamaktadır. Bütün bunlar beraberinde
kurumların zayıflamasına neden olmaktadır. Toplumun bizlerden beklediği, gibi
bilim ve aydınlamacı yapıda davranış sergilemek, yeri geldiğinde yanlışları
söyleyeme cesareti göstermektir. Ancak yaşanan bir çok gelişme sonucu bugün üniversiteler
eleştiriden uzak kalmış ve buna bağlı olarak kurumaları çalışamaz duruma
getirmiştir.</p>

<p>Her yönetim değiştiğinde yeni pozisyon ariyan,
efendim iyi ki siz geldiniz gibi ifadeler çok duyulmaktadır. Her yönetim
döneminde kendine yer arıyan, yöneticilere, emrinizdeyim, bana her türlü konuda
görev verebilirsiniz, telefonum sürekli açık gibi küçük düşürücü ifadeler
bizlere hiç yakışmıyor.</p>
<p><b>Yöneticilik Değil Bilim
Adamlığı Daha Önemlidir</b></p>

<p>&nbsp;Asıl amacı
bilim ve aydınlanma olan gelişmiş üniversitelerde, Dekanlık ve Bölüm
başkanlıklarının getirdiği birtakım idari ve kırtasiye görevler nedeniyle kimse
yönetici olmak istemez ve çoğu zaman kişiler zorla bir veya birkaç yıllığına
zoraki görev yapar. Söz konusu üniversitelerde sistem Dekan veya Bölüm Başkanı
olarak değil, öğretim üyesi olarak hesap vermeyi zorunlu tutuğu için insanlar
bilim yapmayı daha çok tercih etmektedirler. Tabii doğal olarak üniversite hocası
bilimsel çalışmalarında doyuma ulaştığı için de makam için çabalamıyor.</p>

<p>Gelişmiş ülkelerde bu tür makamlara aday
gösterilen de çoğunlukla adayın kendisinden değil, kendisinin çevresinden ve
üniversitelerin yetkili organlarından teklif gelir.</p>

<p>Dolayısıyla bilimsel çalışma ve araştırmaların
kısmen uzağında yer alan yönetsel konumdaki Rektör, Dekan, Bölüm Başkanı,
Anabilim Dalı Başkanı ve Yüksek Okul Müdürü olmaya yönelik çaba ve
beklentilerin nedenleri ve kriterleri açık olmalıdır. Belki de batılı ülkelerde
olduğu gibi yöneticilik yapacak kadroların da ayrılması gerekecektir. Ancak
akademisyenler liyakat olarak her zaman daha önde olmak zorundadırlar.</p>
<p><b>Üniversite İçi Denetim Mekanizması Geliştirilmedi </b></p>

<p>Üniversitelerde kişiler, genel seçimler gibi dört
yılda bir adaylara oy vererek vatandaşlık görevlerini yaptıklarını
düşünüyorlar. Ancak siyasete muhalefet var ancak üniversitede muhalefet
olmadığı için kendi dinamiğini kendisi yaratmalıdır. Ayrıca üniversite gibi
tartışma ve araştırmanın merkezinde kritik yapmanın önemi nedeniyle mutlaka
yönetimler aralıklarla kritik edilmelidir.</p>

<p>Adayların seçim öncesi verdiği sözler ve daha
sonraki süreçte bunlara uygun hareket edip etmediğini izleyebilecek
mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kötü yönetim gösterenleri denetleyici yollar
bulunmalıdır. Onun için hangi makama aday oluyorsa olsun, üniversitelerin iç
denetimi de yine üniversite dinamikleri tarafından takip edilmeli gerekir. Bu
anlamda özerk üniversiteye yakışır eleştirinin yapılması kaçınılmazdır. İç
denetim, üniversite hocasına yakışır şekilde doğruya doğru, yanlışa yanlış
diyerek sağlanmalıdır. Yoksa “efendim çok iyisin”, “siz olmasanız bu kurum
batar” diyerek değil. YÖK yasasında kötü yönetimler konusunda mahkeme kararı ve
YÖK’ün önerisi ile görevden almalar olmaktaydı ancak etkili bir yöntem olmadığı
bilinmektedir.</p>
<p><b>Üniversitelerde Seçim
Sistemleri- 4</b></p>
<p><b><span>Dünyadaki Üniversiteler Rektörü nasıl belirliyor</span></b></p>

<p>Geçen hafta
Sabancı Üniversitesi Son üniversite re</p>
<p>Sabancı
Üniversitesi 12 yıldır, 3 dönem üst üste rektörlük görevini yürüten Prof. Dr.
Tosun Terzioğlu’nun yerine Prof. Dr. Nihat Berker’in rektör olarak atadı.&nbsp; Vakıf üniversiteleri kendi yaslarına göre
farklı bir uygulama ile rektör atıyorlar. Vakıf üniversitelerinde çalışan
öğretim üyesi bir hocamız siz ilk altı sırayacak girecek kişiyi seçiyorsunuz,
bizim öyle bir şansımız bile yok diyor.Evet biz ilk altıyı belirliyoruz gerisi
YÖK ve Cumurbaşkanın tercihine kalmıştır. Şu ana kadar gördüğümüz table Vakıf üniversiteleri
bir şekilde özel sektör anlayışı ile doğrudan amaca uygun kişiyi arıyarak
buluyorlar. Ve genliklşede önerdikleri kişi atanıyor. Mevcut hali ile Kamu
üniversitelerinin böyle bir şansı olmadığı gibi yasal olarakda mümkün
değilidir. YÖK yasası kurulduğunda bu yan kamu üniversiteleri üst yönetici
belirlem şekli ve atanması kamuoyunu tatmin etmemiş, herkesin üzerinde
anlaştığı bir ilkenin olmamsı nedeniyle, rektörlük seçimi tartışma konusu
olmakta, bazende mahkeme salnoalrında hak armaktadır.</p>

<p>Sayın
Terzioğlu rektör belirlemek için kurulan komitenin çalışmaları hakkında bilgi
verirken Berker’in 2007’de Koç Üniversitesi’nde “yılın en iyi hocası”
seçildiğini ve parlak bir bilimsel geçmişi olduğunu belirtiler. Gönül ister ki
üniversitelerimiz özerk olsun, kendi yönetimlerini üniversite bileşenelerinin
ağılığı ile kendi ortamında liykata dayalı olarak seçsinler.</p>
<p>Üniversitelerde
eğilim belirleme ile dekan ve rektör belirleme sürecinde yaşanan sorunların
giderilebilmesi için seçme, seçilme ve atama kriterlerinin yeniden gözden
geçirilmesi ve dünyadaki tecrübelerden da faydalanılarak ülkemiz koşullarına
uygun bir modelin oluşturması zorunluluk arz etmektedir. </p>

<p>Batıdaki üniversiteler bugün yaşadığımıza benzer sorunları yaşamışlar ve
yaşananlardan ders çıkararak üniversiteye uygun bilim adamı belirleme yöntemi
belirlemişlerdir.</p>
<p><b>Pekâlâ, bunun çözümü yok mu?&nbsp; Bütün
dünya bu işi nasıl yapıyor? </b></p>

<p>Avrupa ile
Amerikan modelleri arasında farklılıklar olmasına karşın yine de seçilme
esasları “BİLİMSEL VE YÖNETSEL ÖLÇÜTLER”dir. Üniversite tarihlerine
bakıldığında, batıda yönetici seçiminde hep öğrencilerin etkin rol aldığına
tanık olunacaktır. </p>

<p>Üniversite
yasasında kritik noktayı genelde Rektörlük seçimleri oluşturur. Genelde de
adayın kaç kez peş peşe seçileceği ve disiplinler arasında dönüşüm sağlanacak
mı gibisinden konular gündeme gelmektedir. Ancak adayın bilimsel nitelikleri
neredeyse hiç söz konusu edilmemektedir. Bu anlamda üniversitelerde seçim,
mahalli seçimlere benzemektedir. </p>

<p>Amerikan
sisteminde, bölüm başkanları, dekanlar, rektör yar­dımcıları gibi üst ve orta
düzey yöneticiler göreve seçimle gel­mezler. Ancak atamayla göreve başlarken
yüksek kriterler ile belirlenir, ancak gerektiğinde de işlerine son
verilebilir. Henry Rosovsky işin püf noktasını ise şöyle açıklıyor “Çünkü
öğretim üyelerince yapılan se­çimler genellikle zayıf liderlerin iş başına
gelmesine yol açar” diyor. Örnek olarak da “Aklı başındaki hangi profesör kendi
dalında bütçe kesintileri yapılmasını öneren bir dekan adayına oy verir?” diye
de soruyorlar.</p>

<p>Rosovsky,
kitabında ellerim titreyerek yazıyorum, ileride gerici olarak eleştirileceğimi
biliyorum diyor ve ekliyor, “her şey daha demokratik davranarak düzelmez”.
Ayrıca demokratik uygulamalar ile her şeyin daha iyi gitmeyeceğini de biliyoruz
diyor. Bu nitelikteki kişilerin veya üniversite yönetiminin en iyi şekilde
işlemesi için çıkar çatışmalarının en alt düzeyde kalması gerektiğini de
öğrenmiş bulunuyoruz diyor. Açıkçası ülkemizde yönetim için verilen tavizlerin
çok önceden ABD’de yaşandığını belirtiyor. Bu bağlamda üniversitelerimizde
bugün yaşanan seçimler demokrasinin bir göstergesi olmadığı gibi yansıması da
değildir. Asıl olan akademik özgürlük ve özerk değerlerdir.</p>

<p>Gelişmiş
üniversitelerinin bir çoğunda rektörün belirlenmesi süreci siyasi otorite
dışında ve üniversitelerin kendi iç dinamikleri ile belirlenmektedir.
Üniversite geleneklerinin yerleştiği ülkelerde üst yönetici atama kararı
sembolik olarak Milli Eğitim bakanlığı veya hükümet veya Devlet başkanının
onayına tabi olmaktadır. Esas olan üniversitenin kendi kararıdır.</p>

