

<!DOCTYPE html>


<html xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml" lang="tr" xml:lang="tr">



 <head> 

<meta http-equiv="Content-Language" content="tr">
<meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=windows-1254">
 
 

    <meta name="viewport" content="width=device-width, initial-scale=1" />





<meta name="rating" content="All" />
<meta name="robots" content="index, follow" />
<META NAME="AUTHOR" CONTENT="Erkan TİYEKLİ">

<meta name="Dmoz" content="" />
<meta name="Yahoo" content="" />
<meta name="Altavista" content=""/>
<meta name="Scooter" content="" />
<meta name="robots" content="" />

<META HTTP-EQUIV="Copyright" CONTENT="Copyright Â© ">
<META NAME="description" CONTENT="">
<META NAME="keywords" CONTENT="">






<link rel="apple-touch-icon" sizes="180x180" href="/apple-touch-icon.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="32x32" href="/favicon-32x32.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="16x16" href="/favicon-16x16.png">
<link rel="manifest" href="/site.webmanifest">


    <!-- Document title -->


    <title>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerinin Sorunları </title>

    <!-- Stylesheets & Fonts -->
    <link href="css/plugins.css" rel="stylesheet">
    <link href="css/style.css" rel="stylesheet">

</head>

<body>
    <!-- Body Inner -->
    <div class="body-inner">

        <!-- Topbar -->
	

		 <div id="topbar" class="d-none d-xl-block d-lg-block">
            <div class="container">
                <div class="row">
                    <div class="col-md-6">
                        <ul class="top-menu">
                            <li><a href="tel:+90 5337692415 "><i class="icon-phone-call"> </i> +90 5337692415 </a></li>
							<li><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr"><i class="icon-mail"> </i> info@ibrahimortas.com.tr</a></li>
                        </ul>
                    </div>
                    <div class="col-md-6 d-none d-sm-block">
                        <div class="social-icons social-icons-colored-hover">
                            <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
			
                            </ul>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </div>
		
		
        <!-- end: Topbar -->	
	
        <!-- Header -->
        <header id="header">
            <div class="header-inner">
                <div class="container"

                    <!--Logo-->
     

                    <!--Logo-->
                    <div id="logo">
                        <a href="default.asp?dil=0">
                            <span class="logo-default"><font size="4" class="logoslogan">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</font><img src="images/logo.png" height="30"></span>
                            <span class="logo-dark">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</span>
                        </a>
                    </div>
                    <!--End: Logo-->




<script async src="https://cse.google.com/cse.js?cx=c5ac765fc9c9740e8"></script>


							<div id="modalShop" class="modal no-padding" data-delay="2000" style="max-width: 700px;">
                                <div class="row">
                                    
                                    <div class="col-md-12">
                                        <div class="p-40 p-xs-20">
											<div class="gcse-search"></div>
                                        </div>
                                    </div>
                                </div>
                            </div>					
                    <!-- end: search -->
                    <!--Header Extras-->
                    <div class="header-extras">
                        <ul>
                            <li>
                                <a href="#modalShop" data-lightbox="inline" > <i class="icon-search"></i></a>
                            </li>
                            <li>
                                <div class="p-dropdown">
                                    <a href="#">
									<image src="images/Turkey.png" width="20">
                                    <ul class="p-dropdown-content">
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=0&id=1255"><image src="images/Turkey.png" width="20"></a></li>
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=2&id=1255"><image src="images/United-Kingdom.png" width="20"></a></li>
										<li><a href="blog-detay.asp?dil=3&id=1255"><image src="images/germany.png" width="20"></a></li>
                                    </ul>
                                </div>
                            </li>
                        </ul>
                    </div>
                    <!--end: Header Extras-->
                    <!--Navigation Resposnive Trigger-->
                    <div id="mainMenu-trigger">
                        <a class="lines-button x"><span class="lines"></span></a>
                    </div>
                    <!--end: Navigation Resposnive Trigger-->
                    <!--Navigation-->
					<div id="mainMenu">
                        <div class="container">
                            <nav>
                                <ul>
									<li class="dropdown-submenu"><a href="sayfa-ayrinti.asp?ID=267&dil=0">Özgeçmişim</a></li>
                                    <li class="dropdown-submenu"><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?dil=0">Bilimsel Çalışmalar</a>
                                        
                                         <ul class="dropdown-menu">
                                          <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Bilimsel_Makale=1&dil=0">Bilimsel Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?SCI_Makale=1&dil=0">SCI Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Indeksli_Makale=1&dil=0">İndeksli Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Kongreler=1&dil=0">Kongreler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Konferanslar=1&dil=0">Konferanslar</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Soylesiler=1&dil=0">Söyleşiler</a></li>
									      <hr>
										 
									     </ul>   								
									</li>
									<li><a href="kitaplar-ayrinti.asp?dil=0">Kitaplarım</a></li>
									<li><a href="Projeler-ayrinti.asp?dil=0">Projeler</a></li>
									<li><a href="videolar.asp?dil=0">Videolar</a></li>
									
									<li><a href="iletisim.asp?dil=0">İletişim</a></li>
									<li><a href="blog.asp?dil=0">Günlük Yazılar</a></li>
								</ul>
                            </nav>
                        </div>
                    </div>
									
						
                    <!--end: Navigation-->
                </div>
            </div>
        </header>
        <!-- end: Header -->			
        <!-- end: Header -->




     <section class="parallax text-light" style="border-bottom: 4px solid #f9b338;" data-bg-parallax="images/slider/banner6.jpg">

     </section>
        <!-- end: SECTION FULLSCREEN -->
		<section class="background-grey">
            <div class="container">
                <div class="row  m-b-50">
                    <div class="col-lg-12">

                        <div class="heading-text heading-section">
						<h2>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerinin Sorunları </h2>
                        </div>
                    </div>

                        <div class="row">
                            <div class="col-lg-9">
							<img src="blog/resimyok.png" height="200"><br>
							<p><p><strong>Bilgi Çağında Türkiye
Üniversitelerinin Sorunları&nbsp;</strong></p>
<p>İnsanın öğrenmek için soru sorması ile
başlayan ve araştırarak geliştirdiği öğrenme olgusu, zaman içerisinde
kurumsallaşmış bir uğraşı haline gelmiştir. Bu uğraşı ‘bilim’ olarak anılmakta,
kısaca tarifi ve işlevi ise günlük yaşamımızda karşılaştığımız araç ve
gereçlerin, yaratılmış teknolojinin uygulamaları sonucu bulunmuş, işlerimizi
kolaylaştıran çevremizi daha iyi tanıyıp daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmamız
için olanaklar sağlayan uğraşıların toplamı olarak ifade edilmektedir. Bilginin
veya bilimin insan ihtiyaçlarından doğması onun en önemli özelliklerinden biri
olup, bu yönüyle bütün insanların ortak temasıdır. Bilmek ve bilgiye erişmek
için verilen çabalar, belirli prensipleri ve disiplinli olmayı
gerektirdiğinden, bilginin üretildiği ve üretilen bilginin aktarıldığı
merkezler herkese hitap ettiği ve evrensel değeri nedeniyle üniversite ismini
alarak bugün yaşamın anlaşılır kılınmasında öncü rol oynamaktadırlar. Bilim
merkezleri, ‘üniversiteler’ yaşamı kolaylaştıran gözlem ve araştırmalarına
dayanarak geliştirdikleri teknikleri bir sonraki kuşaklara aktarmak ve öğretmek
zorunda oldukları için en üst eğitim kurum olarak ta tektirler. Bu anlamda
üniversite eğitimi, bireyin çok yönlü olarak eğitilerek topluma kazandırılması
sürecidir. Üniversitelerin öncü gücü olan bilim insanlarının görevi ise
gözleyen, düşünen, araştıran, sorgulayan ve kuram geliştirerek bilinmeyeni
bilinir hale getirip bütün bunlardan faydalanarak yaşamı kolaylaştırması için
gerekli yöntem ve teknikleri geliştirmektir. </p>

<p>Bilginin
artması ve yoğunlaşması hem bilim insanının hem de toplumun bilinç düzeyinin
artırılmasını sağlarlar. Bu yolla daha sağlıklı düşünebilen, kültürlü bir
toplum yaratılmış, sonuç olarak ta önemli bir toplumsal görevi her yönüyle
yapmış olur. Bugün, çağdaş ülkeler sahip oldukları refah düzeyini ve yüksek
hayat standartlarını bilimin sağladığı olanaklar sonucu kurulan üstyapı
kurumlarının sağlıklı işlemesine borçludurlar.</p>

<p>2000 yılında yukarıda tarif edilen
üniversite gerçeği ile ülkemiz üniversitelerinin gerçeğinin pek de uymadığı
görülmektedir. Bugün üniversiteler kendisine yakışır şekilde etkin, sorun çözen
ve saygın bir kurum olma yerine, kendi kendisi ile uğraşan, maddi gücü olmayan,
öğretim üyelerinin bir kısmı ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’ veya ‘salla
başını al maaşını’ niteliğindeki kendisine biçilen alanın dışına çıkamayan,
felsefesi ve dünya görüşü daraltılmış bir konuma gelmiştir. Üniversitelerin
tarihsel misyonuna bakıldığında; çağın önünü açması, sorunları doğru tespit
etmesi ve yaşamı kolaylaştırması için uygun modeller oluşturması ile anılırlar.
Aynı zamanda çözüm önerileri akla ve mantığa dayandığı için bazı görüşlere
aykırı veya radikal olabilir. Aykırı düşünce, üniversiteliliğin ve bilginin
kıvılcımıdır. Bu kıvılcım olmaksızın bilim ateşinin yanması ve ilerlemenin
sağlanması mümkün değildir. En üst eğitim kurumu olarak üniversiteler, genç,
fikir sahibi ve yüksek kapasiteli insanların bulunduğu ortamlarda değişik
fikirlerin ve bakış açılarının doğması aykırı bulunmuş ve bir tür sindirme ile
üniversiteler, fikirlerin tartışıldığı yerler olmaktan çıkarılıp doğru kabul
edilen fikirlerin öğretildiği yerler olarak toplum nezninde küçültülerek
etkinliği düşürülmeye çalışılmıştır. Öğretim üyeleri ekonomik yönden yoksulluk
sınırına getirmiş, zamanının büyük çoğunluğunu laboratuvar ve kütüphanede
geçirmek yerine, geçinmek için ek iş aramayla geçirmeye başlamışlardır. </p>

<p>Üniversiteler
bu veya benzeri bir çok nedenden dolayı, her yönüyle karaya oturmuş, hareket
alanı sınırlandırılmış ve kaderine bırakılmış bir gemi misali andırmaktadır.
Geminin veya gemilerin karaya oturmasına neden olan ve kendi izlenimlerimi
yansıtan belli başlı sorunlar aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p><b>1. Altyapı sorunu</b></p>

<p>Yeni
açılan üniversitelere ayrılan kaynakların büyük çoğunluğu bina yapımına
harcanmakta, laboratuar donanımı ve diğer araştırma olanakları ise en az
düzeyde sağlanmaktadır. Yerleşik üniversitelerde ise eskiyen binalar ve
laboratuar teknikleri yenilenmeyi beklemektedir. </p>

