

<!DOCTYPE html>


<html xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml" lang="tr" xml:lang="tr">



 <head> 

<meta http-equiv="Content-Language" content="tr">
<meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=windows-1254">
 
 

    <meta name="viewport" content="width=device-width, initial-scale=1" />





<meta name="rating" content="All" />
<meta name="robots" content="index, follow" />
<META NAME="AUTHOR" CONTENT="Erkan TİYEKLİ">

<meta name="Dmoz" content="" />
<meta name="Yahoo" content="" />
<meta name="Altavista" content=""/>
<meta name="Scooter" content="" />
<meta name="robots" content="" />

<META HTTP-EQUIV="Copyright" CONTENT="Copyright Â© ">
<META NAME="description" CONTENT="">
<META NAME="keywords" CONTENT="">






<link rel="apple-touch-icon" sizes="180x180" href="/apple-touch-icon.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="32x32" href="/favicon-32x32.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="16x16" href="/favicon-16x16.png">
<link rel="manifest" href="/site.webmanifest">


    <!-- Document title -->


    <title>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerin Sorunları </title>

    <!-- Stylesheets & Fonts -->
    <link href="css/plugins.css" rel="stylesheet">
    <link href="css/style.css" rel="stylesheet">

</head>

<body>
    <!-- Body Inner -->
    <div class="body-inner">

        <!-- Topbar -->
	

		 <div id="topbar" class="d-none d-xl-block d-lg-block">
            <div class="container">
                <div class="row">
                    <div class="col-md-6">
                        <ul class="top-menu">
                            <li><a href="tel:+90 5337692415 "><i class="icon-phone-call"> </i> +90 5337692415 </a></li>
							<li><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr"><i class="icon-mail"> </i> info@ibrahimortas.com.tr</a></li>
                        </ul>
                    </div>
                    <div class="col-md-6 d-none d-sm-block">
                        <div class="social-icons social-icons-colored-hover">
                            <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
			
                            </ul>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </div>
		
		
        <!-- end: Topbar -->	
	
        <!-- Header -->
        <header id="header">
            <div class="header-inner">
                <div class="container"

                    <!--Logo-->
     

                    <!--Logo-->
                    <div id="logo">
                        <a href="default.asp?dil=0">
                            <span class="logo-default"><font size="4" class="logoslogan">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</font><img src="images/logo.png" height="30"></span>
                            <span class="logo-dark">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</span>
                        </a>
                    </div>
                    <!--End: Logo-->




<script async src="https://cse.google.com/cse.js?cx=c5ac765fc9c9740e8"></script>


							<div id="modalShop" class="modal no-padding" data-delay="2000" style="max-width: 700px;">
                                <div class="row">
                                    
                                    <div class="col-md-12">
                                        <div class="p-40 p-xs-20">
											<div class="gcse-search"></div>
                                        </div>
                                    </div>
                                </div>
                            </div>					
                    <!-- end: search -->
                    <!--Header Extras-->
                    <div class="header-extras">
                        <ul>
                            <li>
                                <a href="#modalShop" data-lightbox="inline" > <i class="icon-search"></i></a>
                            </li>
                            <li>
                                <div class="p-dropdown">
                                    <a href="#">
									<image src="images/Turkey.png" width="20">
                                    <ul class="p-dropdown-content">
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=0&id=161"><image src="images/Turkey.png" width="20"></a></li>
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=2&id=161"><image src="images/United-Kingdom.png" width="20"></a></li>
										<li><a href="blog-detay.asp?dil=3&id=161"><image src="images/germany.png" width="20"></a></li>
                                    </ul>
                                </div>
                            </li>
                        </ul>
                    </div>
                    <!--end: Header Extras-->
                    <!--Navigation Resposnive Trigger-->
                    <div id="mainMenu-trigger">
                        <a class="lines-button x"><span class="lines"></span></a>
                    </div>
                    <!--end: Navigation Resposnive Trigger-->
                    <!--Navigation-->
					<div id="mainMenu">
                        <div class="container">
                            <nav>
                                <ul>
									<li class="dropdown-submenu"><a href="sayfa-ayrinti.asp?ID=267&dil=0">Özgeçmişim</a></li>
                                    <li class="dropdown-submenu"><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?dil=0">Bilimsel Çalışmalar</a>
                                        
                                         <ul class="dropdown-menu">
                                          <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Bilimsel_Makale=1&dil=0">Bilimsel Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?SCI_Makale=1&dil=0">SCI Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Indeksli_Makale=1&dil=0">İndeksli Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Kongreler=1&dil=0">Kongreler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Konferanslar=1&dil=0">Konferanslar</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Soylesiler=1&dil=0">Söyleşiler</a></li>
									      <hr>
										 