<p>Pekâlâ, bunun
çözümü yok mu?&nbsp; Bütün dünya bu işi nasıl
yapıyor? </p>

<p>Avrupa ile
Amerikan modelleri arasında farklılıklar olmasına karşın yine de seçilme
esasları “BİLİMSEL VE YÖNETSEL ÖLÇÜTLER”dir. Üniversite tarihlerine
bakıldığında, batıda yönetici seçiminde hep öğrencilerin etkin rol aldığına
tanık olunacaktır. </p>

<p>Üniversite
yasasında kritik noktayı genelde Rektörlük seçimleri oluşturur. Genelde de
adayın kaç kez peş peşe seçileceği ve disiplinler arasında dönüşüm sağlanacak
mı gibisinden konular gündeme gelmektedir. Ancak adayın bilimsel nitelikleri
neredeyse hiç söz konusu edilmemektedir. Bu anlamda üniversitelerde seçim,
mahalli seçimlere benzemektedir. </p>

<p>&nbsp; Eski YÖK başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün
yönetim anlayışının aksine, hazırladığı “Dünyada ve Türkiye’de Yükseköğretim”
adlı kitapta bütün batı ülkelerinde Almanya, Fransa, İspanya, Yunanistan,
Norveç, İsveç ve diğer batı ülkelerinde seçici kurullar (öğretim üyesi,
çalışanlar, asistanlar ve öğrencilerden) akademik ölçütler doğrultusunda
atandığı görülmektedir. Örneğin Almanya'da Baden Württemberg eyaletinde
üniversitelerin bir büyük bir de küçük senatosu bulunmaktadır. Küçük senatoda
dekanlar, profesör temsilcileri, araştırma görevlilerinin temsilcisi ve öğrenci
temsilcisi bulunmaktadır. Büyük senatoda ise bütün profesörlerin yanında
öğrencileri, araştırma görevlilerini ve diğer çalışanları temsilen 5’er üye
bulunmaktadır. Rektör seçimi için küçük senato bir komite kurar ve bu komite
rektörlük için gerekli işlemleri başlatır; her tarafa ilan verir. Başvuru
dosyaları inceden inceye araştırılır ve ilk üçe giren adaylar büyük senatoya
brifing verir ve vizyonları ile birlikte projelerini anlatırlar. Büyük senato
adaylardan birisini seçer ve Eğitim Bakanlığına atama için önerir. Eğitim
Bakanı da yüksek onur ve şeref unvanı ile ve tam yetkili olarak seçilen adayı
rektörlüğe atar. </p>

<p>Dünyanın en
eski üniversite geleneğine sahip İngiltere’deki Cambridge Üniversitesinde
yönetimin belirlenmesi&nbsp; “üniversite
parlamentosu” adı verilen The Regent House tarafından yönetilir. Regent House,
idari ve akademik personelinden oluşan geniş bir yapıya sahiptir. Bazı
üniversitelerde öğrencilerde bu sürece girmektedir. Üniversitenin akademik ve
idari yönetim görevini üstlenen başkan yardımcısını ve 21 üyeli senatonun
19’unu doğrudan üniversite parlamentosu belirlemektedir. Rektör veya temsili
statüdeki başkan ise senato tarafından seçilmektedir. 21 üyeli Senato, başkan
ve başkan yardımcısının yanı sıra 16’sı Regent House ve üçü de öğrenci konseyi
tarafından seçilmektedir. İskoçya’daki Glasgow Üniversitesinde ise rektör,
öğrenciler tarafından seçilmektedir. İngiltere’de bazı üniversitelerde Rektörü
belirlemek için her birim kendi içinde seçiciler kurulu adayını belirtmektedir.
Adaylar fakültelerde seçimle belirlenmektedir. Seçiciler kuruluda seçimin
şeklini ve niteliklerini belirleyerek üniversiteyi seçime hazırlamaktadır. </p>

<p>Fransa’da
rektör, öğretim üyeleri, öğrenci ve idari personel temsilcilerinin oluşturduğu
konseyde seçilir ve Milli Eğitim Bakanınca atanır. Kısacası, belli bir
saygınlığı olan üniversitelerin yönetiminde şu veya bu yolla bir seçim
mekanizması belirleyici olmaktadır.</p>

<p>Almanya
üniversiteleri ise tümüyle kurum içi karar alma sürecinin işlediği bir yapı arz
eder.&nbsp; Almanya’da rektörler
fakültelerdeki akademisyenler tarafından (bazılarında akademik olmayan personel
ve öğrenciler de yer almaktadır) seçilirler. Bu işleyiş “akademik öz yönetimin”
bir ifadesi olarak görülür.&nbsp; </p>

<p>Avusturya’da
üniversite yöneticisini belirlemek için bir seçiciler konseyi oluşturmaktadır.
Senato 3 kişi, Federal hükümet 3 kişi ve diğer paydaşlar ile birlikte üst
yöneticiyi belirlemektedir. </p>

<p>İsviçre
üniversitesinde rektör seçimi uzun bir elemine sonucu öğrenci, asistanlar,
çalışanlar ve öğretim üyeleri temsilcilerinden oluşan üçer kişilik bir konsey
tarafından yapılmaktadır. Üniversite yönetimi üzerinde öğrenci ve asistanların
büyük etkisi bulunmaktadır. İlan ile aranan rektörün nitelikleri belirlenir,
başvurular alınır adaylar değişik kurullardan 3’e kadar indirilir ve bunlar
arasında konsey oy kullanarak seçim yapar. Rektörün illa da aynı üniversiteden
olması gerekmez. Benzer durum Avrupa ve Amerikan Üniversitelerinde de
görülmektedir.</p>

<p>Kanada da
Üniversite Mütevelli heyeti Üniversite Başkanı (rektörünü) seçiminde görev
almak için değişik kesimlerden oluşan secici bir jüri belirleyerek seçim
yapmaktadır. Seçim kurulu adayları ön elemeden sonra üçe indirgiyor. Üniversite
başkanlığı için müracaat edenler arasından şartları uygun olan 3 kişiyi başkan
seçilebilmesi için belirli bir sure içinde yapacağı konuşma ve tanıtma sonunda
jüri üyelerine başkan olabilecek liderlikteki kişiyi, 1-Eğitim,2-Bilgi,
3-Yetenek, 4-Şahsi uyumluluk, gibi 4 ana konuda değerlendirmeye tabii
tutmaktadır. Jüri üyeleri daha önce kendilerine dağıtılan forma uygun
gördükleri adaylarını belirlenen ilkeler üzerinde oylayarak seçiyorlar.
Kanada’nın Saskachewan üniversitesinde mütevelli heyet adaylarını anket
şirketleri aracılığı ile değişik kurumlara sorarak adayların niteliklerini ve
tercih edilme süreçlerini belirliyor ve seçiciler kuruluna bilgi sunmaktadır.
Seçiciler kurulu niteliği belirlenen adaylar hakkındaki bilgiyi üniversiteye
sunarak seçime toplumu hazırlamaktadırlar.</p>

<p>Amerikan
üniversitelerinin kıta Avrupa’sından farkı yönetim anlayışı ve yönetici
belirleme şekilleridir.</p>

<p>Amerikan
sistemi üniversite biraz bizdekine benzer tek kişi rektör ağırlıklıdır. Sistem
içinde çok iyi devlet üniversiteleri olduğu gibi çok iyi özel yüksek öğrenim
kurumlarının olmasının rolü önemli bir faktördür. Ancak, özel üniversiteler ile
kamu üniversitelerinin yönetimi birbirine çok benzer ve "Avrupa
modellerinden" önemli ölçüde farklıdır. Henry Rosovsky, Rektörün yetki
alanı şöyle tanımlıyor “Normal olarak, eğitim politikasında, yani ders
programları verilen diplomaların niteliği, öğretim üyelerinin seçimi, kabul
şartları vs. gibi konularda karar öğretim üyelerine bırakılır. Ancak bütçe,
bağışlara dayalı programların yönetimi, yeni programlar hakkında karar verme,
uzun vadeli planlar ve benzeri konularda yetki, bir mütevelli heyetine karşı
sorumlu, bir rektörün başkanlığını yaptığı, bir hiyerarşinin elindedir”. </p>

<p>Amerikan kamu
üniversitelerinde de seçim esastır. ABD'de seçim bir yıl önceden bir arama
süreci yaşanmaktadır. Öğrenci, çalışan ve kentin önde gelen kişileri de sürece
katılabilmektedir. Amerikan kamu üniversitelerinin mütevelli heyetleri, bir çok
durumda seçimle oluşur ve bu heyet fakülte ve öğrencileri ile kamu
üniversitelerinin kurumsal özerkliklerinin istihkâm mevzii olarak görülür. </p>

<p>Amerikan
modelinde atamada rektör sözleşmeli olmak koşulu ile bütün dünyaya ilan verilir
ve başvuran yüzlerce aday arasından öğretim üyeleri, öğrenci birlikleri,
üniversite mezunlar dernekleri, diğer üniversite çalışanları ve bölgenin ilgili
diğer sivil ve resmi örgütlerinin bilgisine başvurulur. Adaylar arasında
yapılan ilk elemeden sonra kalan birkaç kişi kendi projelerini ve
yapabileceklerini ve vizyonlarını anlatırlar ve seçiciler kurulu seçimini yine
bilimden ve verimlilikten yana yaparlar. Süresi dolmadan bir yıl önce mevcut
rektörün performansı masaya yatırılır; eğer Rektörün icraatından memnunlarsa
mevcut rektörle yeniden yeni dönem için pazarlığa oturulur, değilse yeni rektör
arayışı başlar.</p>

<p>Çoğu Asya ve
Afrika ülkelerindeki üniversitelerde sistem İngiliz ve Amerikan
üniversitelerine bezer şekilde seçim ve atama yapılmaktadır.</p>