<p>Bizim
ülkemizde özel üniversitelerin amacı piyasaya, yönelik ve parası olan öğrenciyi
yetiştirmek olup bundan kazanç sağlamaktır. Araştırma yapmak bu üniversitelerde
en son amaç olarak görülmektedir. Kullanılan üretim teknikleri, araç-gereç
yönünden özel üniversiteler, kamu üniversitelerinin önünde bulunmaktadır. Özel
üniversiteler ile kamu üniversiteleri arasındaki araştırma olanaklarının
yetersizliği ve yokluğu nedeniyle, araştırma olanakları ancak devlet kurumları
tarafından sağlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ve özel üniversitelerde yüksek
teknolojinin kullanıldığı araştırmalarda, milyonlarca dolarla desteklenen
araştırma projeleri ile bilimsel ekipmanlar sürekli yenilenerek
geliştirilirken, bizler birkaç milyon TL’lik projelerle gelişmiş üniversitelerin
bilim insanları ile yarışmaya çalışmaktayız. Kamu anlayışı ile harcamalar
yapıldığı için üniversiteler, değişik ülkelerden geliştirilen araç ve gereçler
yönünden eşdaşlarına göre çağı geriden izlemektedirler. Toplumun öncüsü ve
öğreticisi olan üniversite gerektiğinde dinamik bir anlayışla hızlı hareket
etmeli ve gerekli ekipmanlar zamanından önce alınmalıdır. Bu anlamda öncü
olması gereken, üreten ve öğreten kurum, üretemeyen, öğretemeyen ve kendi
görevini yerine getirmeyen bir pozisyona düşmektedir. Bazı durumlara da
öğrencilerin bu doğrultudaki soruları karşısında güven bunalımı sorunu oluştuğu
da görülmektedir.</p>
<p><b>2. Nitelikli Öğretim Üyesi ve Elemanı Bulma Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
esas itici gücü olan nitelikli öğretim üyesinin yetiştirilmesi ve geleceğin
kadrolarının inşası üniversiteleri ve YÖK’ü en çok meşgul eden sorunlarının
başında gelmektedir. Halen bir çok üniversitede öğretim elemanlarının atama
ilkeleri oluşturulmamış, atamalar çoğu zaman siyasi eğilimlere ve hatta bazı
yerlerde cemaatlere yakınlığına göre yapıldığı söylenmekte, ya da rektörlerin
oy deposu olarak değerlendirilmektedir. Üniversitelerin son devir-teslim
törenleri üniversitelerde üniversiteli yaşam biçimini benimsememiş kişilerin
davranışlarına tanık olmuştur.</p>

<p>Yine
son yılarda her ile bir üniversite açılması sonucu oluşan öğretim üyesi açığı,
öğretim üyelerinin maaşlarının yetersizliği ve siyasi tercihlerden dolayı
yetenekli ve çok yönlü bir çok kişiler bugün üniversitelerin dışına itilmiştir.
Bugün bir çok taşra üniversitesinde işe girmenin en kolay yolu olarak öğretim
üyeliği seçilmiştir. Üniversitelerde kalite sorununu çözmek için akademik atama
barajlarının düzenlenmesine çalışılmaktadır. Sonradan yapılacak bu tür
düzenlemeler yerine öğretim üyeliğinin cazibesinin artırılması ve bilginin
değerli olduğu bilincinin gerçekleşmesi ile üniversiteler nitelikli kişilerin
çalışma alanı olacaktır.</p>

<p>Geleceğin
kadrolarının oluşturulmasında etkin bir yöntem olarak bütün dünyada benimsenen
‘proje asistanlığı’ ve ‘post-doktor’ uygulaması ülkemizde işletilmediği için
çekirdekten yetişme ve kendini ispatlamış öğretim elemanı yetişmemektedir.
Öğretim üyesinin yetişmesi birlikte çalıştığı hocanın bilimsel aktivitesiyle
paralel yürümektedir. </p>

<p>&nbsp; Akademik
aşama olarak kabul edilen doktora sonrası unvanlar bugün en çok tartışılan
konuları oluşturmaktadır. Objektivitizimden çok dil barajı ve subjektivizimin
ağır bastığı akademik aşama yapma anlayışı artık dejenere olmuştur. Son 20
yılın bilânçosu üniversitenin bünyesine yerleşmiş, üretkenliği düşük, vizyonu
olmayan, dünyaya açılma cesareti olmayan ve yerel ölçekte düşünen hatırı
sayılır öğretim üyesi ordusu oluşmuştur.&nbsp;
</p>

<p>YÖK ve
Milli Eğitim Bakanlığı öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurt dışına
gönderilen öğrencilerin bir kısmının sonradan tarikatlarla ilişkisi olması ve
bir kısmının başarısız ve bir kısmının da bulundukları ülkede kalmayı tercih
etmeleri nedeniyle istedikleri başarıyı yakalayamamıştır. Öğrenimlerini
tamamlayıp geri gelenlerin çoğunluğu yeni kurulan üniversitelere
gönderilmişlerdir. Yeni üniversitelerde maddî ve manevi olanaksızlıklar yanında
kendilerine alt yapı olanaklarının sunulmaması, çalışma ortamı yaratmak için
proje yapacak kurum bulamaması gibi sorunlardan dolayı çoğu gençler bugün
yalnızca ders vermekten öteye geçememişlerdir. Bu da üniversite tabelâsına
sahip bazı kuruluşları ‘ yüksek lise’ kategorisine dahil etmiştir. Ek ders
ücreti uygulaması ile öğretim üyeleri hafta da 40 saat ders veri duruma
getirilmiştir. Bu öğretim üyelerinden bilimsel çalışmaya zaman ayırması,
araştırma ve yayın yapması beklenmemektedir. Öğretim üyesi zamanının büyük
çoğunluğunu ders vermeye adadığı için kendisine de geliştirememektedir. </p>
<p><b>3. Bilim Politikası ve Bilimsel Araştırma Programı
Yetersizliği Sorunu</b></p>

<p><b>a: Amaç ve Hedef Oluşturmada Kısırlılık</b></p>

<p>Bugün
Türkiye’de üniversitelerinin en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program
ve hedeflerinin olmaması olarak görülmüş ve bir çok sorunda bilimsel bakış
açısının olmaması ile ilişkilendirilmiştir. Üniversitelerin ana bilim dalı
düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar geleceğe yönelik
hedeflerden, projelerden ve stratejilerden yoksun bulunmaktadırlar. Mevcut
durumda sınırlı sayıda kişi kendi inisiyatifince kendine problem olarak seçtiği
konuda olanak bulduğu ölçüde görevini yerine getirmektedir. Toplumun en örgütlü
ve vizyonu olması gereken kurumu halen bulundukları ortamda planı, projesi
olmayan ve hangi misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun okyanusta
pusulasız yüzen bir gemiyi andırmaktadır. Gelişmiş batı üniversitelerinde uzun
ve kısa vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların gerçekleşme
durumları tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler ödüllendirilir;
başarısızlar ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze kalırlar. Üniversiteler en
alt biriminden en üst kuruluşuna kadar aralıklarla hedefler belirlemeli ve
hedeflerin gerçekleşmesi ve öğretim üyelerinin yıllık faaliyetleri
izlenmelidir. Bunun sonucu üniversitelerin verimlilik durumu da kısmen
sağlanmış olacaktır. Kamu üniversiteler verimlilik yönünden özel üniversitelerin
çok gerisinde kalırken, özel üniversiteler gerek kâr amaçlı veya gerek
ideolojik amaçlı olsunlar vitrinlerini güçlendirmek için değişik kurumların ve
üniversitelerin en verimli kişileri hızla yüksek ücretlerle bünyelerine alarak
vitrinleri ile kendilerini kısa sürede kamuoyunun gündemine taşımayı&nbsp; başarmışlardır.</p>
<p><b>b: Statüko </b></p>

<p>Bugün
üniversiteler çağın koşullarına göre hareket eden dinamik unsurlar olmak yerine
mevcut statükoya bağlı yavaş hareket eden kurumlar haline gelmiştir. Duruma
göre yeni enstitü, merkez ve eğitim programlarının açılması, araştırma
guruplarının kurulması ve gerektiğinde kendilerini yenilemeleri son derece zor
ve zaman alıcı olup statükoya uygun olarak yukarıdan halledilmektedir. Bu
yönüyle bir çok dinamik unsur bu kadar zorlukla uğraşmayı göze alamamakta ve
herkese nasıl davranırsa ben de öyle yaparım diyerek pasif bir konuma
çekilmektedir. </p>
<p><b>c: Çeşitlilik </b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer ciddi sorunu da beyin fırtınasının oluşmasına olanak tanınmamasıdır.
Farklı düşüncelerin oluşmaması, evrensellikten ismini alan üniversitelerde
gerek yöneticiler ve gerekse yetkili ve etkili makamlar tarafından farklı
düşünmeye hiç tahammül gösterilmemektedir. Üniversitelerin hiç birinde geleceğe
yönelik fikirlerin geliştirildiği, tartışıldığı düşünme ve gelişme
merkezlerinin oluşmadığı gözlenmektedir. Bu bağlamda öğretim üyelerinin
görüşlerini yansıtacak bir basılı ve görsel yayın ortamı da bulunmamaktadır.
Üniversite öğretim üyeler inin görüşleri hiç bir şekilde dışarıya veya
yetkililere aktarılmamaktadır. Üniversitelerin en önemli özelliği yeni ve özgün
düşünceye değer verilmesidir. Aykırı düşünmeyen hiç bir beyin bilimsel anlamda
buluş yapması beklenilmemektedir.</p>
<p><b>d: Üniversiteler Hiyerarşi Sorunu</b></p>

<p>Farklı
düşüncenin gelişememesinin bir nedeni de yaygın olan akademik hiyerarşinin
kendisini üniversitenin her alanında hissettirmesidir. Genelde idari ve
ekonomik konularda akademik hiyerarşi bütün dünyada dikkate alınarak
yapılırken, bilimsel stratejilerin ve politikaların geliştirilmesinde ve
projelerin değerlendirilmesinde ise bilimsel hiyerarşi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde ise yalnızca akademik hiyerarşi ön planda tutulduğu için konum olarak
düşük düzeydeki araştırıcıların görüşleri çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.
Bölüm olanaklarından yaralanmada, asistan alımında ve benzeri konularda
hiyerarşik öncelik sırası dikkate alındığı için ciddi rahatsızlıkların ortaya
çıktığı da bir gerçektir.&nbsp; </p>
<p><b>e: Everensellik Sorunu</b></p>

<p>Üniversite
personelinin (Öğretim üyesi ve öğrencisi) ve ortamının toplumsal sorunların
kaynağı olarak görülmesi ve üniversite özerkliğinin kısmen kontrol altına
alınmasından bu yana üniversiteler evrensellik boyutundan ulusal boyutta
taşınmışlardır. Bunun sonucu öğretim üyeleri de evrensel boyuttaki sorun çözümü
ve hipotez üretmek yerine, başka ülkelerden yapılan çalışmaları olanaklar
ölçüsünde ülkemizde uyarlanabilirliği üzerine yönelmişlerdir. Bugüne kadar
herhangi bir öğretim üyesinin uluslararası alanda başarı&nbsp; göstermemiş olması bu politikaların bir
sonucu olsa gerektir. Fakat yurt dışında faaliyet gösteren Türkiye kökenli
öğretim üyeleri ise uluslararası alanda daha başarılı olduğu sık sık
duyulmaktadır.</p>
<p><b>f: Üniversitelerin Kayırmacılık Sorunu</b></p>

<p>Başarısı
ve becerisi olamayan eş-dost ilişkisine dayalı personel politikası bugün
üniversitelerin kalitesini önemli ölçüde zedelemektedir. Bazı üniversitelerde
başta Ar. Gör. olmak üzere öğretim görevlisi ve elemanı alımında yakınların
kollandığı sık sık şikayet konusu olmaktadır. Kendisine güvenemeyen, başka
alanlarda yeteneğini sergileyemeyen kişiler yakınlarının şemsiyesi altında
üniversitelerde kadroları işgal etmektedirler. Akademik yükselme yayın
politikasına dayandığı için araştırmada hiç bir katkısı olmadığı halde yayına
ismi yazılarak kolay yoldan akademik aşama yapmaktadırlar. Boğaziçi
Üniversitesi ikinci dereceye kadar ki yakınların üniversiteye alınması
konusunda örnek bir tutum sergilemiştir.</p>