									     </ul>   								
									</li>
									<li><a href="kitaplar-ayrinti.asp?dil=0">Kitaplarım</a></li>
									<li><a href="Projeler-ayrinti.asp?dil=0">Projeler</a></li>
									<li><a href="videolar.asp?dil=0">Videolar</a></li>
									
									<li><a href="iletisim.asp?dil=0">İletişim</a></li>
									<li><a href="blog.asp?dil=0">Günlük Yazılar</a></li>
								</ul>
                            </nav>
                        </div>
                    </div>
									
						
                    <!--end: Navigation-->
                </div>
            </div>
        </header>
        <!-- end: Header -->			
        <!-- end: Header -->




     <section class="parallax text-light" style="border-bottom: 4px solid #f9b338;" data-bg-parallax="images/slider/banner6.jpg">

     </section>
        <!-- end: SECTION FULLSCREEN -->
		<section class="background-grey">
            <div class="container">
                <div class="row  m-b-50">
                    <div class="col-lg-12">

                        <div class="heading-text heading-section">
						<h2>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerin Sorunları </h2>
                        </div>
                    </div>

                        <div class="row">
                            <div class="col-lg-9">
							<img src="blog/resimyok.png" height="200"><br>
							<p>

<p><p><strong>Bilgi Çağında Türkiye
Üniversitelerin Sorunları&nbsp;</strong></p>

<h4>Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,&nbsp;</h4></p><p>En üst
eğitim ve araştırma kurumu olarak üniversiteler, her türlü sorunların (maddi ve
manevi) en üst düzeyde incelenip irdelendiği, elde edilen bulguların yine
öğretim ve yayın yolu ile aktarıldığı merkezler olarak evrensel ölçekte
insanlığa hizmet vermektedirler. Eğitimin tek yetkili kurumu olan
üniversitelerin bilimsel ve teknik geliştirme merkezleri olmanın ötesinde birer
felsefi tartışma ortamı olarak çevrelerini bilinçlendirme ve bu yönüyle
bulunduğu bölgenin bilinç ve kültür düzeyini yükseltme sorumlulukları
bulunmaktadır. Üniversitelerin öncü gücü olan bilim insanlarının görevi ise
gözlemleyen, düşünen, araştıran, sorgulayan ve kuram geliştirerek bilinmeyeni
bilinir hale getirip bütün bunlardan faydalanarak yaşamı kolaylaştırmak için
gerekli yöntem ve teknikleri geliştirmektir. Üniversitelerin tarihsel misyonuna
bakıldığında; bulunduğu çağın önünü açması, sorunları doğru tespit etmesi ve
yaşamı kolaylaştırması için uygun modeller oluşturması ile anılırlar. Bu
yönüyle üniversiteler en üst düzeyde teknik imkanlarla donatılmış ve
örgütlenmiş, geleceğe yönelik planı ve projesi olan, vizyonu açık, maddi ve
manevi sorunu olmayan kurumlar olmak zorundadırlar. </p>

<p>2005 yılında yukarıda tarif edilen
üniversite gerçeği ile ülkemiz üniversitelerinin gerçeğinin birbirine pek de
uymadığı görülmektedir. Bugün üniversiteler kendisine yakışır şekilde etkin,
sorun çözen ve saygın bir kurum olma yerine, kendi kendisi ile uğraşan, maddi
gücü olmayan, öğretim üyelerinin bir kısmı ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’
veya ‘salla başını al maaşını’ anlayışında, kendisine biçilen alanın dışına
çıkamayan, felsefesi ve dünya görüşü daraltılmış bir konuma gelmişlerdir. </p>

<p>Üniversiteler, genç, fikir sahibi ve
yüksek kapasiteli insanların bulunduğu ortamlarda değişik fikirlerin ve bakış
açılarının doğması aykırı bulunmuş ve bir tür sindirme ile üniversiteler,
fikirlerin tartışıldığı yerler olmaktan çıkarılıp doğru kabul edilen fikirlerin
öğretildiği yerler olarak toplum nezninde küçültülerek etkinliği düşürülmeye
çalışılmıştır. Öğretim üyeleri ekonomik yönden yoksulluk sınırına getirilmiş,
zamanının büyük çoğunluğunu laboratuvar ve kütüphanede geçirmek yerine,
geçinmek için kısmen ek iş yapmaya zorlanmışlardır. </p>

<p>Üniversitelerin
bu duruma düşmesine neden olduğunu düşündüğüm ve kendi izlenimlerimi yansıtan
belli başlı sorunlar aşağıda sıralanmıştır.</p><p><b>Bilim Politikası ve Bilimsel Araştırma Programı
Yetersizliği Sorunu</b></p>