<p>Tabii bütün
süreç verimlilik, bilimsel işlev ve özdenetim üzerine işlediği için kişinin
atanması veya seçilmesi pek sorun yaratmamaktadır. Bizim ile batı
üniversiteleri arasındaki temel fark, demokrasinin tam anlaşılmaması ile buna
bağlı olarak bilimsel ölçütlerin olmamasının yanında denetim mekanizmasının da
işletilmemesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Oktay Ekşi, 31 Aralık 2008 tarihinde
yayınlanan yazısında “…seçimde ‘iyi,’ ‘dürüst,’ ‘çalışkan’ olmanın yetmediğini”
yazıyor. </p>
<p>Bugün yapılan seçimlerde maalesef değişik
şekillerde ön plan çıkmış popüler aday ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak popüler
olan her adayın akademik ve bilimsel kriterleri yüksek olmayabilir. </p>
<p>Üniversitede
blirsiz bir atam durumunda bilim adamı gibi nazik kişiliklerin aday olması
sorun olduğu kadar, çoğu zaman hangi kitere göre oy verdiğide bilinmeyen oy
kulananlar içinde sıkınılı olmaktadır. Seçimler sonrası yaşana ve basına
yansıyn çok sayıda hoş olmayan gelişme üniversiteleri toplum önünde zora
sokmaktadır. Seçimden sonra yöneticilerin kimin kendisne oy erip vermediğinin
çetelesinin yapılması, oy vermeynlere kadro yok denilebilmektedir. Bir
üniversitemizde profeseörlüğü gelmiş bir aday rektöre kadro ilanını sorduğunda,
önce bana oy vernler, sonra tarafısz olanalr en son da oy vermeynlere
diyebilmektedir. Bu veya benzeri gelişmeleri başka bir ülkede duyamasınız.</p>
<p><span><span><span>Seçilen rektöre oy
vermeyen ve de bunu açıklayan öğretim üyeleri çeşitli baskılarla karşılaşmakta,
üniversitenin resmi yayını olan kitapları hiçbir bilimsel kriter olmadan ve
üstelik “takdir hakkı kötüye kullanılarak” yayından kaldırılabilmektedir. 
</span></span></span></p><p><b>Vargı ve Ne Yapılabilir?</b></p>

<p><span>Üniversitelerin
Sorunu Yönetim kadrolarını çıkaramamaktır.Kadrolarını Çıkaramamaktır.</span></p>
<p>Üniversitelerin
bugün en ciddi sorunu yönetim sorunudur. Üniversiteyi yöneten akademik
kadroların bir görevi de, kendilerinden sonraki akademik kadrolar yanında
yönetim kadrolarına da kişileri hazırlamalarıdır. Bu bağlamda bilisel ve
yönetsel erki yüksek kişilerin aynı zamanda yönetim organlarına da yardımcılık
sıfatı ile alınması ve buralardan yetişerek yukarıya çıkmasının yolu
açılmalıdır. Bugüne kadar yöneticilerimiz bunun yolunu açmadılar. Her yönetici
kendi çevresini getirdi ancak kurumsal bir yapılanma oluşmadı.Üniversitelerin
mevcut hali ile uygulamaya çalıştıkları yöntem maalesef, toplumu umutlandıran,
geleceğe yönelik model oluşturan bir yapıda değil, tam tersine, niteliği
olmayan, sıradan bir mahali seçim atmosferi yaratarak üniversiteye yakışmayan
bir yapı arz etmektedir. Adayların
projelerini açıklamak yerine, yüz yüze ve tek tek ziyaretler ile kendilerini
anlatmaya çalışmaktadırlar. </p>
<p>Üniversitelerin temelde kriterlerinin olmasınınolmamasının yaratığı
zincirleme sorunlar bugün sistemin çatışmamasına neden olmuştur. YÖK yasası
kurulduğundan ve sonradan değiştirilen hükümlerine göre üniversitelerde rektör
ve diğer yöneticileri belirleme şekli üniversitelerin nitelikli olarak
yönetilmesine yetmediği, üniversitelerde huzursuzluğu artırdığı görülmüş.
Üniversitelerin başında beri olmayan bilim insanı kriterlerinin olmamamsı
nedeniyle üniversitelerde olmaması gereken zayıf kişiliklerin önünü açmasına
neden olmuş, bu durumda üniversite verimliliğini düşürmüştür. Üniversitelerde
tek kişinin yönetimine bırakılan yapılanmanın yarattığı yanlışlardan ders
çıkarılarak, her üniversitenin ademi merkeziyet anlayışı ile yerinde yönetim ve
kısmi özerk yapılarına uygun olarak kendi içinde kendi modellerini geliştirmesi
gerekir. Bunun için güçlü bir irade ve çabanın üniversite çoğunluğunca
gösterilmesi&nbsp; gerekir. Ne yazık ki YÖK ve
üniversitelerin yaratığı oteriteryan anlayış üniversite dinamiklerinin
kırılmasına ve işlevsiz kalmasına neden olmuştur.</p>

<p>Üniversitelerin temel özerklik sorunu yanında
yönetici belirleme sürecinin de sistemi kilitlediği görülmektedir. Ülkemizde de
yaşanan tecrübeler ve kritikler dikkate alınarak mutlaka acilen yasal
düzenlemeye gidilmelidir. Kaldı ki yeni bir yasaya kadar üniversitelere en alt
birimden en üst yapıya kadar öğretim üyeleri dernekleri, sendikaları,
platformlar veya diğer tartışma grupları kendi çevrelerinde bu şekilde talepler
oluşturarak, bir defalığına bölüm başkanlığını, dekanlığı ve rektörlüğü yazılı
olmayan kurallar haline getirebilirler. </p>

<p>1982 Anayasasının orijinal metnindeki 101.
maddesinde belirtilen “Bir kişi iki kez üst-üste Cumhurbaşkanı seçilmez”
ilkesinden hareketle rektörlerin de yukarıda belirtildiği gibi yalnız bir dönem
görev yapmasında yarar vardır. Çünkü demokratik geleneklerin tam oturmadığı
yerlerde bu tür üst düzey yöneticiliklerde uzun süre kalınması yöneticilerin
kendini kurumla, kurumu kendileriyle özdeşleştirmesine ve bunun beraberinde
getirdiği olumsuzluklar zamanla kurumlarda telafisi zor süreçlere yol
açmaktadır. Hele bir de akademik anlayışa aykırı biçimde örgütlenme
sağlanıyorsa olay bir bütün olarak çıkmaza girmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda üniversiteler kendi modellerini
geliştirirlerse üniversite olurlar. Eğer üniversiteler kendi geleceklerinin
kendileri var olan kısmi özerk yapıları içinde geliştiremezse, daha önce de
değişik şekillerde ifade edildiği gibi üniversiteler dış dinamiklerin etkisinde
kalır ve ilerde tamiri mümkün olmayan yaralar alır ki, ülkemizin geleceği olan
güzide kurumlar istenilen nitelikte görev yapamazlar. Bu gidişatın
üniversiteleri politize olmaya doğru sürükleyeceğini söylemek kâhinlik
olmayacaktır.</p>

<p>Mevcut YÖK yasası ile üniversitelerde yakın
gelecekte radikal değişimlerin gerçekleştirilmesi beklenilmemektedir. Yeni bir
yasa ile seçim yöntemi, rektörlerin görev, yetki ve sorumlulukları hukuki
çerçevede yeniden düzenlene kadar, şimdilik en azından üniversiteler kendi
içinde kendi seçim modelleri geliştirerek üniversitenin dış etkilerden
korunması ve topluma örnek olması bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p>Bugün
geldiğimiz nokta itibarıyla üniversiteler kısa sürede kendi yasasını nesnel
akademik ölçütlere göre hazırlamaz ve gerçek anlamda özerk olamazlarsa,
korkarım bugün siyasette olduğu gibi üniversitelerde toplum nezdinde zeminini
kaybedecektir. Bunun telafisiyse kısa sürede olanaklı olmayacaktır. Bunun için
herkes üniversitelilik bilinci içinde bilimin gösterdiği yolda hareket etmek,
kronik iktidar özlemlerini kendinden ve kurumundan uzak tutmak zorundadır. </p>

<p>Sonuç itibarı
ile ülkemizin belirli bir bilim adamı belirleme ve yönetici seçme politikasını
belirlemesi gerekmektedir. Sübjektif olmayan, nitelikli üniversiteyi dış
etkilere maruz bırakmayacak bir köklü reforma ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır.</p>

<p>Bu aşamamda
ne yapılabilir?</p>

<p>1.<span>&nbsp;
</span>Üniversite bileşenleri örgütlü bir şekilde
üniversiteliliğin kendirline kazandırdığı bilimsel sorun çözme anlayışı ile
önce sorunu doğru analiz edip, çözüm üretmesi için bir araya gelmeleri ve ne
aradıklarını ortaya koymaları gerekir. Öncelikli olarak nasıl bir üniversite ve
nasıl bir yönetim istediklerini belirlemelidirler.</p>

<p>2.<span>&nbsp;
</span>Arzulanan nitelikte bir üniversite için uygun
adayın kriterleri belirlenmeli</p>

<p>3.<span>&nbsp;
</span>Bu niteliklere sahip adayların kendilerini
uygun bir ortamda bütün üniversite bileşenlerine anlatması ortamı
sağlanmalıdır. </p>

<p>4.<span>&nbsp;
</span>Adayların kendi projelerini ve üniversiteyi
nesil ileri taşıyacaklarını anlatma fırsatı bulmalıdır</p>

<p>Söz konusu
üniversite rektörlerinin seçimi değil, üniversitenin eğiliminin
belirlenmesidir. Bu bağlamda üniversite öğretim üyelerinin görüşleri de
alınarak değişik teknikler uygulanarak üniversitenin içine sinene yüksek güven
duyulan bir öğretim üyesinin ismi YÖK ve Cumurbaşkanına atanmak üzere
önerilebilir. </p>

<p>Daha nice sağduyulu, virajları keskin almayan,
aydın, üniversite kimliğine yakışır seçimler dileğiyle.</p>
<p><b><span>Değişik Ülkelerde Rektörün Görevi, Sorumluluğu ve Seçilme Şekli</span></b></p>
<p><b>Avusturya</b></p>