<p>Yetenekli
ve başarılı öğrencilerin akademik kadrolara alınmamsı geleceğe yönelik ciddi
kaygıları beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda gençlerin çalışması ve
motivasyonu ciddi ölçüde aşağı çekilmekte ve kurum aleyhine bir güvensizlik
yaratmaktadır. Bilginin değer olduğu her zaman kendisini hissettirmesi için
bilen ile bilmeyenin mutlaka ayırt edilmesi gerekir.&nbsp; </p>
<p><b>g: Ara
Elemanı ve Yardımcı Hizmetli Sınıfı Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer sorunu da yetişmiş ara eleman sorunudur. Bir taraftan binlerce işsiz
üniversite mezunu bir taraftan laboratuvarlarda ve arazide ve hizmetli eleman
bulma sorunu söz konusudur. Bir çok laboratuvarlar teknik eleman yetersizliği
nedeniyle ya hocalar veya varsa yüksek lisans öğrencileri tarafından
yönetilmektedir. Öğretim elemanının zamanının uygun olmadığı durumda da
laboratuvarların kapısı kilitlenmektedir. Mevcut personel de verimsizdir ve
günlük verimliliği 3 saati geçmemektedir. </p>

<p>Bilimsel
stratejilerin oluşmadığı kurumlarda sorumlu öğretim üyesi belirli bir uğraşının
içinde olmayınca personel de o ölçüde işi yavaşlatmakta ve bunların sonucu
üniversitelerde bir disiplinsizlik ve verimsizlik had safhaya ulaşmaktadır.</p>

<p>Teknik
personel yanında proje asistanlığı ve post-doktora mekanizması mutlaka
işletilmeli ve her öğretim üyesi mutlaka proje yaparak laboratuarların ve
araştırma merkezlerinin aktif olarak işlerliğini sağlaması gereklidir.&nbsp; </p>

<p><b>h: Yönetim sorunu</b></p>
<p><b>a)<span>&nbsp;
</span></b><b>Yöneticilerin
belirlenmesi</b></p>
<p>Üniversitelerin bugün belki de en çok tartışılan sorunu yöneticilerinin
nasıl tespit edileceğidir. Diğer sorun da üniversitelerin bir koordinasyon
merkezinin olup olmamasıdır. Basından öğrendiğimiz kadarı ile görüş
belirtebilen öğretim üyeleri, YÖK üyeleri, Rektörler ve Öğretim Elemanları
Dernekleri de bir tür koordinasyonun çağın gereksinimlerine uygun bir şekilde
yapılanması halinde olabileceğini, ancak mevcut YÖK benzeri merkeziyetçi
otoritenin istenmediği anlaşılmaktadır. Yeni yasa önerisi de bu doğrultuda
Yükseköğretimde Eşgüdüm Kurulu adı altında bir çatı modeli önermektedir. </p>

<p>Üniversitelerin en çok konuşulan sorunu yöneticilerini halen nasıl
belirleyeceğini tespit etmiş olmamasıdır. Bu daha çok yasal duruma bağlı
olduğundan öğretim üyelerinin sınırlı bir etkisi bulunmaktadır. Aslında
üniversitelerin Rektör seçimi Üniversitelerin kurulduğu 11. Yüzyıldan beri
tartışılmaktadır. 16. Yüzyıla kadar öğrenciler tarafından seçilen Rektörler
daha sonraları öğretim üyeleri, bazen öğrenci, üniversite çalışanlarının
temsilcileri aracılığı ile bazen de doğrudan mütevelli heyetler tarafından belirlenmiştir.
Bugün başta Almanya olmak bazı batı ülkelerinde rektör üniversite senatosunca
seçilir. Senato üyelerinin üçte ikisi öğretim üyeleri, üçte biri de öğrenciler
ve çalışanlar tarafında oluşmaktadır. Senatonun seçtiği kişi rektör olarak
atanır ve hiçbir siyasi güç ve etkinin rolü olmaz. Öğrenci birliği ve
çalışanların siyasi örgütlenmesi üniversite ortamında serbest olduğu için
siyasi ağırlık kendini otomatik olarak temsil etmiş olur. Senatoca seçile
rektör yine senatonun onayı ile yardımcılarını, dekanları ve bölüm başkanlarını
atar. ABD ve diğer bazı ülkelerin de ise üst düzeyde nitelikli oldukları
belirlenmiş rektör belirleme kurulu, üniversitenin bulunduğu ilin, önde gelen
yetkinleri tarafından önceden belirlenmiş zorlu kriterlere uygun rektör seçimi
yapabilmektedir. Tabii Rektör olacak kişinin bilim ile haşır neşir olması ve
bir çok konuda yetişmiş olması aranılan niteliklerin başında gelmektedir. Bugün
ABD’de uluslar arası alanda yapılan aday seçimi son derece seçici geçmektedir.
İngiltere’de rektör kraliçenin temsilcisi tarafından atama ile gelmektedir.
Yine bazı toplumlarda ise üniversiteler kendi yöneticilerini kendileri
belirlemektedir. İdari özerklik anlamına da gelen bu işlemde öğretim üyeleri ve
diğer öğretim elemanları yanında çalışanların ve öğrenci temsilcilerinin oyu
ile seçilmektedir. Ülkemizde şimdiki Ankara Üniversitesinin temlini oluşturan
Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün rektör seçimi seçim kurulu tarafından iki
yıllığına yapılırdı (Arif AKMAN, Gıda Dergisi, 1990).</p>

<p>Ülkemizde üniversitelerin üst yönetimi olan Rektör belirlenmesi şimdilik
kısmi bir seçimle 6 aday arasından ilk üçe girmiş olmak, sonra YÖK tarafından
ilk sıraya seçilmiş olmak ve en sonunda Cumhurbaşkanının onayının alınması gibi
her aşması bir çok faktöre ve hesaba bağlı bir süreçten geçmektedir. Doğrudan
seçim işleminde içeriye dönük oy kaygıları ve nepotist yaklaşımlar sık sık
şikayet konusu olmaktadır. Bazı durumlarda siyasi yaklaşımların işin içine
girmesi, üniversitelerin öğretim üyesi seçiminde de kendini göstermesi
kamuoyunun dikkatinden kaçmamaktadır. Seçim sistemine getirilen en yaygın
eleştiri ise daha önce oy kaygısıyla söz verdiği destekçilerinden atama yapması
gelmektedir. Bu da çoğu zaman zayıf kişilerin hiç de hak etmedikleri halde
belirli görevlere gelmesine ya da ünvanlara kavuşmasına neden olmaktadır. Halk
arasında bu tür uygulamalara “ayaklar baş, baş ise ayak olmaktadır”
denilmektedir. Bir diğer sorun da seçimle gelen Rektör birinci dönemde rahat
çalışamamakta, genelde ikinci seçimi kazanmak için dengeleri gözetmek zorunda
kalmaktadır. Bunun için iki kez seçim yerine bir kez seçim önerilmektedir. Yeni
YEK’ tasarısında rektör bir kez beş yıllığına seçilir hükmü içermektedir. </p>

<p>Yeniden şekillendirilmeye çalışılan Yüksek eğitimde Eşgüdüm Kurulu (YEK)
ile Rektör belirlenmesinde net olmamakla beraber doğrudan seçimi ile belirlenen
adayın Cumhurbaşkanı tarafından atanması öngörülmektedir. Fakat aday olabilme
kriterleri halen belirtilmemektedir. Öncelikli olarak seçimin yapılabilmesi
için bir üniversite yönetim organının oluşması gerekmektedir. Bunun için
Üniversite çalışanları ve öğrenci temsilcilerinin mutlaka belirli bir ağırlıkta
temsil edildiği bir kurulun veya senatonun meclisin oluşturulması yararlı
olacaktır.</p>

<p>Rektör adayları için belirli kriterleri sağlayan adaylar öğretim üyeleri,
öğrenciler, ve çalışanların oluşturduğu bir kurul tarafından en çok oyu alan
birkaç aday arasından en çok oyu alan kişi cumhurbaşkanına önerile bilinir. Ve
Rektörün bu kurula karşı kendisini sorumlu tutmak zorunda olması gerekir. Bu
şekilde üniversitenin verimli çalışması ve keyfi uygulamalardan arındırılması
sağlanmış olur.</p>

<p>Mevcut YÖK yasasında Dekan atamaları benzer şekilde gerçekleşmekte olup,
atamada Rektörlerin inisiyatifine kalmıştır. Rektör isterse dekanı seçim ile
belirler, isterse doğrudan üç adayı YÖK’e bildirerek atanmasını sağlayabilir.
Bölüm Başkanı ataması Dekanların inisiyatifine kalmıştır. Tek seçim yapılan
birim ise Anabilim dalı başkanlıklarının belirlenmesindir. Ana bilim dalı
başkanı seçiminde yine oy kaygısı nedeniyle akademik kadro oluşumunda dolayı
bazen iyi bilim adamı yerine iyi söz dinleyen ve sözden çıkmayan adaylar daha
çok tercih edilenler arasında yer almaktadırlar. </p>

<p>Yeni YEK sisteminde dekanın seçim ile belirlenmesi öngörülmektedir.
Şimdilik kriteri belirlenmemiş olan sistemde Dekan ve Anabilim dalları ve Bölüm
başkanlıkları konusunda en iyilerin olması, akademik anlamda hiçbir sorunu
olmayan, dil bilen, iletişimi yüksekler arasından yapılması mutlaka gereklidir.
Artık sınırları dışına taşınmış olan Yükseköğretimde dekan, bölüm başkanları
uluslar arası ilanla duyurular yapılarak alanın en iyilerine de seçime
girebilme şansı tanınabilmelidir. Böylece bilimsel kalitenin evrensel anlamda
artması sağlanabilir. Gerçek anlamda çağdaş batı toplumlarında olduğu gibi
ilkeleri ve kriterleri belirlenmiş bir sistemin ilgililerce her yönüyle
tartışılarak idari özerklik süreci içerisinde uygulanabilir. Dekan ve Bölüm
Başkanlarının kaç kez yeniden aday olabilecekleri ise halen yasa önerisinde
belirginleşmemiştir. Fakülte ve Bölüm kurullarının işletilmesi ve yöneticilerin
kurullara karşı sorumlu olması ilkesinin mutlaka net olarak belirlenmesi
gerekir. </p>

<p>Genel
olarak yeni YEK ve UAK ile önerilen seçim sistemi doğru, ancak eksiklikler
içermektedir. Yönetici seçiminde öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanların belirli ağırlıkta temsil edilerek belirlenmesi daha adil ve çağdaş
olur kanısındayım.</p>
<p><b>b)<span>&nbsp;
</span></b><b>Senato ve Yönetim
Kurulları</b></p>

<p><b>Üniversite Yönetim Kurulları ve
Senatolar mevcut YÖK yasasında batı standartlarında ölçütler içermemekle
beraber yinede üniversite dışından kişi ve kuruluşların üniversite sorunlarına
müdahalesine izin vermemesi, ki bu genelde kabul görmekte idi. Mevcut YÖK
yasasındaki en çok eleştirilen konu senatoların oluşumunda Rektörün Dekan ve
Yüksek Okul Müdürlerini atadığı için Yönetim kurulu ve Senatoda çoğunluğu kendi
lehine çevirdiği yönündeydi. Fakülte dekanlarının atanma ile yapılması rektörün
istediği kişilerin otomatik olarak Üniversite Yönetim kuruluna alınmasını
sağlamaktadır. Benzer şekilde senatonun oluştuğu Fakülte ve Yüksek Okul
müdürleri Rektör tarafından atandıkları için doğal olarak senato rektörün
istediği kişilerden oluşmaktadır. Yerleşik üniversitelerde Dekanların seçim ile
belirlenmesi, Öğretim Üyelerinin özgür iradeleri ile seçilmeleri nedeniyle bu
tür şikayetler daha az duyulmaktadır. Ancak yine de öğrenci temsilcileri ve
üniversite çalışanları yanında Araştırma Görevlilerinin temsilcilerinin senatoda
yer almaması bir eksiklik. Yeni yasa önerisi bu bağlamda eski sistemden farklı
olarak İş çevrelerinden, Ticaret ve Borsalardan ve belediye meclisi üyelerinden
temsilcileri kapsamakta olup beraberinde bir çok soru işaretini getirmektedir.
Bir mütevelli heyet şeklindeki bu yaklaşım başta profesör ataması olmak üzere
üniversitelilik bakış açısı içerisinde çözülmesi gereken konuların konuya hakim
olmayan kişilerin parmak hesabı ile oylanması büyük sakıncalar doğurmaktadır.
Bir şekilde doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan siyasilerin üniversite ile bağ
kurması sağlanması istenmektedir. Bu anlamda Üniversite Senatoları veya
üniversite Yönetim kurulları öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanlardan oluşan bir yapıya dönüştürülmelidir. İş çevreleri sendikalar ve
Belediye meclisi üyelikleri belirli dönemlerde danışma niteliğinde toplantılar
ile görüş ve önerileri alınabilir bir yapı kazandırılabilir fakat Üniversite
yönetimine yön vermemek koşulu ile oy hakkı olmamalı.</b></p>