<p><b>a: Amaç ve Hedef Oluşturmada Kısırlık</b></p>

<p>Bugün
Türkiye’de üniversitelerinin en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program
ve hedeflerinin olmaması olarak görülmüş ve birçok sorunda bilimsel bakış
açısının olmaması ile ilişkilendirilmiştir. Üniversitelerin ana bilim dalı
düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar geleceğe yönelik
hedeflerden, projelerden ve stratejilerden yoksun bulunmaktadırlar. Mevcut
durumda sınırlı sayıda kişi kendi inisiyatifince kendine problem olarak seçtiği
konuda olanak bulduğu ölçüde görevini yerine getirmektedir. Toplumun en örgütlü
ve vizyonu olması gereken kurumu halen bulundukları ortamda planı, projesi
olmayan ve hangi misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun okyanusta
pusulasız yüzen bir gemiyi andırmaktadır. Gelişmiş batı üniversitelerinde uzun
ve kısa vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların gerçekleşme
durumları tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler ödüllendirilir;
başarısızlar ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze kalırlar. Üniversiteler en
alt biriminden en üst kuruluşuna kadar aralıklarla hedefler belirlemeli ve
hedeflerin gerçekleşmesi ve öğretim üyelerinin yıllık faaliyetleri
izlenmelidir. Bunun sonucu üniversitelerin verimlilik durumu da kısmen
sağlanmış olacaktır. Kamu üniversiteler verimlilik yönünden özel
üniversitelerin çok gerisinde kalırken, özel üniversiteler gerek kâr amaçlı
veya gerek ideolojik amaçlı olsunlar vitrinlerini güçlendirmek için değişik
kurumların ve üniversitelerin en verimli kişileri hızla yüksek ücretlerle
bünyelerine alarak vitrinleri ile kendilerini kısa sürede kamuoyunun gündemine taşımayı
başarmışlardır.</p>
<p><b>b: Statüko </b></p>

<p>Bugün
üniversiteler çağın koşullarına göre hareket eden dinamik unsurlar olmak yerine
mevcut statükoya bağlı yavaş hareket eden kurumlar haline gelmiştir. Duruma
göre yeni enstitü, merkez ve eğitim programlarının açılması, araştırma
gruplarının kurulması ve gerektiğinde kendilerini yenilemeleri son derece zor
ve zaman alıcı olup statükoya uygun olarak yukarıdan halledilmektedir. Bu
yönüyle bir çok dinamik unsur bu kadar zorlukla uğraşmayı göze alamamakta ve
herkese nasıl davranırsa ben de öyle yaparım diyerek pasif bir konuma
çekilmektedir. </p>
<p><b>c: Çeşitlilik </b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer ciddi sorunu da beyin fırtınasının oluşmasına olanak tanınmamasıdır.
Farklı düşüncelerin oluşmaması, evrensellikten ismini alan üniversitelerde
gerek yöneticiler ve gerekse yetkili ve etkili makamlar tarafından farklı
düşünmeye hiç tahammül gösterilmemektedir. Üniversitelerin hiç birinde geleceğe
yönelik fikirlerin geliştirildiği, tartışıldığı düşünme ve gelişme
merkezlerinin oluşmadığı gözlenmektedir. Bu bağlamda öğretim üyelerinin
görüşlerini yansıtacak bir basılı ve görsel yayın ortamı da bulunmamaktadır.
Üniversite öğretim üyeler inin görüşleri hiç bir şekilde dışarıya veya
yetkililere aktarılmamaktadır. Üniversitelerin en önemli özelliği yeni ve özgün
düşünceye değer verilmesidir. Aykırı düşünmeyen hiç bir beyin bilimsel anlamda
buluş yapması beklenilmemektedir.</p>
<p><b>d: Üniversiteler Hiyerarşi Sorunu</b></p>

<p>Farklı
düşüncenin gelişememesinin bir nedeni de yaygın olan akademik hiyerarşinin
kendisini üniversitenin her alanında hissettirmesidir. Genelde idari ve
ekonomik konularda akademik hiyerarşi bütün dünyada dikkate alınarak
yapılırken, bilimsel stratejilerin ve politikaların geliştirilmesinde ve
projelerin değerlendirilmesinde ise bilimsel hiyerarşi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde ise yalnızca akademik hiyerarşi ön planda tutulduğu için konum olarak
düşük düzeydeki araştırıcıların görüşleri çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.
Bölüm olanaklarından yaralanmada, asistan alımında ve benzeri konularda
hiyerarşik öncelik sırası dikkate alındığı için ciddi rahatsızlıkların ortaya
çıktığı da bir gerçektir.&nbsp; </p>
<p><b>e: Evrensellik Sorunu</b></p>