<p>Avusturya da
Üniversite Konseyi 9 kişiden oluşur, 1 rektör, 4’ü Üniversite senatosundan, 4’ü
Federal Hükümet tarafından seçilenlerden oluşturur. Üniversite konseyi genelde
Bütçeyi oluşturur, Üniversitenin gelişme ve organizasyon planını onaylar.
Üniversite ile Bakanlık arasındaki Performans Sözleşmesi’ni düzenler.</p>

<p>Ayrıca Senato
da var. Senato özellikle akademik konularda danışma kurulu görevi görür. Senato
profesörlerin atanma ve devamlı kadroya geçiş kriterlerini belirler.</p>

<p>Üye sayısı
18’dir. 10’u profesör, 5’i öğrencilerden oluşur.</p>

<p>Rektörlük
Rektör ve en çok dört yardımcıdan oluşur. Kararlar basit çoğunlukla alınır.</p>

<p>Rektör
üniversiteyi yönetip temsil eder. Bütçeyi kullandırır. Birimlerin başkanlarını
atar. Rektör, senatonun önerdiği 3 aday arasından üniversite konseyi tarafından
seçilir.</p>
<p><b>Finlandiya</b></p>

<p>Finlandiya da
da üniversite kurul aynı zamanda en üst karar alma organı olarak görev yapar.
Kurul 18 üyeden oluşur. Rektör, 1 rektör yardımcısı, 6 dekan, 2 öğretim üyesi,
2 yönetsel, 6 öğrencilerden oluşur. </p>

<p>Rektör 5
yıllığına öğretim üyeleri tarafından nitel çoğunlukla seçilir. Rektör
üniversitenin icraatından sorumlu. Chancellor 5 yıllığına Cumhurbaşkanı
tarafından atanır. Üniversitenin bilimsel alanda öne çıkmasını sağlamaya
çalışır. Üniversitenin genel çıkarlarını gözetir ve çalışmaları denetler.
Profesör ve doçentlerin atamasını yapar. </p>
<p><b>Fransa</b></p>

<p>Fransa’da
üniversite yönetimi için üç ayrı kurul veya konsey bulunmaktadır. </p>

<p>1. Yönetim
Konseyi, en üst yönetim kurulu olarak bilinir. </p>

<p>Yönetim kurul
bütçe konularında yetkili organ olarak görev yapar.</p>

<p>&nbsp; 2. Akademik Konsey.&nbsp; Akademik konsey akademik konular ve öğrenci
işleri ile ilgilenir. Daha çok bir danışma kurulu özelliğini taşır.</p>

<p>&nbsp; 3. Bilimsel Konsey ise araştırmalar ve
endüstri ile ilişkiler konularında danışmanlık görevi yapar. Her üç konsey de
seçilmiş öğretim üyeleri, öğrenciler ve yönetsel personelden oluşur. </p>

<p>Rektör
kurulların en yetkili kişisidir. 3 konseye de başkanlık eder. Doğrudan bütçeden
sorumlu olan kişidir. Rektör üniversite bileşenindeki her kesimin katıldığı
seçimle 5 yıllık süre için Milli Eğitim Bakanı tarafından atanır.</p>
<p><b>İngiltere</b></p>

<p>İngiltere’de
üniversitenin mali işlerden de sorumlu en üst yönetim kurulu üniversite
konseyidir. 39 üyeden oluşur. Chancellor, Rektör, Senatodan 9 üye ve 2 öğrenci
temsilciden oluşur. Konsey yılda 6 defa toplanır. Ayrıca Senato da var ve
senato akademik konularda en üst kurul. Senato 40 üyeden oluşur. Rektör,
yardımcıları, Dekanlar, Kütüphane Müdürü, seçilmiş 12 profesör, 3 öğrenci
temsilcisinden oluşmaktadır. Senato yılda 5 defa toplanır.</p>

<p>Chancellor
Üniversitenin resmi başkanı. Kraliçe tarafından atanır.Daha çok törensel görevi
var. Vice-Chancellor (Rektör) Üniversitenin genel yöneticisi. </p>
<p><b>İsveç</b></p>

<p>İsveç'te
üniversite kurulu en üst karar organı. Rektör doğal üye olduğu kurulda 1’i
öğretim üyeleri arasından, 1’de öğrenciler arasından seçilir, diğer üyeler
dıştan hükümet tarafından atanan 11 üyeden oluşur. Kurul genel planlama ve
koordinasyondan ve işlerin takibinden sorumlu. </p>

<p>Üniversite
Yönetim Grubu strateji üreten organ olarak görev yapar.&nbsp; Yönetim organı Rektör, pro-rektör, rektör
yardımcıları ve bölüm başkanlarından oluşur. </p>

<p>Rektör ise
kurul adına üniversitenin işleyişinden sorumlu. Rektör kurul’un görüşü
doğrultusunda hükümet tarafından atanır. Atama semboliktir.</p>
<p><b>Norveç</b></p>

<p>Norveç’te
üniversite kurulu Rektör, pro-rektör, öğretim üyeleri arasından seçilmiş 2 üye,
1 yönetsel üye, 2 öğrenci temsilcisi ve dıştan 4 üyeden oluşan en üst yönetim
kurulu. Akademik etkinliklerin en üst standartlarda yürütülmesinden sorumlu.
Bütçenin kullanımından bakana karşı sorumlu. Konsey ise öğretim elemanları ve
öğrenci temsilcilerinden oluşur. Çoğunluk ile üniversitenin iç işleyiş ile
ilgili danışma kurulu gibi çalışır.</p>

<p>Rektör
kurulun başkanı. Üniversitenin genel işleyişinden sorumlu. Rektör ve pro-rektör
öğretim üyeleri, teknik ve yönetsel personel ile öğrencilerin farklı ağırlıklı
oyları ile 4 yıllığına seçilirler.</p>
<p><b>İtalya </b></p>

<p>İtalya’da 26
kişiden oluşan mütevelli Heyeti Rektör, rektör yardımcısı, öğretim üyeleri ve
yönetsel personel temsilcileri, hükümet ve şehir temsilcileri, 4 öğrenci
temsilcisinden oluşur.&nbsp; Heyet
üniversitenin tüm yönetsel, mali ve personel işlerini denetler.</p>

<p>42 üyeli
senato Rektör, rektör yardımcısı, dekanlar, değişik disiplinlerin temsilcileri,
öğrenci konseyi tarafından görevlendirilen 5 öğrenci temsilcisinde
oluşmaktadır. Üniversitenin öğretim ve araştırma etkinliklerini planlar ve
koordine eden ayrı bir organdır. Üniversitenin gelişmesini planlar. Rektör
Mütevelli Heyete ve Senatoya başkanlık eder. Rektör üniversite profesörleri
tarafından seçilir.</p>

<p>Genel olarak
batı ülkelerinin kendilerine göre yerleşik üniversite yönetim organları
oluşturmuşlardır. Genel özellikleri üniversiteler devletin maddi kaynaklarını
kulanıyor, develt başkanı veya Milli Eğitim bakanı toplum adına niteliği
belirlenmiş rektörü atıyor. Üniversite kendi içinde kandi organalrını kuruyor
ve sistemin yaşamasını sürürülebilir durma getirmektedirler.</p>
<p>Bölüm Başkanlığı
Seçimi, Üniversitelerde Seçim Sistemleri-4</p>

<p>Prof. Dr. İbrahim
ORTAŞ, iortas@cu.edu.tr</p>
<p>Üniversitelerin
temel bilim birimleri olan ana bilim dalı ve bölümlerin işlev ve yönetimleri
doğrudan üniversitelerin verimliliğine etki etmektedir. En alt birimlerin güçlü
ve etkin olması, kendi iç dinamiklerini yetkili ve sorumluluk bilinci içinde
yönetmeleri durumunda aşağıdan yukarıya doğru olan katılımcı yapıyı
güçlendirecektir. Mevcut YÖK yasasında bölümlerin işlev ve yönetimleri üst
kurumlar tarafından belirlenmesi yanında mali yönden işlevsiz olmaları
nedeniyle ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bilimsel çalışmalar esasında bölümlerde
yürütüldüğü için bölümlerin doğrudan bütçelerini yapabilmeleri, öğretim
üyelerinin belirli bir düzeye kadar kendi sabit bütçelerinin olması, bilimsel
çalışmaların momentumunu ve hevesini yükseltecektir. Bilimin esas motorunu
oluşturan bölümlerin kendi içinde özerk olması, kendi kendini maddi ve idari
yönden idare edebilmeleri bilimsel düzeyimizin yükselmesine ciddi katkıda
bulunacaktır.</p>
<p>Geleceği
Planlamak</p>

<p>Genelde batı
üniversitelerinde bilimin motoru bölüm başkanlarıdır. Büyük projeler alırlar,
her öğretim yılında bölümünün geleceğine ilişkin öngörülerini ortaya koyarlar.
Ancak doğal olarak üniversitelerin makro bilim politikalarına karşın bölümlerin
bilim politikalarının oluşturulması için akademik kurulların etkin çalışması
gerekir. Batıdaki bölümler kendilerini sürekli yeniledikleri için dinamik
yapılarını koruyabilmektedir. Üniversitenin bilim politikasına uygun olarak
uzun ve orta vadeli bilimsel plan ve stratejileri geliştirerek üst birimler ile
paylaşmaktadırlar. Örneğin 1998 yılında Florida Üniversitesi Toprak Bölümü
Başkanının tüm çalışanlara ve öğrencilere 2010 yılının projeksiyonunu sunuşuna
tanık oldum.</p>

<p>Bu bağlamda
bölümlerin temel ve uzun süreçli bilim politikaları oluşturmaları için bilimsel
bakımdan güçlü yöneticilerce yönetilmeleri zorunludur. Batı üniversitelerinde
yapılanma aşağıdan yukarıya doğru oluşturulduğu için dekan/rektör eşgüdüm
görevi üstlenmektedir. Tabii bölüm başkanı özdenetim, akademik başarı ve hesap
verebilirlik ölçütlerine göre belirlendiği ve akademik eleman alımında söz
sahibi tek kişi olmadığı için bölümde gerçekten bilim yapacak nitelikte öğretim
üyeleri bulunmaktadır. Nitelikli, sorumlu bilim insanlarının toplandığı
birimlerde doğal olarak bölüm başkanın işi bir nebze olsun kolay
olmaktadır.&nbsp; </p>
<p>Bölüm Başkanlığı
Belirlenmesi</p>