<p></p>

<p><b>c) Fakültelerin Farklı yapılanması</b></p>

<p>Fakülteler
ve bölümler kendi faaliyet alanlarına göre ayrı örgütlenebilirler.
Üniversiteler ve Fakülteler öz denetimlerini kendileri sağlayarak hem bilimsel
hem de mali yönden kendilerini denetleyecek dinamik modeller oluşturabilirler.
Fakültelerin işleyişi ile ilgili yönetmelikler ve tüzükler kendi koşullarına
göre belirlenmelidir. Mühendislik, Tıp, İdari Bilimler ve Güzel Sanatlar
Fakültelerinin yapıları, beklentileri ve işlevleri farklı olması nedeniyle
farklı yapılanması önemlidir. Akademik aşamada bilimsel kriterler bakımından da
birbirinden farklılıklar oluşturmaktadırlar. Birimlerin faklı şekilde
örgütlenmeleri ve kendi öğrencilerini belirleme dahil bazı konularda
özerkliklerinin olması birimlerin verimlilikleri açısından önemli olacaktır.</p>
<p><b>d)<span>&nbsp;
</span></b><b>Mali özerklik</b></p>

<p>Üniversitelerde en çok
konuşulan ve mevcut YÖK yöneticileri ve Rektörlerin talep ettikleri mali
özerklik üniversitelerin en çok gereksinim duyduğu bir konudur. Dünyanın hiçbir
ülkesinde üniversite bütçeleri Maliye bakanlığı ve diğer ilgililerce izne bağlanmamaktadır.
Yıl sonu harcanmayan paraları Maliye bakanlılığına aktarılmamaktadır. Bu
anlamda araştırma fonları yeniden işlerlik kazanmalı, torba bütçe oluşabilir,
birimlerin harcama kalemleri ayrıca belirlenebilir. Üniversitelerin bütçeleri
ağırlıkları ve üretkenlikleri oranında siyasi etkiden bağımsız olarak ülkenin
bütçeden bilime ayırdığı belirli oranda ki payın sağlanması gerekmektedir.
Bilim ve araştırma bütçeleri bir milli mesele gibi görülmeli ve her türlü
etkiden uzak olarak ele alınmalıdır. </p>

<p>Gelişmiş batı
ülkelerinde maliye veya yerel yönetimler ihracatta elde edilen gelirin % 0.1
düzeyinde bir bölümünü araştırma kurumlarına aktararak o konudaki üretkenliği
artırmayı ve sorunları çözmeyi sağlamaktadırlar. Bu model yeni YEK yasa
önerisine eklenebilir. Bu şekilde üniversite-sanayi işbirliği sorun çözmeye
dayalı olarak sağlanabilir. </p>

<p></p>

<p><b>4. Bilgiye Erişim Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
temel tüketim gıdası olan kütüphane hizmetleri&nbsp;
gelişmiş ülkelerin çok gerisinde bulunmaktadır. Bazı üniversite
kütüphanelerine son on yılda kaynak yetersizliği nedeniyle hiç bir kitabın
alınmadığı söylenmektedir. Bilgi çağının gereği olan İnternet kullanımı halen
gazetelerin okunduğu oyunların oynandığı bir ortam olmaktan öteye geçememiştir.
Süreli yayınlar ve bir takım kitaplar bugün on-line üzerinde olup, yüksek
paralarla abone olunmaktadır. Ne yazık ki bazı yöneticiler, paraların buralara
harcanması yerine bir bina daha yaparım ve iş yapmış adam olarak anılırım
anlayışıyla kütüphanelere aktarılan parayı kayıp para olarak görmektedir.
Kişilerin bireysel olarak kitap ve kaynak temini artık aylık bütçenin üzerinde
olması nedeniyle mutlaka kamu kaynaklarından karşılanmalıdır. Araştırıcıların
zaman kazanması ve bilimsel kaynağını elinin altında bulundurmalıdır. Kısacası
üniversite demek bina demek değildir, bu iyi anlaşılmalıdır.</p>
<h1>5. İletişim ve Haberleşme Sorunu</h1>

<p>Bugün
üniversitelerin ve öğretim üyelerinin en önemli sorunlarından birisi de çeşitli
kurum ve kişilerle iletişim kurmadaki zorluklardır. İletişimin yön verdiği
çağımızda üniversiteler iletişim araçlarından yoksundur. Fakültelerin ve
Bölümlerin maddi sıkıntıları nedeniyle telefon, mektup ve yazışmalar bugün
tamamen öğretim üyelerinin kendi olanakları ile sağlanmaktadır (maaşlarının
yaklaşık 1/10 kadarı bu şekilde harcanmaktadır). Yurtdışı yayın yapan öğretim
üyelerinin makaleleri zaman zaman değişik ülkelerdeki meslektaşları tarafından
refere edilmek üzere talep edilmektedir. Makalenin yeniden çoğaltılması,
postalanması yine kurumun maddi yetersizliği nedeniyle sağlanamamaktadır. Bu
tür maddi yetersizlikler hem öğretim üyesinin hem de dolayısıyla ülkesinin
bilimsel başarısını kısıtlamakta, ilgisizlik ve güvensizliği doğurmaktadır. Bir
ülkenin ve üniversitenin dışarıdaki ölçüsü olacak posta masrafı belki yeni
ilişkiler ve olanakların doğmasını sağlayacaklardır. Gelişmiş ülkelerde ilgili
bürolar yayınları çoğaltır ve istenilen adrese postalar. Yurt içi telefon
konuşmaları ücretsiz sağlanmaktadır. Bu konuda harcama yapmayan öğretim
üyesinin bilimsel faaliyetlerini rahat yapması ve geliştirmesi beklenemez.
Araştırma yapmak, yayın yapmak, bilimsel bir buluşa imza atmak adeta
araştırıcının bir hobisi gibi görülmektedir.</p>

<p></p>

<p><b>6. Üniversitelerin Yayın ve Kalitesi Sorunu</b></p>

<p>Son
yıllarda üniversitelerin yayın sayısının arttığı bir gerçektir fakat bu artış
tamamen ülkenin bilim politikası ve alt yapı iyileştirilmesinin bir sonucu
olarak değil, daha çok akademik aşamada istenilen zorunluluk, TÜBİTAK teşviki
(az da olsa maddi destek) ve yurtdışında doktora eğitimi yapıp yeni dönen genç
araştırıcıların geçmişten getirdikleri birikim sonucudur. Türkiye’nin bilimsel
aktivitesini yükselten bu artış istekli ve sürekliliği olan bir durum arz
etmiyor gibi geliyor bana. İsmini hatırlayamadığım bir TÜBİTAK araştırma
verisine göre, profesörlük mertebesine geçen bir çok hocanın çoğunlukla yayın
faaliyetinde bulunmadığı ve bulunduysa da hatır gönül vesilesiyle arka planda
isminin yazılmasından öteye geçemediğini göstermektedir. Tabii öğretim üyeliği
geçim kapısı olmaktan çıkarılıp bir yaşam biçimine dönüştürülmediği için bir
çok kişi ‘sleep on your problem’ yerine loto, toto ve borsa hesabı yapmakla
meşgul. Kimi de bu kadar paraya bu kadar iş çok deyip protestosunu çekerken
kimi de üniversite dışında görünmez tarafından ek iş yaparak geçimini
sağlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde yayın yapmak öğretim üyesinin yıllık
faaliyeti olarak düzenli şekilde izlenir ve öğretim üyesinin siciline başarı
olarak işlenir. Birimin araştırma stratejisinin başarısı ve sonucu olarak yeni
bulgular yayın yolu ile veya sempozyum ve kongrelerde anlatılarak duyurulur ve
paylaşılır. Tabii, araştırıcının toplantıya katılması teşvik edilir ve
desteklenir. Ülkemizde halen bir çok üniversite makamını işgal eden kişilerin
ciddi bir yayını olmadığı gibi hiç bir kongre ve sempozyuma da katılmadığı
söyleniyor ve biliniyor. Bu da bir başka sorun.</p>

<p>Üniversitelerin
kalite sorunu bir bütün içerisinde lisans ve yüksek lisansa mezuniyeti ve
mezunlarının dışarıda aranılan elaman olması yanında araştırmalarının yurt
içinde ve dışında değişik kesimlerce izleniyor olmalarına bağlı olup yazının
bütünü içerisinde değişik bölümlerde işlenmektedir. </p>

<p>Üniversitelerdeki
kalite sorunu üniversitenin akademik atama çıtası ile eşdeğer görülmektedir.
Son yılarda YÖK’ün talebi ile üniversitelerde yavaş yavaş ilkeler oluşmaya
başlandı. Yakın geçmişe kadar birkaç üniversite dışında atamalar genellikle
yönetimler tarafından birazda içeriye dönük mesajlarla çözülmeye çalışılmakta
idi. Akademik çıtanın yükseltilmesi ile bir nebze bilgi yükü olan biraz
yorulmuş kişilerin atanması sağlanamaya çalışılıyor, eğer kişi güçlü bir
hocanın arkasına sığınarak yayın yapmadıysa.</p>

<p>Yüksek
lisans ve Doktora tezlerindeki kalite unsuru yine akademisyenin kalitesine göre
düştüğü görülmektedir. Son yıllardaki bazı Yüksek Lisans tezleri rapor bile
olamayacak düzeydedir. Doktoraların bir kısmı yine gerilerde kalmış ve
başkalarının tekrardan öteye geçemeyen ve bilgi toplumuna katkıda bulunmayacak
düzeydedirler.&nbsp; </p>
<p><b>7. Kongrelere ve Sempozyumlara Katılma ve Bunları
Düzenleme Sorunu</b></p>

<p>Bilginin
karşılıklı olarak paylaşıldığı ortamlar olarak bilinen kongre ve sempozyumlar
gelişmiş toplumların sık sık düzenlediği organizasyonlardandır. İletişim
çağında en etkin işetişimin bire-bir görüşme olarak kabul edildiği günümüzde
araştırıcıların meslektaşları ile sorunları tartışma, bilgilenme ve&nbsp; işbirliğinin geliştirildiği toplantılar bir
zorunluluk arz etmektedir. Bu şekilde gerçekleşen toplantılara katılım ve bu
toplantıları düzenleme maalesef ülkemizde minimum düzeyde gerçekleşmektedir.
Yurtiçinde düzenlenen kongre ve kurslara bu konuda üniversitelerin ve bilim
kuruluşlarının ödenekleri bulunmadığı gibi, böyle bir politikaları da
bulunmamaktadır. Yalnızca yurtdışına gideceklerin sınırlı sayıda ve çok sınırlı
miktarda bir yardım yapılmaktadır, çoğu zamanda bu yardım kişiye göre
yapılmaktadır. Söz konusu maddi imkan, gereksinimin çok altında olduğu için
çoğu kişi kendi olanaklarını da kullansa gerçekleştiremeyeceği için
katılamamaktadır. Kongre ve Sempozyumlar katılım maliyeti hiç bir şekilde karşılanmamaktadır.
Açıkçası bu tür toplantılara akademik aşama yapmak için yayına ihtiyaç duyan
genç araştırıcılar daha çok ilgi duymaktadırlar. Onlarda hedefe ulaştıktan
sonra bir daha katılım yapmamaktadırlar. Ülkenin bilimsel tartışma düzeyinin
yükseltilmesi için daha çok bilimsel toplantıya katılım ve düzelemeye mutlaka
gereksinim duyulmaktadır.</p>