<p>Üniversite
personelinin (Öğretim üyesi ve öğrencisi) ve ortamının toplumsal sorunların
kaynağı olarak görülmesi ve üniversite özerkliğinin kısmen kontrol altına
alınmasından bu yana üniversiteler evrensellik boyutundan ulusal boyutta
taşınmışlardır. Bunun sonucu öğretim üyeleri de evrensel boyuttaki sorun çözümü
ve hipotez üretmek yerine, başka ülkelerden yapılan çalışmaları olanaklar
ölçüsünde ülkemizde uyarlanabilirliği üzerine yönelmişlerdir. Bugüne kadar
herhangi bir öğretim üyesinin uluslararası alanda başarı&nbsp; göstermemiş olması bu politikaların bir
sonucu olsa gerektir. Fakat yurt dışında faaliyet gösteren Türkiye kökenli
öğretim üyeleri ise uluslararası alanda daha başarılı olduğu sık sık
duyulmaktadır.</p>
<p><b>f: Üniversitelerin Kayırmacılık Sorunu</b></p>

<p>Başarısı
ve becerisi olamayan eş-dost ilişkisine dayalı personel politikası bugün
üniversitelerin kalitesini önemli ölçüde zedelemektedir. Bazı üniversitelerde
başta Ar. Gör. olmak üzere öğretim görevlisi ve elemanı alımında yakınların
kollandığı sık sık şikayet konusu olmaktadır. Kendisine güvenemeyen, başka
alanlarda yeteneğini sergileyemeyen kişiler yakınlarının şemsiyesi altında
üniversitelerde kadroları işgal etmektedirler. Akademik yükselme yayın
politikasına dayandığı için araştırmada hiç bir katkısı olmadığı halde yayına
ismi yazılarak kolay yoldan akademik aşama yapmaktadırlar. Boğaziçi
Üniversitesi ikinci dereceye kadar ki yakınların üniversiteye alınması
konusunda örnek bir tutum sergilemiştir.</p>

<p>Yetenekli
ve başarılı öğrencilerin akademik kadrolara alınmaması geleceğe yönelik ciddi
kaygıları beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda gençlerin çalışması ve
motivasyonu ciddi ölçüde aşağı çekilmekte ve kurum aleyhine bir güvensizlik
yaratmaktadır. Bilginin değer olduğu her zaman kendisini hissettirmesi için
bilen ile bilmeyenin mutlaka ayırt edilmesi gerekir.&nbsp; </p>
<p><b>g: Ara
Elemanı ve Yardımcı Hizmetli Sınıfı Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer sorunu da yetişmiş ara eleman sorunudur. Bir taraftan binlerce işsiz
üniversite mezunu bir taraftan laboratuvarlarda ve arazide ve hizmetli eleman
bulma sorunu söz konusudur. Bir çok laboratuvarlar teknik eleman yetersizliği
nedeniyle ya hocalar veya varsa yüksek lisans öğrencileri tarafından
yönetilmektedir. Öğretim elemanının zamanının uygun olmadığı durumda da
laboratuvarların kapısı kilitlenmektedir. Mevcut personel de verimsizdir ve
günlük verimliliği 3 saati geçmemektedir. </p>

<p>Bilimsel
stratejilerin oluşmadığı kurumlarda sorumlu öğretim üyesi belirli bir uğraşının
içinde olmayınca personel de o ölçüde işi yavaşlatmakta ve bunların sonucu
üniversitelerde bir disiplinsizlik ve verimsizlik had safhaya ulaşmaktadır.</p>

<p>Teknik
personel yanında proje asistanlığı ve post-doktora mekanizması mutlaka
işletilmeli ve her öğretim üyesi mutlaka proje yaparak laboratuarların ve
araştırma merkezlerinin aktif olarak işlerliğini sağlaması gereklidir.</p>

<p><b>&nbsp;Yönetim sorunu</b></p>

<p><b>a)<span>&nbsp;
</span></b><b>Yöneticilerin belirlenmesi</b></p>
<p>Üniversitelerin
bugün belki de en çok tartışılan sorunu yöneticilerinin nasıl tespit
edileceğidir. Diğer sorun da üniversitelerin bir koordinasyon merkezinin olup
olmamasıdır. Basından öğrendiğimiz kadarı ile görüş belirtebilen öğretim
üyeleri, YÖK üyeleri, Rektörler ve Öğretim Elemanları Dernekleri de bir tür
koordinasyonun çağın gereksinimlerine uygun bir şekilde yapılanması halinde
olabileceğini, ancak mevcut YÖK benzeri merkeziyetçi otoritenin istenmediği
anlaşılmaktadır. Yeni yasa önerisi de bu doğrultuda Yükseköğretimde Eşgüdüm
Kurulu adı altında bir çatı modeli önermektedir. </p>