<p>Üniversitelerimizde
genelde YÖK yasasına uygun olarak Anabilim dalı başkanı öğretim üyeleri
tarafından belirlenmektedir, Anabilim dalı başkanlarının önerisi ile Dekan
Bölüm Başkanı atamaktadır. Mevcut yasada tek seçim Ana bilim dalı başkanları
için uygulanmaktadır. Aslında çoğu zaman insan doğasının gereği daha çok
insanın bir birine yakın olduğu ortamlarda seçimin yapılması istenmeyen
sonuçları da doğurmaktadır. Bazen de bu tür zorlamalar nedeniyle daha fazla
tatsızlık olmasın diye yasaya uygun olarak bölümlerde süreç sırayla veya
isteyenler arasında dönüşümlü yürütülerek düzen sağlanmaya çalışılmaktadır.
Ancak hiçbir bilimsel ve yönetim liyakati aranmamaktadır. Yalnızca öğretim
üyelerinin beğenisini kazanmak yetiyor.</p>
<p>Gelişmiş
Üniversitelerde Durum Nasıl?</p>

<p>Gelişmiş
üniversitelerde bölüm başkanı değişik yöntemler ile belirlenmektedir.</p>

<p>Batıda bizdeki
gibi bölüm başkanlığı seçimi ve ondan sonra yaşanan bildik manzaralar
oluşmuyor. Seçilen bölüm başkanı bölümünün verimliliğini artırmayı amaçlar.
Sistem başarı ölçütleri üzerine işlediği için bölüm başkanlığı, akademik
faaliyetleri yavaşlatan idari bir yük de getirdiği için kişiler bölüm başkanı
olmak için değil, olmamak için çalışırlar. Bazı birimlerde sıra ile bölüm
başkanlığı yürütüldüğü için insanlar kendi sıraları geldiği zaman kaçmaya
çalışırlar. Bilindiği gibi asıl olan öğretim üyeliği ve akademik verimliliktir.
</p>

<p>1.&nbsp; Çoğu ülkede bölüm başkanı açık ilanla
dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun bilimsel performansına dayalı bilim
dosyası ve akademisyenlere yönelik projesini açıklama ve deneme dersi sonucuna
göre öğrenci, çalışanlar ve öğretim üyelerinin oyu ile belirlenir.</p>

<p>2.&nbsp; Bazı ülkelerde bölüm başkanlığı angarya
olarak görüldüğü için sıra ile kısa süreliğine yapılır.</p>

<p>3.&nbsp; Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinde
süreli bölüm başkanı yine rekabete dayalı olarak yapılan değerlendirme sistemi
sonucu üniversite ile yapılan pazarlık sonucu belirlenir. </p>

<p>Genelde seçimde
adayların bilimsel nitelikleri ile geleceğe yönelik akademik vizyonu en
belirleyici etmendir. Bir yıl önceden bölüm, bütün dünyaya bölüm başkanlığı
adayları için ilan verir ve adayların bilimsel dosyaları istenir. Adayların
dosyaları incelenir, bunlardan 2 veya 3 aday üzerinde yoğunlaşılıyor ve adaylar
ile bölümde toplantı yapılır. Bölüm başkanı atanmasında çoğunlukla yarı resmi
mülakat yapılır. Adaylar bölümü nasıl yöneteceklerini, ileriye yönelik neler
yapacaklarını, bunları yapmak için ne istediklerini açıklarlar. Bir çok ülkede
her dönemin sonunda bölüm başkanları kendiliğinden bölüme ve bir üstlerine
karşı hesap vermek zorunluluğu da bulunmaktadır. </p>
<p>Sistem Temelden
İyi Bilim İnsanına Bağlıdır</p>

<p>Sorun temelde
bölüm başkanı seçimi olan profesörlük atanmasında kritik davranılmakta ki
profesör atanmasında usul olarak bölümün görüşü yanında asistan ve öğrencilerin
de görüşü aranır. Bölüm başkanı için belirli günde jüri önünde adayların kendi
programlarını anlatırılar. Programa davet edilen kişiler içinden öğrenci, bölüm
sekreteri, asistanlar, öğretim üyeleri oy kullanarak seçilir. Rektör de atamayı
yapar. Almanya'da bölüm başkanı sıkı ölçütler ile atanır ve görev süresinin
sonuna kadar da kalabilmektedir. Ancak gelişmiş üniversitelerin başarılarının
altındaki en önemli ölçü objektif bilim insanı seçimi ve buna bağlı olarak
sağlanan bilimsel başarıdır.</p>

<p>&nbsp; Seçilen bilim insanı ve Bölüm
başkanı öz güvenle bölümü yönetir. İngiltere'deki Reading üniversitesi Toprak
Bölümü başkanlığına çok sayıda değişik ülkelerden gelen bilim adamları arasında
ölçütleri en iyi sağlayan bir Avustralya kökenli profesör atandı. Benzer
şekilde bizden daha sıkı olan İngiltere'nin, Almanya’nın ve Fransa’nın bir çok
üniversitesinde bölümlerin başkanları değişik uluslardan bilimsel
dosyalarındaki başarıları ve rekabete dayalı olarak atanabilmektedirler. Tabii
hesap da verebilmektedirler. Amerika’da tam bir pragmatik anlayışla ve beyin
transferi nedeniyle din, dil, renk ayrımı yapmadan başarı kıstası esas
alınmaktadır. Benim bildiğim çok değerli bir çok Türk vatandaşı bilim insanı
Almanya, İsveç, Amerika’da başarılı bölüm başkanlığı yapıyorlar. Tabii bu
ülkelerde başarılı olmak ve birimi bilimsel olarak ileri taşımak birinci gelen
koşul olduğu için kimse ulusal değerlerinin kaybolması kaygısına düşmemektedir.
Çünkü sistem bilim yapma ve bilgi üretme ekseninde başarıya dayalı olarak işletilmektedir.
Dünyaya biliminden meydana gelen gelişmelerden kopmamak için bölüm başkanı da,
dekan da rektörde büyük bir rekabet içinde çalışmaktadırlar. Başarısız olan ise
bir dakika yerinde duramaz.&nbsp; </p>
<p>Ne yapılabilir</p>

<p>Sorun bir bütün
olduğu için bölüm başkanı, dekan, rektör belirlenmesi süreci içinde
değerlendirmek gerekir. Değişik modeller var. Ancak bilim yapan en alt
birimleri olan anabilim daları ve bölümlerde bilimsel yeterlilik, liyakat ve
tercih edilebilirlik ilkeleri bir arada düşünülebilir. Mutlaka bilimsel
başarıya dayalı belirlenmiş temel ilkelerin olması bölümlerin uluslararası
düzeyde rekabet edebilmesi bakımında önemlidir. Yoksa şu veya bu şekle bölümün
oyunu alarak sürekli birimlerin başında olmak bölümleri yerelleştirir ve
bilimimizi evrensel ölçeğe taşıyamayız.</p>
<p>Dekanlık
Seçimleri </p>

<p>Dekanın
Sorumlulukları</p>

<p>Üniversitelerin
tüzel kişiliğe sahip akademik birimlerin başında Fakülteler gelmektedir. Benzer
disiplindeki bölümlerin koordinasyonunu sağlayan fakülteler üniversitelerin en
güçlü birimleridirler. </p>

<p>Dekan, fakülteyi
oluşturan bölümler arasındaki koordinasyonu sağlamak, fakülteyi dışarıya karşı
temsil etmek ve gerektiğinde savunmak, fakülteye iyi eleman kazandırmak, mali
desek ve bağış toplamak ile ilgili konulardan sorumludur. Gelişmiş
üniversitelerde sorunlar (görevlendirmeler vs.) genelde bölümlerde çözüldüğü
için (bölümler bir çok sorunu kendi bünyesinde çözmektedirler)
dekanlığa/rektörlüğe fazla iş düşmez ve dekanlık bir bakıma bilim politikaları
üreten, araştırmaları koordine eden bir üst birim olarak algılanır. Herhangi
bir batılı üniversitede bizdeki gibi yurtdışına çıkmak için 40 gün önceden izin
istemek ve bu iznin silsile yolu ile YÖK’e kadar gitmesi ve alınan izin ile
yurtdışına çıkılması gibi bir olay hiç yaşanmaz. </p>

<p>Mevcut hali ile
dekanlıkların yetkilerinin çoğunu rektörlükler üstlendiği için dekanlara çok
fazla iş düşmemektedir. İdari olarak bazı düzenlemeleri yapabilmektedirler.
Dekanlıkların yapması gereken akademik kadroların belirlenmesi rektörlükler
tarafından yapılmaktadır. Mali olarak kendi kaynaklarını yaratmanın dışında
merkezi bütçeden sınırlı kaynak geldiği için istenilen ölçüde esneklik de
olmamaktadır. </p>

<p>Gelişmiş
ülkelerde dekanlıkları kendi tüzel kişilikleri olmakla beraber Rektörlüğe bağlı
birimler ancak bizim sistemimizden farklı olarak daha bağımsız hareket
edebilmektedirler. Dekan ve Rektörle istişare ederek fakültenin faaliyetlerini
yürütmektedir. Ancak karar vermede çoğunlukla tüzel kişiliğe bağlı olarak
bağımsızdır. Bu bağlamda gelişmiş ülkelerde dekanlık önemli ve dekanın
belirlenmesinde Rektörlük ve Bölüm başkanlığının belirlenmesinde olduğu gibi
arama süreci ile dünyanın herhangi bir ülkesinden herkese açık ilanla
sağlanmaktadır. Değişik ülkelerin üniversitelerinde dekanlık için verilen
uluslararası ilanlarda çoğunlukla iyi bilim adamı, iyi ders verme yanında,
projeleri koordine edebilme yeteneği ve yönetim becerileri özellikli olarak
dikkate alınmaktadır. Temel bilim politikalarının koordine edildiği
fakültelerde sürecin sağlıklı yürümesinde yönetim organizasyonunun rolü
büyüktür. </p>