<p></p>

<p><b>8. Üniversitelerin Yabancı Dil Sorunu</b></p>

<p>Yabancı
dil sorunu çok ciddi olarak Üniversitelerin akademik yaşamını devamını tehdit
etmektedir. Bir çok yüksek lisans ve Doktora öğrencisi dil barajına takıldığı
için akademik aşama yapamamaktadır. Bunun sonucu olarak Yüksek lisans ve
Doktora öğrencilerinin sayısında ciddi bir erozyon yaşanmaktadır. Ayrıca lisans
öğrencileri dil bilmedikleri için yabancı kaynaklardan yaralanamamakta ve çağın
gereği olan bilgi toplumunda bilgiye ulaşamamaktadırlar. Bugün artık günlük
hayatta herkesin başvurduğu ve lüks olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelen
İnternet kullanımı mutlak surette İngilizce bilmeyi gerektirmektedir. Söz
konusu dili bilmeyen öğrenciler hızla değişen üniversite eğitimini takip
edememektedirler. Çağı yakalama iddiasında olan her toplumun üniversite mezunu
artık dil bilmek zorundadır. Yerleşik üniversitelerin büyük çoğunluğu
üniversitenin ilk yılında bir yıl zorunlu ön hazırlık öğretimi
yaptırmaktadırlar ki bu bir çok yönden önemlidir. Bunlar; 1. Kişi ilk yılda
üniversiteyi tanımakta, adaptasyon sorunu kalkmaktadır. 2. Dil öğrenimi bu
aşamada biraz daha kolay olmaktadır. 3. Dil bilgisi olan öğrencinin yıl içi
ödevlerinin ve seminerlerinin hazırlanmasında daha başarılı olmaktadır. 4.
Artık üniversite mezunu bir kişinin dil bilmeden ileride kendini geliştirmesi
mümkün olmayacağı mutlaka bilinmelidir. Üniversiteler orta öğretimde dil sorunu
çözümlenene dek kendileri için hayatî önem taşıyan dil sorununun ön hazırlıkla
tamamlamak zorundadırlar. Bundan başka öğrenim süresince kişinin kütüphane
alışkanlığı kazandırılarak yabancı yayınlardan yaralanması ödev, ve tez
hazırlıkları için kaynak araştırmaya yönlendirilerek dil sorunu zaman
içerisinde çözümlenmelidir. </p>

<p>Dil
sorunu yalnızca lisans öğrencilerinin sorunu değil, aynı zamanda öğretim
üyelerinin de ciddi bir sorunudur. Dil konusunda hiçbir sorunu olmaması gereken
üniversiteli akademisyenler ciddi anlamda yabancı dil bilgisinden yoksun
görülmektedirler. Özellikle uluslar arası kongrelerde ve yapılan bilimsel
makalelerde akademisyenlerin çok zor durumda oldukları görülmektedir. Bir çok
öğretim üyesi, özellikle de akademik aşama yapmak üzere olanlar, dil problemi
ile boğuşturulmaktadır. Bir çok yönden incelenmesi gereken dil sorunu bir
çok&nbsp; kişi&nbsp;
için bilimsel düşünme bir yana artık bir kişilik ve psikolojik sorun
olarak ön plana çıkmaktadır. Akranları akademik aşama yaparken kendisinin bir
tek dil sorunu ile baş başa kalmış olması kişiyi ciddî anlamda bocalatmaktadır.
Bazı öğretim üyelerinin kendi olanaklarını kullanarak 6 aylığına yurt dışına
dil kurslarına gittiklerini, biliyoruz. Orta öğretimde dil öğretilmemiş,
Üniversitede hiç ilgilenilmemiş, fakat&nbsp;
kişi başarılı olduğu için araştırma görevlisi olarak girdikten sonra
yabancı dilin gerekliliği&nbsp; gerçeği
özelliklede İngilizce ile karşılaşmaktadır. Bilgi toplumunda bilimsel anlamda
gelişmeleri izlemek ve onları keşfetmek bir tarafa, artık internetin
yaygınlaştığı günümüzde İngilizce’nin zorunluluğu bir gerçek ancak 30 yaşından
sonrada dil öğrenmek biraz daha zor olsa gerektir. </p>

<p>Ülkemizdeki
bir çok üniversitede, başta plansız açılan fakülteler, yetersiz eğitim sonucu
mezunların mesleğini ve kendilerini yeterince ifade edememeleri, yabancı dil
bilmemeleri gibi bir çok temel nedenden dolayı kamuda ve özel sektörde iş
bulamaması neden olmuştur.</p>

<p>2. Hacettepe örneğinde olduğu gibi, Üniversiteler
birinci sınıfı zorunlu veya seçmeli İngilizce hazırlık okuması sağlanmalıdır.
Öğretim üyesi kadrolarının hızla zayıfladığı dikkate alınarak bugünden önlem
alınması bir zorunluluk. Bu bağlamda bugünden uluslar-arası düzeyde eğitim
süresince bilgiyi ulaşmasını bilen bu konuda eğimli kadroların oluşturulması
zorunluluğu. Mezunların uluslar arası şirketlerde kendilerini ifade edememeleri
başta yabancı dili bilmemelerine bağlanmaktadır. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu,
bilim dilinin İngilizce değil matematik olduğunu belirtiyor ( Bilim ve Ütopya,
2001 Şubat, sayı 80).</p>

<p>AB içerisinde işlevliği
olan Sokrates ve Leonardo da Vinci programı üniversite gençliği için son derece
önemli ve bunun ülkemiz gençliği için gerçekleşmesi başta yabancı dil bilgisine
dayanıyor. </p>

<p>Uzun
zamandır üniversitelerde yabancı dili özelliklede İngilizce eğitimi
tartışılıyor. Tartışmanın temeli biraz ulusal değerlerin korunmasına
dayandırıldığı içinde orda dünya görüşleri ve milliyetçi duygular ön plana
çıkmaktadır. Artık 2000’li yılarda kimilerine göre küresel kimilerine göre
bilgi toplumunda ortak değerler kavramı en fazla kendisini ortak dil üzerine
yoğunlaştırmaktadır. Tabii olayın temelleri emperyalist emellere dayanan olgu
önce İngilizlerin dünyayı kendi işgal alanı olarak görmesi sonrada geçen yüz
yılda da ABD dünyayı ekonomik güç ve askeri gücünün üstünlüğü sonucu dünyayı
istediği doğrultuda yönlendirmesi tabii beraberinde dilinin kullanılması
neredeyse zorunlu oldu. Tarih bilgisine baktığımızda geçen yüz yılda bir
taraftan değişik Amerikan Üniversiteleri dünyada kurulurken, İngilizce okullar,
kolejler, işe girerken İngilizce bilme&nbsp;
ve nihayet üniversitelerde bir yabancı dilme zorunluluğu gibi düşük
düzeydeki dayatmalar nihayet İngilizce bilmeyen adamdan sayılmaz oldu. Tabii bu
arada dünyada bilim ve teknoloji sonucu gelişen hızlı dolaşım hızı ve
telekomünikasyon sonucu küçülen dünyada ortak dil konusundaki Esparantum dil
önerisi başta Amerika, İngiltere ve diğer İngilizce konuşan ülkeler karşı
çıkarak ortak dil yerine Dünyanın askeri ve ekonomik hakimi olan Amerika ve
İngiltere'nin dillerinin öğretilmesi ön plana çıktı. Tabiri caiz ise adamlar
suyun başına oturmuşlar. Sahip oldukları güçle dillerini ve kültürlerini de
dünya dayatarak benimsetmektedirler. Artık yaratılan dünyada nerdeyse en
bilinçlisinden en bilinçsizine kadar hepimiz amerikan bayraklı markalar,
amerikan aksanı ile tarzanca İngilizce vs..</p>

<p>Bugüne
kadar yabancı dil eğitimi konusunda uygulanan yöntemler pek başarılı
olmamıştır. Dil öğretiminde başarının artırılması, acil araştırılması gereken
konuların başında gelmektedir.&nbsp; </p>

<p></p>

<p><b>9. Öğretim Üyelerinin Özlük Hakları&nbsp; Sorunu</b></p>

<p>&nbsp;Üniversite öğretim üyeleri bugün toplumda
aldıkları maaşla değerlendirilir duruma gelmişlerdir. ‘Maaşın kadar konuş’
anlayışı toplumda genel-geçerli hale gelmiştir. Tıp ve diğer bir iki meslek
dışındaki öğretim üyelerinin düşük maşlarının dışında hiç bir ek gelirleri
bulunmamaktadır. Artık bir çok öğretim üyesi yoksulluk sınırında bulunmaktadır.
Düşünme yeteneği yüksek olan bir meslekteki bir kişinin düşündüğü gibi
yaşayamaması bir tarafa, artık günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmesi
çok acıdır. Bir de az çalışıp veya hiç çalışmadan çok harcayan kişilerin
yanında boynu bükük duruma düşmesi ise içler acısı bir durumdur. Niteliksiz bir
işçinin bir profesörden daha fazla maaş aldığı bir ülkede bilim adamının
bilgiye yatırım yapması da beklenmemelidir. Bilginin en yüce değer olduğu, her
zaman her toplum katmanında ağırlığını hissettirmelidir. </p>

<p>Öğretim
üyeleri kendilerini geliştirebilmesi için sürekli bir okuma eğilimi içerisinde
olmalıdır. Holistik (bütünsel bakış açısı) felsefi görüşlerinin gelişmesi için
yalnız kendi özel konusu dışında da değişik kaynaklara sahip olması
gerekmektedir. Yabancı yayınların ne denli pahalı olduğu bilinmektedir. Öğretim
üyelerinin maddi anlamda daha fazla eğitim malzemesi edinebilmesi için maaşına
ek olarak yılda iki defa eğitim yardımı alması bir zorunluluk haline gelmiştir.
Üniversitelerin çalışma ortamları günün koşullarına göre yeniden düzenlenmeli
ve ekipmanlar yenilenmelidir. Öğretim üyelerinin çalışma ortamları son derece
sağlıksız ve çalışma verimliliğini düşürecek düzeydedir. Bilgi toplumunun en
çok tartıştığı bir ortamda hiç bir öğretim üyesine bilgisayar dahil İnternet ve
diğer yardımcı öğretici araçlar sağlanmamakta, öğretim üyeleri bunları kendi
olanakları ile sağlamaktadır. Kullanılan eğitim teknikleri halen istenilen
düzeyde değil, dersler çok eskilerden çevrisi yapılmış kaynaklarla
yapılmaktadır. Öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu son yılların bilimsel
faaliyetlerini yeterince takip edemedikleri için aynı ölçüde öğrencilerine
dünyadaki son gelişmeleri aktaramamaktadırlar.</p>

<p>Son yıllarda
açılan vakıf üniversitelerinin çoğunun fiziki mekanının nerede olduğu bilinmez
iken bilimsel yayın sıralamasında ön planda oldukları görülmektedir. Nerede, ne
zaman ve nasıl yapıldığı malum yada meçhul bilimsel çalışmalar? Devletin kendi
üniversitelerini üvey evlat olarak gördüğü ortamda üniversitelerin yetenekli ve
başarılı elemanları yüksek ücretlerle üniversitelerine transfer ederek bilimsel
anlamda önde olduğu mesajı kamuoyuna yansıtılmaktadır. Bu durum hem etik hem de
ülkenin bilimsel geleceği ve gelişimi için doğru değildir. Bu güne kadar ciddi
anlamda öğrenci ve bilim adamı yetiştirmesi mümkün olmayan kar amaçlı veya
siyasi amaçlı vakıf üniversiteleri kamu üniversitelerinin altını oymaktadırlar.
Artık üniversite öğretim elemanları daha iyi bir gelecek için vakıf
üniversitelerine geçmeyi bir meziyet olarak görmektedirler. Gidenlere ise gıpta
ile bakılmaktadır.&nbsp; </p>