<p>Üniversitelerin
en çok konuşulan sorunu yöneticilerini halen nasıl belirleyeceğini tespit etmiş
olmamasıdır. Bu daha çok yasal duruma bağlı olduğundan öğretim üyelerinin
sınırlı bir etkisi bulunmaktadır. Aslında üniversitelerin Rektör seçimi
Üniversitelerin kurulduğu 11. Yüzyıldan beri tartışılmaktadır. 16. Yüzyıla
kadar öğrenciler tarafından seçilen Rektörler daha sonraları öğretim üyeleri,
bazen öğrenci, üniversite çalışanlarının temsilcileri aracılığı ile bazen de
doğrudan mütevelli heyetler tarafından belirlenmiştir. Bugün başta Almanya
olmak bazı batı ülkelerinde rektör üniversite senatosunca seçilir. Senato
üyelerinin üçte ikisi öğretim üyeleri, üçte biri de öğrenciler ve çalışanlar
tarafında oluşmaktadır. Senatonun seçtiği kişi rektör olarak atanır ve hiçbir
siyasi güç ve etkinin rolü olmaz. Öğrenci birliği ve çalışanların siyasi
örgütlenmesi üniversite ortamında serbest olduğu için siyasi ağırlık kendini
otomatik olarak temsil etmiş olur. Senatoca seçile rektör yine senatonun onayı
ile yardımcılarını, dekanları ve bölüm başkanlarını atar. ABD ve diğer bazı
ülkelerin de ise üst düzeyde nitelikli oldukları belirlenmiş rektör belirleme
kurulu, üniversitenin bulunduğu ilin, önde gelen yetkinleri tarafından önceden
belirlenmiş zorlu kriterlere uygun rektör seçimi yapabilmektedir. Tabii Rektör
olacak kişinin bilim ile haşır neşir olması ve bir çok konuda yetişmiş olması
aranılan niteliklerin başında gelmektedir. Bugün ABD’de uluslar arası alanda
yapılan aday seçimi son derece seçici geçmektedir. İngiltere’de rektör
kraliçenin temsilcisi tarafından atama ile gelmektedir. Yine bazı toplumlarda
ise üniversiteler kendi yöneticilerini kendileri belirlemektedir. İdari
özerklik anlamına da gelen bu işlemde öğretim üyeleri ve diğer öğretim
elemanları yanında çalışanların ve öğrenci temsilcilerinin oyu ile
seçilmektedir. Ülkemizde şimdiki Ankara Üniversitesinin temlini oluşturan
Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün rektör seçimi seçim kurulu tarafından iki
yıllığına yapılırdı (Arif AKMAN, Gıda Dergisi, 1990).</p>

<p>Ülkemizde
üniversitelerin üst yönetimi olan Rektör belirlenmesi şimdilik kısmi bir
seçimle 6 aday arasından ilk üçe girmiş olmak, sonra YÖK tarafından ilk sıraya
seçilmiş olmak ve en sonunda Cumhurbaşkanının onayının alınması gibi her aşması
bir çok faktöre ve hesaba bağlı bir süreçten geçmektedir. Doğrudan seçim
işleminde içeriye dönük oy kaygıları ve nepotist yaklaşımlar sık sık şikayet
konusu olmaktadır. Bazı durumlarda siyasi yaklaşımların işin içine girmesi,
üniversitelerin öğretim üyesi seçiminde de kendini göstermesi kamuoyunun
dikkatinden kaçmamaktadır. Seçim sistemine getirilen en yaygın eleştiri ise
daha önce oy kaygısıyla söz verdiği destekçilerinden atama yapması gelmektedir.
Bu da çoğu zaman hiç de hak etmedikleri halde bazı zayıf kişililerin belirli
görev veya unvanlar almasına neden olmaktadır. Bir diğer sorun da seçimle gelen
Rektör birinci dönemde rahat çalışamamakta, genelde ikinci seçimi kazanmak için
dengeleri gözetmek zorunda kalmaktadır. Bunun için iki kez seçim yerine bir kez
seçim önerilmektedir. Yeni YEK’ tasarısında rektör bir kez beş yıllığına
seçilir hükmü içermektedir ki bu olumlu bir gelişmedir. </p>

<p>Yeniden
şekillendirilmeye çalışılan Yüksek eğitimde Eşgüdüm Kurulu (YEK) ile Rektör
belirlenmesinde net olmamakla beraber doğrudan seçimi ile belirlenen adayın
Cumhurbaşkanı tarafından atanması öngörülmektedir. Fakat aday olabilme
kriterleri halen belirtilmemektedir. Öncelikli olarak seçimin yapılabilmesi
için bir üniversite yönetim organının oluşması gerekmektedir. Bunun için
Üniversite çalışanları ve öğrenci temsilcilerinin mutlaka belirli bir ağırlıkta
temsil edildiği bir kurulun veya senatonun meclisin oluşturulması yararlı
olacaktır.</p>