<p>2547 sayılı YÖK
yasasından kaynaklanan ve halen üniversitelerimin özerk kurumlar olması
önündeki yasal sınırlamalara rağmen üniversitelerde oluşan bazı eğilim ve
gelenekler üniversiteleri günümüze kadar taşımışlardır. Dekanlık seçimi mevcut
yasada olmamasına karşın, bazı üniversitelerde Rektörler demokratik olma adına
gayrı resmi olarak ön yoklama yaparak YÖK’e üç aday ismi bildirmektedirler. YÖK
de genellikle üniversitenin görüşüne uygun olarak atama yapar. Bazı
üniversitelerde rektörler seçimi dikkate almamakta, kendi çalışmak istedikleri
arkadaşlarını atayabilmektedirler. </p>

<p>"Üniversiteleri
üniversite yapan gelenekleridir" anlayışı ile üniversitemizin kendine
yakışır ağırlıkta kendi iç dinamikleri ile kurumsal yapılandırmasını
tamamlamalarıdır. Bu geleneklerden biri de fakülte dekanlarının belirlenmesinde
fakülte öğretim üyelerinin eğilimine uygun davranılmasıdır. Yasal olarak dekan
adaylarının belirlenmesi için herhangi bir seçim ibaresi olmamamsına rağmen bir
engel de yoktur. </p>

<p>Üniversiteler
tarafından daha iyi bir ölçüt ortaya koyulamadığına göre, şimdilik her bilim
insanın kendi kararını verecek yetkinlikte olduğu gerçeğinden hareketle öğretim
üyelerinin iradesine saygı duyulması bir çok yönden önemlidir.</p>

<p>Maalesef
üniversitelerimizde dekanlık yönetim organlarının belirlenmesinde günümüze
kadar yaşanan bazı gelişmeler kurumları güçlendirmemiş, tam tersine olumsuz
yönde zayıflatmıştır.</p>
<p>Dünyada Dekan
Atanması konusunda değişik modeller bulunmaktadır.</p>

<p>Doğrudan ilan ile
dekan aranması. İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde uygulana modele, doğrudan
amaca uygun iş ilanı verilmektedir. Koşulları taşıyan adaylar üniversiteye baş
dosaları ile başvurmakta, bazı ülkelerde üniversite yönetimi doğrudan uygun adayı
atamakta bazı ülkelerde ise fakülte ayrıca adayları oylamaktadır. Doğal olarak
öğrenci ve çalışanlar ve diğer yardımcı öğretim üyeleri de oylamaya ağırlıkları
oranda katılmaktadır.</p>

<p>Geçen yıl
konferans vermek üzere gittiğim Doğu Akdeniz Üniversitesi dekan arayışı ilanını
bilginize sunuyorum. </p>
<p>Türkiye'de Genel
Yaklaşım Eğilim Yoklaması Şeklindedir</p>

<p>Ülkemizde
süregelen anlayış yerleşik fakültelerde rektör eğilim yoklaması ile dekanın
meşrutiyetini tabana dayanılarak doğrudan sorumluluk almak yerine bir bakıma
demokratik davranarak sorumluluğu tabanın oluruna bırakmaktadır.&nbsp; </p>

<p>Halen ülkemizde
arzulanan bir mekanizma olmadığı için dekan adayının belirlenmesi mevcut eğilim
yoklaması ile açık ve herkesin benimseyeceği bir şekilde gerçekleşmesi bir çok
yönden yararlı olmaktadır. Bu anlayışla bilerek ve isteyerek eğilim yoklamasına
katılacak adayların sonuçları olgunlukla karşılaması ve kabullenmesi yanında
üniversite üst yönetiminin eğilim yoklamasının sonuçlarına saygı duyması ve
öğretim üyelerinin karalarına uygun aday isimlerini YÖK’e atanmak üzere
bildirmesi üniversitemizin saygınlığını her düzeyde güçlü kılacaktır. </p>

<p>Diğer taraftan
gelişimini henüz tamamlamamış fakültelerde de öncelikle aynı fakültenin
kadrosunda olan profesörler arasından liyakati ve yönetim becerisi olan bir
öğretim üyesinin Fakültenin de rızası doğrultusunda Rektör tarafından YÖK’e
atanmak üzere bildirilmesi yine üniversitemizin sağlıklı iç gelişimini ve
verimliliğinin devamlılığı için önemlidir.</p>
<p>Bu ilanlardan en
çarpıcı olanı ise Kıbrıs'taki Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü’nün
Mühendislik Fakültesine Dekan arayan aşağıdaki ilanda bulunan kriterlerdir.</p>
<p>Doğu Akdeniz
Üniversitesi Rektörlüğü’nden</p>

<p>Münhal Duyurusu</p>

<p>Üniversitemiz
Mühendislik Fakültesi Dekanlığı için üniversite içinden ve üniversite dışından
başvuru kabul edilmektedir.</p>

<p>Adaylarda aranan
nitelikler:</p>

<p>o&nbsp; En az Doçent veya Profesör olmak,</p>

<p>o&nbsp; Bir üniversitede en az 3 yıl tam
zamanlı statüde öğretim üyesi veya eğitim yöneticisi olarak çalışmış olmak,</p>

<p>o&nbsp; Misafir kadroda bulunmamak ve ADEK
kriterlerini sağlamış olmak, </p>

<p>o&nbsp; Pek iyi derecede İngilizce bilmek,
(ikinci yabancı dil bilmek tercih sebebidir.)</p>

<p>o&nbsp; Yükseköğretim amaç, ilke ve sistemleri
hakkında geniş bilgi ve deneyim sahibi olmak, </p>
<p>Yukarıda
belirtilen niteliklere sahip adayların başvurularını 31.01.2008 Perşembe günü
mesai bitimine kadar detaylı özgeçmişleri ile birlikte DAÜ Akademik İşlerden
Sorumlu Rektör Yardımcılığı’na yapmaları gerekmektedir. </p>
<p>Değerlendirme
Süreci:</p>

<p>o&nbsp; 01.02.2008 Mühendislik Fakültesi,
Fakülte Kurulu’nun başvuruları değerlendirip uygun adayları belirlemesi</p>

<p>o&nbsp; 04.02.2008&nbsp; Adayların duyurulması</p>

<p>o&nbsp; 11.02.2008 Adayların fakülte öğretim
üye ve öğretim elemanlarına sunum gerçekleştirmesi</p>

<p>o&nbsp; 13.02.2008 Elektronik ortamda portal
üzerinden tüm tam zamanlı fakülte öğretim üyeleri ile öğretim elemanlarının oy
kullanabileceği seçim yapılması </p>
<p>Oylama sonucunda
%51 veya üzeri oy alan aday çıkmaması halinde:</p>

<p>o&nbsp; 14.02.2008&nbsp; En yüksek oy alan iki aday arasında ikinci
tur seçim yapılması,</p>

<p>&nbsp; </p>

<p>&nbsp; İkinci tur oylama sonucunda %51 veya
üzeri oy alan aday çıkmaması halinde:</p>

<p>o&nbsp; 15.02.2008 İkinci tur oylamaya katılan
iki aday arasında üçüncü&nbsp; tur seçim
yapılması</p>

<p>&nbsp;Üçüncü tur oylama sonucunda da %51 veya üzeri
oy alan aday çıkmaması halinde ileriki bir tarihte seçim süreci yenilenecektir.</p>

<p>&nbsp; Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı
</p>

<p>&nbsp;14.01.2008</p>
<p>Ali Ercandan</p>
<p>Sayın Ortaş, </p>
<p>Temelde yanlış
bir yapılanma varsa, doğru bir yapı için geçerli mantıksal kuralları
uygulayamazsınız..</p>

<p>Rektör seçimine
ilişkin kurallar konusunda ilkesel önerilerim şunlardır:</p>
<p>1.&nbsp; Öğrenim sistemi 5 tip üniversiteden oluşur:</p>
<p>Tıp </p>

<p>Hukuk</p>

<p>Beşeri
Bilimler[sosyal-politik-ekonomik]</p>

<p>Tabiat Bilimleri
[fizik-kimya-biyoloji]</p>

<p>Felsefe
[matematik-]</p>
<p>2. Her
üniversite&nbsp; en çok 5 fakülteden
oluşur.[dekanlıklar]</p>
<p>3. Rektör en az
10 yıl profesör olarak görev yapanlar arasından&nbsp;
"içe dönük yöntemle" seçilir:</p>
<p>Rektör Aday
adayları,&nbsp; %80 i öğretim üyelerinden, %10
u üniversite idari personelinden ve %10 u öğrencilerden oluşan </p>

<p>Üniversite
delegeler kurulunca, gizli olarak seçilir. [delegeler kurulunun toplam sayısı
=&nbsp; bütün öğretim üyeleri sayısı / 0,8] </p>

<p>Delegeler
kurulunun %10 barajını geçenler "aday" olarak belirlenir. [aday
sayısı bu durumda teorik olarak 9 u geçemez.]</p>
<p>Seçilen adaylar,
ikinci bir oturumda, kendi dışındaki diğer adaylardan 5 kişiye&nbsp; 5-4-3-2-1 şeklinde puvan verirler.. </p>

<p>en çok puvan alan
aday rektör olur.. [1.ve 2. sıradaki arasındaki puvan farkı %10 dan küçük
olduğu durumlarda, </p>

<p>kendiliğinden bir
feragat söz konusu değilse,&nbsp; delegeler
kurulundaki ön seçimde en yüksek oyu alan aday rektör olur.]</p>
<p>Tabii bu, ilk
bakışta yadırganacak, kuralları daha işlevsel hale getirmek üzere, ayrıntılar
üzerinde düşünceler geliştirilebilir..</p>

<p>Ana fikir,
"Üniversitenin, kendi başını katılımcı ve uzlaşıcı bir yöntemle seçimini
sağlamak" olmalıdır..</p>