<p></p>

<p><b>10. Öğretim Elemanlarının Örgütlenme Sorunu</b></p>

<p>Öğretim üyelerinin bilimsel araştırma
ve eğitim öğretim görevleri dışında bir diğer önemli görevi toplumsal sorunlara
yaklaşımı ve toplumun önünü açacak çözüm önerileri sunmasıdır. Sivil toplum
örgütü görevi üstlenen öğretim üyeleri dernek ve sendikaları halen istenilen
düzeyde üye sayısı bulamadıkları için çeşitli konulardaki talepleri yetkililer
tarafından dikkate alınmamaktadır. Öğretim üyeleri dernek ve sendikalarının
etkin olmayışı, yayın organlarının olmayışı, geniş anlamda öğretim üyelerinin
kendi görüşlerini ifade edecek alan bulamamalarına neden olmaktadır. Böylece de
üniversiteler kendi iç dinamiklerini tartışmamakta ve bilimsel alandaki
üretimden gelen güçlerini yansıtmamaktadırlar. Çeşitli konularda görüşlerini
belirli platformlarda tartışamayan bilim insanları toplumsal sorunlardan da
uzaklaşmaktadırlar. Bilim adamları, dernek ve sendikaya 12 Eylül sonrasındakine
benzer baskıya maruz kalacağını düşünerek üye olmamakta ve kendilerine resmi
makamlar tarafından biçilen görevin dışında toplumsal ve evrensel bilgilendirme
görevini yerine getirmeyerek ve toplumdan uzak kendi kabuğuna çekilmiş
hareketsizler ordusunu oluşturmaktadırlar. Bilim adamları tarihsel misyon
içinde toplumun bilgilendirilmesi ve aydınlanmasından aldıkları güç nedeniyle
halk kitlelerinin yakın geçmişe kadar en çok değer verdikleri kişilerdi.
Dünyada halen öğretim üyelerine ve öğretmene saygı bilgiye saygı olarak ifade
edilir. Türkiye’de ise son 40 yılın toplumsal olayların sorumluluğu çoğunlukla
üniversitelere yüklendiği için öğretim üyelerinin evrensel düşünce anlayışına
uygun olarak kendilerini, olayları ve olguları ifade etmeleri engellenmiştir.
Örgütsüz ve maddi gücü zayıflatılmış olan öğretim elemanı maddi gücü oranında
toplumda değer görmektedir. </p>

<p>Örgütlü yani yukarıdan aşağı iyi
organize olması gereken kurum nedense örgütsüz&nbsp;
bir akortsuzluk sergilemektedir. Bu anlamda üniversite öğretim
elemanları arasında tam bir dağınıklık yaşanmaktadır. </p>

<p>Örgütlülük bir bilinç sorunu olduğu
sık sık vurgulanır. Çağdaş toplumların temel göstergelerinden biri olan
örgütlülük maalesef üniversitelerde görülememektedir. Hükümet tarafından Yüksek
Öğretim Yasasının yeniden tartışmaya açılması sırasında görülen dağınıklık
evlere şenlik. YÖK görüş konunun tartışılmasının zamanı olmadığını belirterek
konuyu üniversitelerin olmasa olmazı olan her tür düşüncenin tartışılması
ilkesinin dışına çıkarak konuyu tartışmamaktadır. Üniversiteler YÖK ile ters
düşmemek için konuyu tartıştırmaktan kaçırdılar. Öğretim elemanları Dernekleri
ise ağırlıklarının olmamsı nedeniyle dikkate alınmadıkları görülmektedir. Fakat
konuyu politize olmuş her kesim hata halktan kişiler yüksek öğrenimin
sorunlarını tartışırken örgütsüz üniversiteler konuyu tartışmamışlardır. </p>

<p>İnsanın insan olması ile günümüze
kadarki başarının ardında örgütlülüğün yani iyi organize olmalarının yatığı
bilinmektedir. Gelişmiş batı toplumları bugün ulaştıkları noktaya iyi organize
oldukları ve örgütlendiği için gelmişlerdir. İsveç nüfusu 7 milyon fakat
örgütlü nüfusu ise 22 milyon olarak sık sık örnek gösterilir. Bu bağlamda
toplumun en eğitilmiş kesiminin örgütlememesi ve örgütlülükten kaçınması
mutlaka araştırmaya değer bir konu. </p>

<p></p>

<p><b>11. Nitelikli Öğrenci Bulma Sorunu</b></p>

<p>Son 20
yılda sürekli sistem değiştirmekle meşgul olan ÖSYM halen doğru&nbsp; tercihini yapabilmiş ve eğilimi gelişmiş
öğrencisini belirlemede yeterince başarılı olamamıştır. Kendi öğrencisini
kendisi seçemeyen üniversiteler, gösterdikleri performansa ve ÖSYM sınav
sonucuna göre öğrenciler tarafından tercih önceliği görmektedirler. Çoğunlukla
yabancı dil bilgisi veren ve alt yapı sorunu olmayan üniversiteler bugün gözde
kurumlar olarak en yüksek puanı alan öğrenciler tarafından tercih
edilmektedirler. Söz konusu üniversiteler eğitimlerinin ciddi olması ve
mezunlarına piyasada rahatlıkla iş bulmaları nedeniyle bir sonraki dönemdeki
öğrenciler tarafından da gelecek güvencesi vaat ediyor diye tercih
edilmektedirler. Diğer bir gurup üniversitelerde öğrenciler geldikleri gibi
dört yıl boyunca aldıkların dersin hocasının tutumuna göre ders çalışmakta ve
derslerini tamamladıktan sonra performansının gösterebildiği ölçüde yer
edinmeye çalışmaktadır. Yerleşik üniversiteler lisans öğrenci sayısının düşürüp
daha yüksek puanlı öğrenci almayı tartışırken, çoğunlukla taşra
üniversitelerinde ek ders ücreti ve ikili öğretimin getireceği ek gelirden
dolayı&nbsp; ikili öğretime geçerek çok sayıda
düşük puanla öğrenciyi bünyelerine toplamaya başlamışlardır. Ayrıca YÖK daha
çok öğrenciyi üniversiteye yerleştirmek için bölümlerin kontenjanları üzerinde
öğrenci alarak üniversite eğitiminde kalitenin düşmesine neden oluşturmaktadır.
Üniversite kapılarında bekleyen 1.5 milyon gencin geleceği için vakıf üniversiteleri
veya Kıbrıs’taki özel üniversiteler kısa vadede çözüm olmakta fakat uzun vadede
asla çözüm olamamaktadır. </p>

<p>Bir
tarafta milyonların üniversite kapısında dayandığı bir oramda, 25-30 yaş
arasındaki yüz binlerce üniversite mezunu gencin iş bulmaması diğer taraftan
çeşitli kamu ve özel kuruluşları teknik eleman sıkıntısı çekmektedir. Buna akıl
erdirmek mümkün değildir.</p>

<p>Bugün
yüksek öğrenim gençliği ciddi anlamda verimsizleştirilmiş durumdadır.
Üniversite eğitiminde ezbercilik ve test usulü sınav sistemi sonucu, bilimsel
rapor dahi yazamayan, ifade yeteneği gelişmeyen kişiler oluşmaktadır. Büyük
çoğunlukla öğrencilerin belirli bir felsefesi ve dünya görüşünün olmadığı
belirmektedir. Bilgi çağında bir çok mezun dahi bilgiye nasıl ulaşılacağı
konusundan yoksun durumdadır. Kütüphaneye uğramadan mezun olan on binler yarın
toplumun önünü tıkayacaklardır. Ne yazık ki bunda bireysel olarak öğretim
üyelerinin payı da bulunmaktadır. Yapılan anket çalışmaları öğretim üyelerinin
büyük çoğunun öğrenci merkezli oldukları ve çağdaş öğretim tekniklerini ve
değerlendirme tekniklerini bilmedikleri belirlenmiştir. Böyle gelen
öğrencilerin bilinçsiz ve amaçsız gidişatın önünü kesmek ve öğrencileri belirli
amaçlar etrafında yönlendirmek ve gelişmelerine yardımcı olacak sistemlerden
geçirmek ve tartışma ortamlarını yaratarak öğrencileri yaşamın parçası haline
getirerek ileriye yönelik üretimin içerisine sokulması gerekmektedir. Açıkçası
mevcut sistemde YÖK tarafından belirlenen alana yönelik müfredatının dışında
kişinin gelişimini sağlayacak tarih bilinci felsefe ve diğer konulara yönelik
hiç bir ders veya model bulunmamaktadır. Felsefesi gelişen ve mezun olan
üniversiteliler üretimi gerçekleştirecek anlayışı ve beceriyi göstermektedir.</p>

<p>Üniversite
kapısına kadar çok az eğiterek gelen ve 18 yaşındaki gence bir de
üniversitelerin yetersiz sosyal olanakları ve okuma eğiliminin gelişmemesi
sonucunda kişilik ve kimlik bunalımı yaşayan, işe giremeyen, girişimsiz genç
bir kuşak oluşmaktadır. ODTÜ, ITÜ ve Boğaziçi Üniversiteleri öğrencilerini
yönlendirme konusunda ve kişilik gelişimine kısmen katkıda bulunmaktadırlar.</p>

<p>Hayatının
en verimli çağının geçtiği üniversite ortamı halen gerçek anlamda bir eğitim ve
kişilik kazanım ortamı haline gelemedi. Bu durum taşra üniversitelerinde yaygın
olup bazı meslek dallarında daha düşük puanla öğrenci alan fakülte ve
bölümlerde daha da yaygın olmaktadır. Gerçek anlamda sosyal kolların
oluşmadığı, kişilerin hobilerinin olmadığı ortamlarda kişilerin öz güvenleri
zayıflamakta ve kendi değer yargılarının ötesine geçmemektedirler. Bir çok genç
üniversite ortamında eğilimleri gelişmemekte bazı durumlarda aileden aldığı
değer yargıları ile yol almaktadır. Bugün Üniversitelerin Mediko sosyal
üniteleri gerçek anlamda güçlendirilmeli ve her türlü düşüncenin sergilendiği
ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri ortamların sağlanmasına yardımcı
olacak ölçüde donatılmalıdır. </p>

<p>Üniversitelerin
bu konudaki bir diğer sorunu sık sık yapılan öğrenci aflarıdır. Bugüne kadar
yapılan bütün araştırmalar aflar yaralı değil tam tersine eğitimin kalitesini
düşürdüğü belirlenmiştir. Bu konuda siyasilerin dar çıkar ilişkisine dayalı
öğrenci affı talepleri kaliteyi düşürdüğü gibi öğretim üyelerine
güvenilmediğinde hissettirmektedir. Hiç bir öğretim üyesi öğrencisini bilinçli
olarak sınıfta bırakmamıştır ve bırakmayacaktır da.&nbsp; </p>
<h1>12. Öğrencilerin Örgütlenme Sorunu </h1>