<p>Rektör
adayları için belirli kriterleri sağlayan kültürel alt yapısı sağlam, dil
bilen, bilim ile haşır neşir olan, projeler üretmiş ve iletişimi kolay olan
kişilerin aday olması ön koşul olmalıdır.&nbsp;
Rektör öğretim üyeleri, öğrenciler, ve çalışanların oluşturduğu bir
kurul tarafından yine belirlenecek bir yöntemle belirlenmelidir. Ve Rektörün bu
kurula karşı kendisini sorumlu tutmak zorunda olması gerekir. Bu şekilde
üniversitenin verimli çalışması ve keyfi uygulamalardan arındırılması sağlanmış
olur.</p>

<p>Mevcut
YÖK yasasında Dekan atamaları benzer şekilde gerçekleşmekte olup, atamada
Rektörlerin inisiyatifine kalmıştır. Rektör isterse dekanı seçim ile belirler,
isterse doğrudan üç adayı YÖK’e bildirerek atanmasını sağlayabilir. Bölüm
Başkanı ataması Dekanların inisiyatifine kalmıştır. Tek seçim yapılan birim ise
Anabilim dalı başkanlıklarının belirlenmesindir. Ana bilim dalı başkanı
seçiminde yine oy kaygısı nedeniyle akademik kadro oluşumunda dolayı bazen iyi bilim
insanı yerine iyi söz dinleyen ve sözden çıkmayan adaylar daha çok tercih
edilenler arasında yer almaktadırlar. Bu durum özelikle taşra üniversitelerinde
kurumu olumsuz yönde etkilemektedir.&nbsp; </p>

<p>Yeni
YEK sisteminde dekanın seçim ile belirlenmesi öngörülmektedir. Şimdilik kriteri
belirlenmemiş olan sistemde Dekan ve Anabilim dalları ve Bölüm başkanlıkları
konusunda en iyilerin olması, akademik anlamda hiçbir sorunu olmayan, dil
bilen, iletişimi yüksekler arasından yapılması mutlaka gereklidir. Artık
sınırları dışına taşınmış olan Yükseköğretimde dekan, bölüm başkanları uluslar
arası ilanla duyurular yapılarak alanın en iyilerine de seçime girebilme şansı
tanınabilmelidir. Böylece bilimsel kalitenin evrensel anlamda artması
sağlanabilir. Gerçek anlamda çağdaş batı toplumlarında olduğu gibi ilkeleri ve
kriterleri belirlenmiş bir sistemin ilgililerce her yönüyle tartışılarak idari
özerklik süreci içerisinde uygulanabilir. Dekan ve Bölüm Başkanlarının kaç kez
yeniden aday olabilecekleri ise halen yasa önerisinde belirginleşmemiştir.
Fakülte ve Bölüm kurullarının işletilmesi ve yöneticilerin kurullara karşı
sorumlu olması ilkesinin mutlaka net olarak belirlenmesi gerekir.&nbsp; </p>

<p>Genel
olarak yeni YEK ve UAK ile önerilen seçim sistemi doğru, ancak eksiklikler
içermektedir. Yönetici seçiminde öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanların belirli ağırlıkta temsil edilerek belirlenmesi daha adil ve çağdaş
olur kanısındayım.</p>
<p><b>b)<span>&nbsp;
</span></b><b>Senato ve Yönetim Kurulları</b></p>