<p>Saygılarımla...</p>

<p>D.Ali Ercan</p>
<p>Rektör atamasına
mahkemeden yürütmeyi durdurma 23 Aralık 2008 </p>
<p>Nesrin
COŞKUN/İZMİR, (DHA) </p>
<p>&nbsp;BU HABERİN DETAYI&nbsp; </p>
<p>&nbsp;DİSK'ten Cumhurbaşkanı'na rektör mektubu </p>
<p>DOKUZ Eylül
Üniversitesi'nde rektörlük seçiminde oyların yüzde 47'sini alan Prof. Dr. Sedef
Gidener'in YÖK'ün Çankaya Köşkü'ne gönderdiği listede ilk sırada olmasına
karşın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün oyların yüzde 15'ini alan ve ikinci
sırada bulunan Prof.Dr. Mehmet Füzün'ü rektör atamasında mahkeme yürütmeyi
durdurma kararı verdi. Mahkeme verdiği bu kararla bir ilke imza attı. İlk kez
bir mahkeme Cumhurbaşkanı'nın verdiği bir kararı durdurdu. Mahkemenin vereceği
nihai karar ise merakla bekleniyor.</p>
<p>Prof. Dr.
Gidener, Cumhurbaşkanı Gül'ün Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü görevine
getirdiği Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün atanmasının hem ‘demokratik&nbsp; </p>

<p>Prof. Dr. Sedef
Gidener </p>

<p>olmadığı’, hem de
‘kısmi statüde’ çalıştığı için ‘yasal olmadığı’ gerekçesiyle yargıya taşımıştı.
Ankara 15'inci İdare Mahkemesi'nin, yürütmeyi durdurma kararıyla Prof. Dr.
Gidener ilk raundu kazanırken, Türkiye ilk kez böyle bir olayla karşı karşıya
kaldı. 30 gün içinde kararın tebliğ edilip Prof.Dr. Füzün'ün rektörlükten
alınması gerektiğini söyleyen Prof.Dr. Gidener, “Çok mutluyum, çok sevinçliyim”
dedi.</p>
<p>Prof.Dr. Sedef
Gidener, geçen 18 Haziran'da Dokuz Eylül Üniversitesi'nde yapılan rektör
seçiminde rakiplerine ezici üstünlük sağlamasına karşın Köşk'ün tercihi ikinci
sıradaki Prof. Dr. Mehmet Füzün oldu. Bu tercih üzerine Prof.Dr. Gidener,
yürütmenin durdurulması istemiyle 3 Eylül'de Nöbetçi İdare Mahkemesi'ne
başvurdu. Ankara 15'inci İdare Mahkamesi'nde görülen davadan Prof.Dr.
Gidener'in talebi olan yürütmeyi durdurma kararı çıktı.</p>
<p>“MAHKEMENİN
YAZILI KARARI HENÜZ BANA GELMEDİ”</p>
<p>Kararla ilgili
kendisine henüz yazılı evrak gelmediğini ancak mahkeme kaleminden kararı
öğrendiğini belirten Prof.Dr. Gidener, çok mutlu olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kendisini atamamasının bir gerekçesinin olması
gerektiğini, bunun açıklanması gerektiğini belirten Prof.Dr. Gidener, şunları
söyledi:</p>

<p>“18 Haziran'da
üniversite olarak rektörlük seçimlerimizi yaptık. Ben de adaydım. 564 oy aldım.
Seçimde ikinci olan, 181 oy alan hoca atandı. Ben de en azından demokrasi
uğruna böyle olmaması gerektiğini düşünüp, 564 oya sahip olarak mahkemeye
başvurmayı uygun gördüm. Birinci oldum, çok fazla oy farkım var. İkincinin
tercih edilmesi için, benim tercih edilmememi gerektiren bir gerekçe olmalıdır.
Öyle de bir şey de yok. Benim atanmam gerekiyordu. Takdir hakkını keyfi
kullanmamak gerekiyor. Hem takdir hakkının kullanılmasında gerekçelerin
olmasını düşündüğüm için, hem de atanan Füzün Hoca ‘kısmi statüde’ olduğu için
atama sakat bir atama diye mahkemeye başvurdum. İki gerekçem vardı, ancak
yürütmeyi durdurma kararının hangi gerekçeden, birinden mi ikisi birlikte mi
verildi bilmiyorum. Ama mahkemeden böyle bir sonuç umuyor, bekliyordum. Umduğum
çıktı.”</p>
<p>DIŞARIDAN GEÇİCİ
REKTÖR VEKİLİ ATANABİLİR</p>
<p>Prof.Dr. Sedef
Gidener, bu kararın ardından yaşanacak gelişmelerle ilgili ise görüşlerini
şöyle aktardı:</p>

<p>“Bu karar aslında
18 Haziran'da rektörlük seçimlerinin sonuçlarına dönüş olduğu için
üniversitemiz için çok iyi. En azından zedelenen bazı duygularımız vardı,
üniversite olarak. Onların düzeltilmesi açısından çok iyi. </p>

<p>Hepinizin bildiği
gibi hem Cumhurbaşkanı, hem Mehmet Füzün bey bu atama işlemlerinin uygun
olmadığını, üniversitedeki rektörlük seçimlerinin sonuçlarının yansıması
bakımından ilerleyen prosedürlerin uygun olmadığını ve değiştirilmesi
gerektiğini her ikisi de söylüyordu. Sonuçta bu kararın hem Cuhhurbaşkanımızı,
hem de Mehmet Füzün beyi mutlu edeceğini düşünüyorum. Karar taraflara tebliğ
edilecek. Tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde bu kararın
uygulanması gerekiyor. Hem Cumhurbaşkanlığı'nın hem Mehmet Füzün beyin itiraz
hakkı var. </p>

<p>Tebliğden
itibaren bir hafta içinde itiraz hakları var. Bu Türkiye'deki ilk dava olduğu
için sürecin nasıl olacağını bilmiyorum, kendi düşüncelerimi söylüyorum. Büyük
ihtimalle herhalde dava bitene kadar, işlemler tamamlanıncaya kadar YÖK birini
üniversitenin içinden veya dışından, Ankara'dan ya da İzmir'den onu
bilemeyeceğim, herhalde vekil rektör ataması gerekiyor.”</p>
<p>“YÖK'TEN YENİ
LİSTE GİDECEK”</p>
<p>Prof. Dr. Sedef
Gidener, bu durumda YÖK'ün Çankaya Köşkü'ne, Prof.Dr. Mehmet Füzün'ün adının
yer almadığı seçim sonuçlarına dayalı yeni bir listeyi göndermesi gerektiğini
belirtirken, rektör olarak atanması ksonusunda umutlu olduğunu belirtti.</p>
<p>Yeni listeden de
kendisinin atanmaması, bir başkasının rektör yapılması durumunda yine mahkemeye
başvuracağını kaydeden Prof.Dr. Gidener, şöyle dedi:</p>

<p>“Aslında bu
mahkeme kararı, Türkiye'ye ilişkin umutların bitmediğini de gösteriyor. Adalet
er veya geç yerine geliyor. Ve aslında demokratik teamüllere uygun hareket
edilmesi konusunda da herkese bir kez daha şans tanıyor. Çok mutluyum. Çok
umutlu olarak davayı açmıştım. Kafamda, kazanamayacağım soruları da oldu ama
sonucun böyle çıkacağına umuyordum, inanıyordum. Umduğum çıktı.” </p>
<p>Bu arada Prof.Dr.
Gidener'in açtığı davayı kazandığı haberi Dokuz Eylül Üniversitesi'nde kulaktan
kulağa hızla yayılırken, özellikle hem Prof.Dr. Füzün'ün hem de Prof.Dr.
Gidener'in görev yaptığı Tıp Fakültesi'nde mahkeme kararı günün konusu oldu.</p>
<p>Mahkeme kararıyla
ilk kez bir üniversite rektörünün atamasının iptal edilmesiyle ilgili Rektör
Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün tepkisi merak edilirken, bir çok öğretim üyesi yargı
kararıyla rektör atamasının iptalinin sözkonusu olabileceğini belirtti. Öğretim
üyeleri gelişmeleri dikkatli izlediklerini önümüzdeki günlerde birçok
değişikliğin olabileceğini söyledi.</p>
<p>SEÇİMDE KİM KAÇ
OY ALDI</p>
<p>İZMİR'deki Dokuz
Eylül Üniversitesi'nde rektörlük için 18 Haziran'da yapılan seçimde 7 aday
yarıştı. 1183 öğretim üyesi oy kullandı. Seçimin galibi oyların 564'ünü (yüzde
47'sini) alan Başhekim Prof.Dr. Sedef Gidener oldu. Prof. Dr. Gidener'i ise 181
oyla (Yüzde 15 oy oranı) Prof. Dr. Mehmet Füzün izledi. Seçimden üçüncü sırada
Prof. Dr. Halil Köse oldu. Köse 165 oy aldı, adaylardan Prof. Dr. Mehmet Siraç
Dilber'e sandıktan 125 oy çıktı. Prof. Dr. Atila Akkoçlu 69, Prof. Dr. Hale
Akpınar 54, Prof. Dr. Zerrin Toprak Karaman 9 oy alabildi. 16 oy da geçersiz
sayıldı ya da boş çıktı.</p>

<p>Seçimden sonra
Prof. Dr. Köse çekildiğini bildirdi. YÖK'e giden listede adı yer alan Prof. Dr.
Köse, YÖK'e mülakata gitmedi. Üçüncü sıraya Prof. Dr. Dilber yerleşti. YÖK'ün
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e gönderdiği listede sırasıyla Prof. Dr. Gidener,
Prof. Dr. Füzün ve Prof. Dr. Dilber'in isimleri yer aldı. Prof. Dr. Füzün
listenin ikinci sırasından rektör atandı. </p>
<p>PROF. GİDENER NE
DEMİŞTİ</p>
<p>Prof.Dr. Sedef
Gidener yürütmeyi durdurma istemiyle dava açarken gerekçesini de şöyle
açıklamıştı:</p>