<p>Genelde
liderlerin, düşünürlerin ve iddiası olan kişilerin düşüncelerinin şekillendiği
dönemler gençlik dönemleridir. Gençliğin gücü ve önemi belki de en Mustafa
Kemal tarafından anlaşılmış ve en büyük emanetim dediği Cumhuriyeti gençliğe
emanet etmiştir. Batı toplumlarında üniversitelerinde gençliğin her türlü beyin
faaliyetlerine müsaade ederek yaratıcılıklarını en üst düzeyde sergilemesine
müsaade etmektedirler. Yukarıda da belirtildiği gibi eskide üniversite
yöneticileri öğrenceler tarafından seçilirdi. Bugünde batı üniversitelerinde
öğrenci konseyleri maddi ve manevi anlamda güçlü kuruluşlardır. Üniversitelerin
bugün gençliğin fikirlerini sergilediği ortam olmadığı gibi, kendilerini ifade
edecek ve gerektiğinde sorunlarını iletecekleri veya kendilerinin sorunlarını
kendileri adına üst makamlara iletecek bir örgülülükleri de olmamıştır. Türkiye
gibi jeopolitik önemi yüksek olan bir ülkede son 40 yıldaki toplumsal
sorunların sorumlusu olarak üniversite öğrencileri gösterilmiş ve bu
politikaların sorumlusu olarak üniversiteler her tür örgütlenmeye ve düşünce
sergilemeye kapalı tutulmuştur. Öğrenciler ülkenin değişik sorunlarını
tartışamamakta ve kendilerini ve düşüncelerini kamuoyuna yansıtamamaktadırlar.
Öğrencilerin yayın organlarının olmaması öğrencileri tamamıyla başka yollardan
hak aramaya yönlendirmiştir. Öğrencilerin üniversitelerde kendilerini ve
sorunlarını tartışması ve yetkililere normal yollardan ulaşamaması hepimizin
bildiği sokaklarda polis-öğrenci kovalamacasına neden olmaktadır. Geleceğin en
dinamik unsurları olan gençlerin önündeki her türlü örgütlenme sorunu
kaldırılmalı ve gençler en azından üniversite içinde her türlü düşünceyi
savunabilme özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. 12 Eylülün belki de en olumsuz
etkisi kendisini bundan sonra gösterecektir. Görüş belirtemeyen, fikir
tartışmasını sakıncalı bulan, İnternet cafeler de chat yapan, yalnız maç
izleyen, ders çalışan, anne ve babanın günlük telkinlerine göre hareket eden
bir gençlik oluşmaktadır, ki bu gençler otuz beşinde annesinin dizi dibinde
ayrılamamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde her düşünceden ve renkten akımlar ve
sosyal faaliyetler üniversitelerde gelişir ve bu faaliyetler üniversite
öğrencisini üniversiteli yapar. Aksi taktirde ülkenin gelecekteki yöneticileri
ve büyükleri bilgi çağının gereğini yerine getirecek, girişken, fikir ve bilgi
sahibi olmaktan yoksun olacaklardır. </p>

<p>Batı
Avrupa Üniversitelerinde İngiltere, Almanya, Fransa ve İskandinavya ülkelerinde
güçlü öğrenci birlikleri bulunmaktadır. Her yıl düzenlenen seçimlere her türlü
düşünceye sahip gurup ve kişiler katılarak öğrenci parlamentosu üyelerini
belirlerler. Öğrenci parlamentosu üniversite yönetimine katılacak delegeleri
belirler, öğrenci sorunlarını ilgililere iletir, yayın çıkarır, yeni gelen
öğrencilerin üniversiteye uyumlarını düzenleyen ekinliklerde bulunur. Öğrenci
birliği içindeki guruplar her tür yayın faaliyetini özgürce çıkarır ve
dağıttır. İngillerde yabancı öğrenci dernekleri dahil her guruba ağırlığı
oranında maddi yardımda da bulunur, her türlü faaliyetlerinin sürdürülmesine
katkıda bulunurlar. Ülkemizde de son yılarda Avrupa Birliği normlarına uyum için
seçimler yapılmaktadır. Ancak öğrenci seçiminin hiçbir yaptırım gücü olmaması
nedeniyle ilginin olmadığı hatta bazı birimlerde zoraki bazı öğrencilerin
isimlerinin yazdırıldığı basına yansımaktadır. Batı üniversitelerinde her tür
düşünce seçime girdiği için militan nitelikli kendini alanında yetiştirmiş,
lider vasıflı kişiler ön plana çıkmaktadırlar. Bugün Avrupa ülkelerinin bir çok
devlet başkanları ve başbakanları öğrenci birliği liderlerinden
gelmektedirler.&nbsp; </p>

<p></p>

<p><b>13. Yüksek lisans, Doktora&nbsp; Eğitimi ve Sorunları:</b></p>

<p>Üniversitelerimizin
dinamik bilim temellerini oluşturan her yönüyle gelişmiş iradeli, çok yönlü
bilimci nitelikteki eleman bulma isteği ne yazık ki sistem sorunu nedeniyle bir
türlü aşılamaktadır. Değişik ülkeler akademik kadrolarının nasıl oluşacağını belirlemişler
ve doğal olarak bütün süreçlerden başarı ile geçenler, kendi başına proje
üretebilen, yayın yapabilen, öğretme yeteneği olan kişiler yüksek lisans,
doktora ve doktora sonrası post-dok süreçlerinden geçen birikimli kişiler
üniversitelere kadrolu elaman olarak alınmaktadır. Bizde akademik kadrolar
başlangıçta tespit edilmektedir. Bir kısmı Dekanlıkların sürekli kadrolarında
başardıkları için başarısız olsalar da bir daha uzaklaştıramamaktadırlar, bir
kısmı da Enstitü kadrolarında kayıtlı Yüksek Lisans öğrencileri arasından
seçilmektedir. Bir kısmı da bir çok kişi hiç tanınmadan, bilinmeden burslu
olarak geleceğin öğretim elemanı olarak yurtdışına gönderilmiş ve bir kısmı da
araştırma görevlisi olarak daimi kadroda öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadırlar.
Söz konusu kişiler Doktoralarını bitirir bitirmez doğal olarak Yardımcı doçent
veya doçent kadrolarına atanmak istemektedirler. Tabii duygusal bir toplum
olduğumuz için özlük hakları kaybolmasın diye hemen kadro olanakları
sağlanmaktadır. Fakat bunun yerine gerekirse bir başka kurumda belirli
dönemlerde doktora sonrası çalışmalara katılmış ve bu konuda kendisini
ispatlamış kişilerden yararlanılmalıdır.</p>

<p>Son
yıllarda yüksek lisans öğrencilerin sayısının önemli derecede düştüğü
görülmektedir. Bir kaç nedeni olan bu düşüşün en önemli nedeni ülkemizde Yüksek
lisans ve doktora yapmanın kişiye getirdiği hiç bir avantajın olmamasıdır. İşe
girmede hiç bir önceliği olmayan yüksek lisans öğrenimi 23-24 yaşından sonra
bir daha 2-3 yıl maddi yardım almadan okumanın hiç bir yararı görülmemektedir.
Bu bağlamda yüksek lisans öğrenimi kayıp olarak değerlendirilmektedir. </p>

<p>Bir
diğer sorun da yabancı dil baraj sorunudur. Öğrenci aflar ve yabancı dil
puanının aşağı çekilmesi yüksek lisansa ilginin artmasına yardımcı
olmayacaktır, zira sorun daha çok geleceğe yönelik kaygılardan
kaynaklanmaktadır.&nbsp; </p>

<p>Uzun
vadede yüksek lisans öğrencilerinin istihdam ve burs sorununun çözümlenmesi ve
yüksek lisans ve doktora öğrenimi yapanlara kamuda işe girerken öncelik
tanınması ile üniversitelerde bilim yapacak insan kaynaklarının akışını
sağlayacaktır. Bilindiği gibi bütün dünyada araştırmalar yüksek lisans ve
doktora öğrencileri tarafından yapılmaktadır. Bütün yüksek lisans ve doktora
öğrencileri, Ar. Gör dahil maaşları projelere bağlanmalı ve proje asistanlığı
adı altında yeniden şekillendirilerek güçlendirilmelidir. Üniversitelerde
yüksek lisans ve doktorada başarılı olanları kendi bünyelerinde tutarak ileriye
yönelik kadro oluşturmak için seçim şansı kazanmış olurlar. </p>

<p>&nbsp; Bildiğiniz gibi geçen hafta sonu Lisansüstü Eğitim Sınavı
(LES) yapıldı. Son sınıf öğrencilerimizin gelecek ile ilgili kaygıları
nedeniyle sınav öncesi çok heyecanlı olduklarını gözledim. Öğrencilerin ve
mezunlarımızın en büyük şikayeti üniversitede bir yakınlarının olmaması
nedeniyle Araştırma görevlisi kadrosuna alınmadıkları, büyük bir çoğunluğu ise
çok erken dönemlerde böyle bir isteği olsa bile bunun gerçekleşmeyeceğini
düşündüğü için bu arzusundan vazgeçmektedirler.Üniversitelilik bilincinin ve bilim
heyecanının öğrencilik yıllarından başlamak üzere Ar-Gör ve Doktora döneminde
şekillenip geliştiği için öğrencinin yeteneği ve becerisi doğrultusunda nepotist yaklaşımlara müsaade etmeyecek sistemlerin güvencesini görmesi
gerekir. </p>

<p>&nbsp; Konuya ilişkin bir diğer ciddi sorun ve eleştiri de
Ar-Gör olacak kişilerin mutlaka bağlı bulunduğu Enstitüde kayıtlı olmaları
zorunluluğudur. Örneğin bir kişi eğer Ar-Gör. kadrosu ilanına başvurması için o
Üniversitenin ilgili ana bilim dalının bağlı olduğu Enstitüye öğrenci olarak
kayıtlı olmuş olması gerekiyor, aksi taktirde kişinin Ar-Gör olma şansı hiç
olmayacaktır. Bu da inbreeding’in en büyük nedenlerinin başında gelmektedir.
Aynı zamanda bu eşitlik ilkesinde de aykırı düşmektedir. Umarım bu konuda YÖK
ve üniversiteler konuyu çok boyutlu olarak tartışarak bir çözüm yolu
bulabilirler. <b>Açıkçası yetenekli, çalışkan bilim yapabileceğini düşünen
biri, onun bunun adamı olmadan kendi yeteneklerinin ve çalışmasının karşılığını
alacağına inanması ve görmesi için merkezi bir sınav ile Araştırma görevlileri
alınabilmelidir. </b>Bu şekilde alınacak kişilerin gelecekte üniversitelerin
omurgasını oluşturmaları nedeni ile mutlaka bilimsel araştırıcılarda aranan
bazı kriterlerin mutlaka ölçecek düzeyde bir sınavdan geçirilmesi gerekir. </p>

<p>Üniversite
çeşitliliği sağlamak için başarılı kişiler lisansını hasbel kader bir başka
üniversitede bitirmiş olabilir. Eğer kişi yetenekli ise bir şans daha vererek
yeteneğini istediği gibi değerlendirebilmelidir. Her tür rüşvet, adam kayırma
ve nepotist zihniyetlerin önüne geçmek için yapılacak bir sınav kamuoyu
tarafından büyük destek görecektir. </p>

<p>Şeffaf
bir toplum için, üniversitelere daha yetenekli öğrencilerin alınması için
benzer bir sınav şimdilik doğru bir tercih olacaktır. </p>
<p>Türkiye’de bilim Adamı
yetiştirme konusunda bazı öneriler:</p>
<p>1. <span>&nbsp; </span>TUS benzeri bir sınavla geleceğin bilim insanları seçilebilir. Özellikle
kuşkuculuk, esin ve düşleme ve&nbsp; analitik
düşünme gibi kapasitesi yüksek kişilerin seçilmesi için ilgili Eğitim Bilimleri
fakültelerinin hazırlayacağı sınavlardan geçen kişilerin akademik çalışmanın
ilk aşamaları olan Yüksek Lisans ve Doktoraya alınarak yarınların bilim adamı
kadroları oluşturulabilir. Einstein bilimin kökeninden esin ve kuşku
bulunmaktadır demektedir. Bilim insanı olarak seçileceklerin mutlaka çok yönlü
ve sezgili olmaları gerekmektedir. </p>

<p>2. <span>&nbsp; </span>Araştırma görevlisi unvanı kaldırılmalı, bunun yerine Proje asistanlığı
getirilmeli. Bu şekilde projesi olan öğretim üyesi projelerinde yararlanmak
üzere asistan alabilmeli. Projesi olmayan asistan almamalıdır. Bu şekilde
Yüksek Lisans ve Doktora çalışması da yapılabilir.&nbsp; </p>

<p>3. <span>&nbsp; </span>Doktorasını bitirmiş öğrenciler yine projesi olan öğretim üyeleri ile
doktora sonrası araştırma için çalışabilirler. Bu mümkünse başka birimlerde
yapılmalıdır.</p>