<p>Üniversite Yönetim Kurulları ve Senatolar mevcut
YÖK yasasında batı standartlarında ölçütler içermemekle beraber yinede
üniversite dışından kişi ve kuruluşların üniversite sorunlarına müdahalesine
izin vermemesi, ki bu genelde kabul görmekte idi. Mevcut YÖK yasasındaki en çok
eleştirilen konu senatoların oluşumunda Rektörün Dekan ve Yüksek Okul
Müdürlerini atadığı için Yönetim kurulu ve Senatoda çoğunluğu kendi lehine
çevirdiği yönündeydi. Fakülte dekanlarının atanma ile yapılması rektörün
istediği kişilerin otomatik olarak Üniversite Yönetim kuruluna alınmasını
sağlamaktadır. Benzer şekilde senatonun oluştuğu Fakülte ve Yüksek Okul
müdürleri Rektör tarafından atandıkları için doğal olarak senato rektörün
istediği kişilerden oluşmaktadır. Yerleşik üniversitelerde Dekanların seçim ile
belirlenmesi, Öğretim Üyelerinin özgür iradeleri ile seçilmeleri nedeniyle bu
tür şikayetler daha az duyulmaktadır. Ancak yine de öğrenci temsilcileri ve
üniversite çalışanları yanında Araştırma Görevlilerinin temsilcilerinin senatoda
yer almaması bir eksiklik. Yeni yasa önerisi bu bağlamda eski sistemden farklı
olarak İş çevrelerinden, Ticaret ve Borsalardan ve belediye meclisi üyelerinden
temsilcileri kapsamakta olup beraberinde bir çok soru işaretini getirmektedir.
Bir mütevelli heyet şeklindeki bu yaklaşım başta profesör ataması olmak üzere
üniversitelilik bakış açısı içerisinde çözülmesi gereken konuların konuya hakim
olmayan kişilerin parmak hesabı ile oylanması büyük sakıncalar doğurmaktadır.
Bir şekilde doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan siyasilerin üniversite ile bağ
kurması sağlanması istenmektedir. Bu anlamda Üniversite Senatoları veya
üniversite Yönetim kurulları öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanlardan oluşan bir yapıya dönüştürülmelidir. İş çevreleri sendikalar ve
Belediye meclisi üyelikleri belirli dönemlerde danışma niteliğinde toplantılar
ile görüş ve önerileri alınabilir bir yapı kazandırılabilir fakat Üniversite
yönetimine yön vermemek koşulu ile oy hakkı olmamalı.</p>

<p></p>

<p><b>c) Fakültelerin Farklı yapılanması</b></p>

<p>Fakülteler
ve bölümler kendi faaliyet alanlarına göre ayrı örgütlenebilirler.
Üniversiteler ve Fakülteler öz denetimlerini kendileri sağlayarak hem bilimsel
hem de mali yönden kendilerini denetleyecek dinamik modeller oluşturabilirler.
Fakültelerin işleyişi ile ilgili yönetmelikler ve tüzükler kendi koşullarına
göre belirlenmelidir. Mühendislik, Tıp, İdari Bilimler ve Güzel Sanatlar
Fakültelerinin yapıları, beklentileri ve işlevleri farklı olması nedeniyle
farklı yapılanması önemlidir. Akademik aşamada bilimsel kriterler bakımından da
birbirinden farklılıklar oluşturmaktadırlar. Birimlerin faklı şekilde
örgütlenmeleri ve kendi öğrencilerini belirleme dahil bazı konularda
özerkliklerinin olması birimlerin verimlilikleri açısından önemli olacaktır.</p>
<p><b>d)<span>&nbsp;
</span></b><b>Mali Özerklik</b></p>

<p>Üniversitelerde en çok
konuşulan ve mevcut YÖK yöneticileri ve Rektörlerin talep ettikleri mali
özerklik üniversitelerin en çok gereksinim duyduğu bir konudur. Dünyanın hiçbir
ülkesinde üniversite bütçeleri Maliye bakanlığı ve diğer ilgililerce izne bağlanmamaktadır.
Yıl sonu harcanmayan paraları Maliye bakanlığına aktarılmamaktadır. Bu
anlamda araştırma fonları yeniden işlerlik kazanmalı, torba bütçe oluşabilir,
birimlerin harcama kalemleri ayrıca belirlenebilir. Üniversitelerin bütçeleri
ağırlıkları ve üretkenlikleri oranında siyasi etkiden bağımsız olarak ülkenin
bütçeden bilime ayırdığı belirli oranda ki payın sağlanması gerekmektedir.
Bilim ve araştırma bütçeleri bir milli mesele gibi görülmeli ve her türlü
etkiden uzak olarak ele alınmalıdır. </p>

<p>Gelişmiş
batı ülkelerinde maliye veya yerel yönetimler ihracatta elde edilen gelirin %
0.1 düzeyinde bir bölümünü araştırma kurumlarına aktararak o konudaki
üretkenliği artırmayı ve sorunları çözmeyi sağlamaktadırlar. Bu model yeni YEK
yasa önerisine eklenebilir. Bu şekilde üniversite-sanayi işbirliği sorun
çözmeye dayalı olarak sağlanabilir. </p>