<p>“Benim mücadelem
üniversitenin iradesine saygı gösterilmesi. Demokratik eğilimlere saygı
gösterilmesi, ‘Sana demokrasi, bana olmuyor' gibi bir ikilemin Türkiye'de artık
yaşanmaması gerektiği. Yasalar herkes için. ‘Hallederiz’, ‘Bunu da görmezden
geliriz, anlayışla karşılanır’, gibi bir şeyin olmaması gerekiyor. Kanunların
herkes için uygulanabilir eşitlikte olması gerekiyor. Bunun mücadelesini
veriyorum.”</p>
<p>“Meslektaşlar
Yönetimi Modeli” (Finlandiya, Yunanistan, Fransa, Almanya, İsviçre, Japonya)</p>

<p>ise
sınırlı yetkilerle donatılmış yöneticilerin (Rektör, Dekan, Bölüm Başkanı v.b.)
seçim ile</p>

<p>belirlenmesini
ve Senato, Üniversite Konseyi, Fakülte ve Bölüm Kurulları ile de yatay bir</p>

<p>yönetimi
öngermektedir. Bu modeli uygulayan ülkelerde yöneticilerin seçimi ve
yöneticiler</p>

<p>ile
kurumlar arasındaki yetki paylaşımı açısından önemli farklılıklar
gözlenmektedir. Örneğin</p>

<p>bazı
ülkelerde Rektör tek dereceli bir seçim ile belirlenmekte, seçmen kitlesi tüm
akademik ve</p>

<p>idare
personel ile öğrencilerden oluşmakta (Yunanistan), bazı ülkelerde ise sadece
akademik</p>

<p>personelden
oluşmaktadır (Finlandiya). Tek dereceli seçim uygulanan ülkelerde atama</p>

<p>genellikle
bir üst mercinin (Eğitim Bakanı, Başbakan veya Cumhurbaşkanı) onayını</p>

<p>gerektirmektedir.
Almanya, Fransa, İsviçre gibi diğer bazı ülkelerde ise iki dereceli bir seçim</p>

<p>sistemi
uygulanmaktadır. Önce seçiciler kurulu (genellikle Senato) üyeleri
belirlenmekte ve</p>

<p>Rektör
bu kurul tarafından seçilip atanmaktadır. Her iki sistemde de rektörlük görev
süresi 4</p>

<p>veya 5
yılla sınırlandırılmakta, ancak Rektör ikinci bir dönem için seçilip
atanabilmektedir</p>

<p>(Fransa
dışında).</p>

<p>“Girişimci
Model”de (İngiltere, Avustralya, Hollanda v.b.) ise çoğunluğunu üniversite</p>

<p>dışından
atanan üyelerin oluşturduğu bir “Yönetim Kurulu” idari ve mali sorumluluğu ve</p>

<p>yönetimi
üstlenmekte, rektörü seçip atamakta, “Üniversite Senatosu” ise akademik
yönetimi</p>

<p>üstlenmektedir.
Benzer şekilde Rektör tarafından atanan Dekanlar ve Dekanlar tarafından</p>

<p>atanan
Bölüm Başkanları kendi birimlerinde tam yetki ile idari ve mali yönetimi, bu</p>

<p>birimlerin
akademik kurulları ise akademik yönetimi üstlenmektedir.</p>

<p>“</p>
<p>Gazeteci Balçiçek Pamir 05.02.2010 tarihince Bolu İzzet Baysan
Üniversitesi rektör atanması ile ilgili olarak “Öğretim üyeleri niye oy
veriyor?” sorusunu sorarak “ASLINDA her şeyi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
başlattı. Sezer'den önce hazırlığı yapan YÖK Başkanı Erdoğan Teziç oldu. Onları
o gün avuçları patlayıncaya kadar alkışlayanlar,bugün”Keşke
yapmasalarmış”diyorlar.</p>

<p>Pamir diyor ki “bir zamanlar kıyameti koparan Abdullah Gül bugün
Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan ise Başbakan. O gün bugündür ne değişti? Yine
seçimler yapılıyor, yine öğretim üyeleri oy kullanıyor. Ama bu sefer
Erdoğan-Gül ikilisinin hoşuna gidenler atanıyor. Bu sefer hazırlığı yapan ise
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan...” </p>
<p>Rektörler ile birlikte dekan atanmasında da üniversite eğilimi
dikkate alınmadı. Dokuz Eylül, Ege Üniversitesinde yapılan seçimlerin
sonuçlarına göre en fazla oyu alan Dekan adayları değil, YÖK’ün benimsediği
adaylar atanınca tartışma başladı. Şimdi Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği
Fakültesi'nde de benzeri bir olay yaşandı. Maalesef en çok oyu almış aday yerine
en az oy alan kişi seçildiği zaman bütün güven ilişkileri bozuluyor. </p>
<p>Sayın Pamir 10.02.2010 tarihli köşesinde bu defa “Sizi unutmadım
Sayın YÖK Başkanı” diye yazıyor.&nbsp; </p>
<p>Pamir aynı soruyu sorarak "Öğretim üyeleri neden oy
veriyor?" “ Yani madem YÖK, üniversiteler adına atamaları yapıyor, neden
seçim yapılıyor?”</p>

<p>Bütün bu gelişmeler yaşanırken &nbsp;İzzet Baysal Vakfı Başkanı Ahmet Baysal, yeni
rektör ataması için, "Atama siyasidir, ve tedirginiz" diye
gözyaşlarıyla tepki gösteriyor.</p>

<br></p><br>
							
							&nbsp;
							<hr><span class="post-meta-comments"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=1246"><i class="fab fa-facebook-f"></i>Paylaş</a></span>
							<br><span class="post-meta-comments"><a href="https://twitter.com/share" target="_blank" data-url="https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=1246"  data-lang="tr" ><i class="fab fa-twitter"></i>Paylaş</a></a>

							</div>  
							<div class="col-lg-3">
							<div class="widget  widget-tags">
                            <div class="tags">
							 <a href="blog.asp?tur=72">Üniversite</a>
							
                            </div>
							</div>                              
							</div>
						</div>

                </div>   
            </div>
        </section>

   
<div class="footer-content">
      <div class="container">
        <div class="row">
          
		  
		  <div class="col-md-8"> 
            <!-- Footer widget area 2 -->
            <div class="widget">  


						<form  method="post"> <h1>İletişim</h1>
                            <div class="row">
                                <div class="form-group col-sm-3">
                                    <label for="name">Adınız Soyadınız</label>
									<input  aria-required="true" required class="form-control required" placeholder="Adınız Soyadınız" type="text" id="adsoyad" name="adsoyad" tabindex="1" maxlength="150">
                                     <label for="email">E - Posta</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="E - Postanız" class="form-control required" type="email" id="eposta" name="eposta" tabindex="3" maxlength="100"> 
									 <label for="email">Telefonunuz</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="Telefonunuz" class="form-control required" type="text" id="ceptel" name="ceptel" tabindex="2" maxlength="15"> 
									
                                </div>
                                <div class="form-group col-sm-9">
                                    <div class="form-group">
                                    <label for="message">Mesajınız</label>
                                    <textarea aria-required="true" required name="icerik" rows="5" class="form-control required" placeholder="İçeriği yazınız"></textarea>
                                </div>
								<img src="guvenlik.asp" alt="Güvenlik Kodu Resmi Yüklenemedi" id="guvenlik" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<a href="javascript:guvenlikyenile();"><font color="#FF6600">Kodu Değiştir</font></a>
                                    <input required placeholder="Güvenlik Kodu" type="text" id="gk" name="gk" tabindex="3" maxlength="4" class="form-control input-lg">
                                </div>
                            </div>
							

                         
								
                            <button class="btn btn-primary" type="submit" ><i class="fa fa-paper-plane"></i>&nbsp;Gönder</button>
                        </form>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>		 
	
        <!-- Footer -->


<footer id="footer">
            <div class="footer-content">
                <div class="container">
                    <div class="row" style="background-image: url('images/world-map-dark.png'); background-position: 50% 20px; background-repeat: repeat-x">
                        <div class="col-md-4">
						<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d1592.0016611110736!2d35.35919519658733!3d37.057404008126014!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x15288dc56e005e67%3A0xd4a5074295a90c96!2sZiraat%20Fak%C3%BCltesi!5e0!3m2!1str!2str!4v1752756698806!5m2!1str!2str" width="100" height="200" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>
						</div>
						<div class="col-md-4">
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-phone"></i></a>
                                </div>
                                <h3>İletişim</h3>
                                <p><strong>Tel:&nbsp;</strong><a href="tel:+90 5337692415 ">+90 5337692415 </a>
								<br><strong>Faks:&nbsp;</strong><a href="tel:"></a>
                                    <br><strong>E-Posta:&nbsp;</strong><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr">info@ibrahimortas.com.tr</a> 
                                    <hr>
                                </p>
                            </div>
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-clock"></i></a>
                                </div>
                                <h3>Çalışma Gün / Saatleri</h3>
                                <p><strong>Hafta İçi</strong>
                                    <br>08:00 - 19:00</p>
                                <p><strong>Cumartesi</strong>
                                    <br>09:00 - 17:00</p>
                            </div>
                        </div>
						<div class="col-md-4">
                                    <div class="widget">
                                        <div class="widget-title">Yönergeler</div>
                                        <ul class="list">

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=259">Gizlilik Politikası</a></li>

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=262">Çerez politikası</a></li>
 
                                        </ul>
                                    </div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
            <div class="copyright-content">
                <div class="container">
                    <div class="row">
                        <div class="col-lg-6">
                            <!-- Social icons -->
                            <div class="social-icons social-icons-colored float-left">
                                <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
		
								</ul>
                            </div>
                            <!-- end: Social icons -->
                        </div>
                        <div class="col-lg-6">
                            <div class="copyright-text text-center">&copy; 2025 ibrahimortas.com.tr</div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </footer>
	        
        <!-- end: Footer -->
		
    </div>
    <!-- end: Body Inner -->
    <!-- Scroll top -->
    <a id="scrollTop"><i class="icon-chevron-up"></i><i class="icon-chevron-up"></i></a>
    <!--Plugins-->
    <script src="js/jquery.js"></script>
    <script src="js/plugins.js"></script>
    <!--Template functions-->
    <script src="js/functions.js"></script>

</body>

</html>