<p>4. <span>&nbsp; </span>Üniversiteye atanacak öğretim üyesi bu şekilde usta-çırak ilişkisi ile
projelerde yetişen doktoralı öğretim üyelerinden atanmalıdır. </p>

<p>Bu şekilde
kayırma ve duygusallıktan kurtulmuş olunur. </p>
<h3>Vargı</h3>

<p>Türk üniversite sistemi batıdaki eşdeğerleri ile karşılaştırıldığında
başta kalite sorunu olmak üzere ciddi sorunları bulunmaktadır. Form el olarak
batı üniversitelerine benzer modeller uygulanmakta ancak başta üniversite
gençliğinin örgütlenme, kendini ifade etme ve eleştirel bakış açısının
oluşmasında batı normların gerisinde bulunmaktadır. Üniversitelerde belirlenmiş
doğru fikirlerinin dışında fikirlerin gelişmesi halen üniversite dinamiklerinin
önündeki engeller olarak görülmektedir. Üniversite öğretim üyeleri toplumun en
eğitimli ve donanımlı mensupları olarak örgütsüz, dağınık bir
koordinasyonsuzluk sergilemektedirler. Üniversiteleri ile ilgili her türlü
gelişmeler örgütsüz olmaları nedeniyle tartışılmamaktadır. Hükümetin acil eylem
planı çerçevesinde önerdiği yeni Yüksek Öğretim Yasası YÖK’ün olaya soğuk
bakması üniversite yönetimlerinin konuyu kendi senatolarında tartıştırmaması
kendileri ile ilgili bir konuda kendi görüşlerini ifade edememişlerdir.</p>

<p>&nbsp;Üniversite üst yönetimini
oluşturan rektör, dekan ve bölüm başkanlarının belirleme kriterleri halen
belirlenmemiş ve sorunu halen bir güç sınanması olarak görüldüğü için rektör
olmak üzere yönetirlerin atanması halen bir takım siyasi etkiler, tabular,
yasak mantığı ve güvenlik kaygıları çerçevesinde müdahaleler oluşmaktadır.
Üniversite öğrencileri, Araştırma görevlileri ve üniversite çalışanları
üniversite yönetimlerinde hiç yer verilmemesi bir eksiklik olarak görülmektedir.&nbsp; </p>

<p>Yeni şekillenen yükseköğretim yasası ile mevcut YÖK’ yetkileri kısman
YEK’e kısmen de Üniversiteler Arası Kurula (UAK) bırakması beklenmektedir.
Ancak sınır net değil. YÖK’ün yetkilerinin YEK, Üniversiteler ve
üniversitelerarası kurula bırakması yerinde olacaktır. Ancak üniversitelerin
kendi programlarını yapmaları bulunduğu coğrafyanın sorunları ile haşir neşir
olması nedeniyle özerkliğinin ve yetkilerinin daha fazlalaştırılması yerinde
olacaktır. Ayrıca anabilim dalarından başlamak üzere aşağıdan yukarıya doğu
örgütlenmesi ve yetkinin aşağıda olası üniversite verimliliğine daha çok katkı
yapacaktır. Üst yönetimlerin daha çok koorinasyon görevi görmeleri daha yarlı
olacaktır. Üniversitelerde TÜBİTAK, TÜBA, çalışanların sendika temsilcileri ve
öğrenci temsilcilerinin görüşleri ayrıca temsil edilmesi yaralı olur. </p>

<p>Bugün gelinen noktada toplumun önü tıkanmış ve bu tıkanıklık kendisini
üniversitelerde de hissettirmektedir. Toplumun önünün açılması kendi
sorunlarına ve toplumun sorunlarına sahip çıkan bir üniversite anlayışı ile
olacaktır. Kanım o dur ki, üniversite mensuplarının büyük çoğunluğu (öğretim
üyesi, öğrenci ve çalışanları) üniversite bilinci ve üniversite yaşam biçimi
hakkında pek de geniş bilgi sahibi değildirler. Üniversitelilik bilinci
oluşmadığı için stratejileri ve vizyonları da kısır olmaktadır. Hal böyle
olunca yukarıda sıralanan ciddi sorunlar oluşmakta ve o noktadan itibaren de
üniversiteler bilim üreten ve öğreten kurumlar olmaktan çıkar duruma
gelmektedirler. Sonuç olarak, bütün bunlara ilave edilecekler pratik yaşamsal
sorunlar ve çözüm önerileri elbette vardır. Fakat bunların çözümlenmesi bir
kısmı gerçekten maddi kaynak gerektiriyor, önemli bir kısmı ise mevcut
imkanlarla iyi bir organizasyon ve açıklık politikası ile yani beyin fırtınası
ile çözülecek niteliktedirler. Her şeyden önce üniversitelerin kendi duruş
noktalarını belirlemeli ve kendi misyonunu yerine getirmesi için kendilerini
yeniden şekillendirmesi gerekmektedir. </p>

<p>Ayrı bir tartışma konusu olmasına rağmen, bugün üniversiteler sorumlu
ve tarihe karşı hesap vermesi gereken ilkler arasında olmaktadırlar. Çünkü
toplumun en dinamik gençliği üniversitelerin tornasından geçmektedir. Ayrıca
Üniversiteler salt bilimsel ve teknik gelişme merkezleri olmanın ötesinde birer
felsefi tartışma ortamı olarak çevrelerini bilinçlendirme ve bu yönüyle
bulunduğu bölgenin bilinç ve kültür düzeyini yükseltme sorumluluğu altındadır.
Bugün toplumun her kesim ve meslek kurumlarında yolsuzluk diz boyu, toplum
mutsuz ve psikolojisi yıpratılmıştır. Kimse, kimseye güven duymamaktadır.
Kimsenin suçlu doğmadığı hatırlandığında üniversitelerin durumdan kendilerine
görev çıkararak sorunlara eğilmeleri ve topluma yardımcı olmaları gerekir.</p>

<p>Üniversitelerin
vazgeçilmez gıda kaynaklarından biri olan beyin fırtınası anlayışının
yaygınlaştırılması ile üniversiteler gerçek bilim üretebilir ve öğretebilir
merkezler haline gelebilirler. Bu şartlarda bir çok kişi beyin fırtınasına
tahammül edemeye bilir fakat olmazsa olmaz deyip herkes üniversitede
düşündüğünü ileri sürmeli ve bu düşüncelerden yaşamın felsefesine uygun,
hayatta destek görenler işlerlik kazanmalıdır. Her beyinde bir fırtına vardır.</p>

<p>İyi bir tornada iyi bir usta şaheser
yaratabilir fakat kötü bir usta niteliksiz mal üretir. Bu bakımdan
üniversiteler iyi bir torna ve hocalar ise birer iyi usta olmak zorundadır.
Bugün torna bakımsız, ustalar ilgisizlikten ve yetersiz kaynaklarla boğuşmaktan
yorgun ve bitkinse, tabii üretilen ürünün kalitesi o ölçüde düşük ve piyasada
hakkettiği değeri görememektedir</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim
ORTAŞ&nbsp; </p>

<p>Ç.Ü. Ziraat Fakültesi</p>

<p>Toprak Bölümü, Adana</p>

<p><br></p></p><br>
							
							&nbsp;
							<hr><span class="post-meta-comments"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=1255"><i class="fab fa-facebook-f"></i>Paylaş</a></span>
							<br><span class="post-meta-comments"><a href="https://twitter.com/share" target="_blank" data-url="https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=1255"  data-lang="tr" ><i class="fab fa-twitter"></i>Paylaş</a></a>

							</div>  
							<div class="col-lg-3">
							<div class="widget  widget-tags">
                            <div class="tags">
							 <a href="blog.asp?tur=72">Üniversite</a>
							
                            </div>
							</div>                              
							</div>
						</div>

                </div>   
            </div>
        </section>

   
<div class="footer-content">
      <div class="container">
        <div class="row">
          
		  
		  <div class="col-md-8"> 
            <!-- Footer widget area 2 -->
            <div class="widget">  


						<form  method="post"> <h1>İletişim</h1>
                            <div class="row">
                                <div class="form-group col-sm-3">
                                    <label for="name">Adınız Soyadınız</label>
									<input  aria-required="true" required class="form-control required" placeholder="Adınız Soyadınız" type="text" id="adsoyad" name="adsoyad" tabindex="1" maxlength="150">
                                     <label for="email">E - Posta</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="E - Postanız" class="form-control required" type="email" id="eposta" name="eposta" tabindex="3" maxlength="100"> 
									 <label for="email">Telefonunuz</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="Telefonunuz" class="form-control required" type="text" id="ceptel" name="ceptel" tabindex="2" maxlength="15"> 
									
                                </div>
                                <div class="form-group col-sm-9">
                                    <div class="form-group">
                                    <label for="message">Mesajınız</label>
                                    <textarea aria-required="true" required name="icerik" rows="5" class="form-control required" placeholder="İçeriği yazınız"></textarea>
                                </div>
								<img src="guvenlik.asp" alt="Güvenlik Kodu Resmi Yüklenemedi" id="guvenlik" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<a href="javascript:guvenlikyenile();"><font color="#FF6600">Kodu Değiştir</font></a>
                                    <input required placeholder="Güvenlik Kodu" type="text" id="gk" name="gk" tabindex="3" maxlength="4" class="form-control input-lg">
                                </div>
                            </div>
							

                         
								
                            <button class="btn btn-primary" type="submit" ><i class="fa fa-paper-plane"></i>&nbsp;Gönder</button>
                        </form>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>		 
	
        <!-- Footer -->


<footer id="footer">
            <div class="footer-content">
                <div class="container">
                    <div class="row" style="background-image: url('images/world-map-dark.png'); background-position: 50% 20px; background-repeat: repeat-x">
                        <div class="col-md-4">
						<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d1592.0016611110736!2d35.35919519658733!3d37.057404008126014!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x15288dc56e005e67%3A0xd4a5074295a90c96!2sZiraat%20Fak%C3%BCltesi!5e0!3m2!1str!2str!4v1752756698806!5m2!1str!2str" width="100" height="200" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>
						</div>
						<div class="col-md-4">
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-phone"></i></a>
                                </div>
                                <h3>İletişim</h3>
                                <p><strong>Tel:&nbsp;</strong><a href="tel:+90 5337692415 ">+90 5337692415 </a>
								<br><strong>Faks:&nbsp;</strong><a href="tel:"></a>
                                    <br><strong>E-Posta:&nbsp;</strong><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr">info@ibrahimortas.com.tr</a> 
                                    <hr>
                                </p>
                            </div>
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-clock"></i></a>
                                </div>
                                <h3>Çalışma Gün / Saatleri</h3>
                                <p><strong>Hafta İçi</strong>
                                    <br>08:00 - 19:00</p>
                                <p><strong>Cumartesi</strong>
                                    <br>09:00 - 17:00</p>
                            </div>
                        </div>
						<div class="col-md-4">
                                    <div class="widget">
                                        <div class="widget-title">Yönergeler</div>
                                        <ul class="list">

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=259">Gizlilik Politikası</a></li>

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=262">Çerez politikası</a></li>
 
                                        </ul>
                                    </div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
            <div class="copyright-content">
                <div class="container">
                    <div class="row">
                        <div class="col-lg-6">
                            <!-- Social icons -->
                            <div class="social-icons social-icons-colored float-left">
                                <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
		
								</ul>
                            </div>
                            <!-- end: Social icons -->
                        </div>
                        <div class="col-lg-6">
                            <div class="copyright-text text-center">&copy; 2025 ibrahimortas.com.tr</div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </footer>
	        
        <!-- end: Footer -->
		
    </div>
    <!-- end: Body Inner -->
    <!-- Scroll top -->
    <a id="scrollTop"><i class="icon-chevron-up"></i><i class="icon-chevron-up"></i></a>
    <!--Plugins-->
    <script src="js/jquery.js"></script>
    <script src="js/plugins.js"></script>
    <!--Template functions-->
    <script src="js/functions.js"></script>

</body>

</html>