<p></p>

<p><b>&nbsp;Öğretim Elemanlarının Örgütlenme Sorunu</b></p>

<p>Öğretim üyelerinin bilimsel araştırma
ve eğitim öğretim görevleri dışında bir diğer önemli görevi toplumsal sorunlara
yaklaşımı ve toplumun önünü açacak çözüm önerileri sunmasıdır. Sivil toplum
örgütü görevi üstlenen öğretim üyeleri dernek ve sendikaları halen istenilen
düzeyde üye sayısı bulamadıkları için çeşitli konulardaki talepleri yetkililer
tarafından dikkate alınmamaktadır. Öğretim üyeleri dernek ve sendikalarının
etkin olmayışı, yayın organlarının olmayışı, geniş anlamda öğretim üyelerinin
kendi görüşlerini ifade edecek alan bulamamalarına neden olmaktadır. Böylece de
üniversiteler kendi iç dinamiklerini tartışmamakta ve bilimsel alandaki
üretimden gelen güçlerini yansıtmamaktadırlar. Çeşitli konularda görüşlerini
belirli platformlarda tartışamayan bilim insanları toplumsal sorunlardan da
uzaklaşmaktadırlar. Bilim insanları, dernek ve sendikaya 12 Eylül sonrasındakine
benzer baskıya maruz kalacağını düşünerek üye olmamakta ve kendilerine resmi
makamlar tarafından biçilen görevin dışında toplumsal ve evrensel bilgilendirme
görevini yerine getirmeyerek ve toplumdan uzak kendi kabuğuna çekilmiş
hareketsizler ordusunu oluşturmaktadırlar. Bilim insanları tarihsel misyon
içinde toplumun bilgilendirilmesi ve aydınlanmasından aldıkları güç nedeniyle
halk kitlelerinin yakın geçmişe kadar en çok değer verdikleri kişilerdi.
Dünyada halen öğretim üyelerine ve öğretmene saygı bilgiye saygı olarak ifade
edilir. Türkiye’de ise son 40 yılın toplumsal olayların sorumluluğu çoğunlukla
üniversitelere yüklendiği için öğretim üyelerinin evrensel düşünce anlayışına
uygun olarak kendilerini, olayları ve olguları ifade etmeleri engellenmiştir.
Örgütsüz ve maddi gücü zayıflatılmış olan öğretim elemanı maddi gücü oranında
toplumda değer görmektedir. </p>

<p>Örgütlü yani yukarıdan aşağı iyi
organize olması gereken kurum nedense örgütsüz&nbsp;
bir akortsuzluk sergilemektedir. Bu anlamda üniversite öğretim
elemanları arasında tam bir dağınıklık yaşanmaktadır. </p>

<p>Örgütlülük bir bilinç sorunu olduğu
sık sık vurgulanır. Çağdaş toplumların temel göstergelerinden biri olan
örgütlülük maalesef üniversitelerde görülememektedir. Hükümet tarafından Yüksek
Öğretim Yasasının yeniden tartışmaya açılması sırasında görülen dağınıklık
evlere şenlik. YÖK görüş konunun tartışılmasının zamanı olmadığını belirterek
konuyu üniversitelerin olmasa olmazı olan her tür düşüncenin tartışılması
ilkesinin dışına çıkarak konuyu tartışmamaktadır. Üniversiteler YÖK ile ters
düşmemek için konuyu tartıştırmaktan kaçırdılar. Öğretim elemanları Dernekleri
ise ağırlıklarının olmaması nedeniyle dikkate alınmadıkları görülmektedir. Fakat
konuyu politize olmuş her kesim hata halktan kişiler yüksek öğrenimin
sorunlarını tartışırken örgütsüz üniversiteler konuyu tartışmamışlardır. </p>

<p>İnsanın insan olması ile günümüze
kadarki başarının ardında örgütlülüğün yani iyi organize olmalarının yatığı
bilinmektedir. Gelişmiş batı toplumları bugün ulaştıkları noktaya iyi organize
oldukları ve örgütlendiği için gelmişlerdir. İsveç nüfusu 7 milyon fakat
örgütlü nüfusu ise 22 milyon olarak sık sık örnek gösterilir. Bu bağlamda
toplumun en eğitilmiş kesiminin örgütlememesi ve örgütlülükten kaçınması
mutlaka araştırmaya değer bir konu. </p>

<p></p>

<h1>Öğrencilerin Örgütlenme Sorunu </h1>

<p>Genelde
liderlerin, düşünürlerin ve iddiası olan kişilerin düşüncelerinin şekillendiği
dönemler gençlik dönemleridir. Gençliğin gücü ve önemi belki de en Mustafa
Kemal tarafından anlaşılmış ve en büyük emanetim dediği Cumhuriyeti gençliğe
emanet etmiştir. Batı toplumlarında üniversitelerinde gençliğin her türlü beyin
faaliyetlerine müsaade ederek yaratıcılıklarını en üst düzeyde sergilemesine
müsaade etmektedirler. Yukarıda da belirtildiği gibi eskide üniversite
yöneticileri öğrenceler tarafından seçilirdi. Bugünde batı üniversitelerinde
öğrenci konseyleri maddi ve manevi anlamda güçlü kuruluşlardır. Üniversitelerin
bugün gençliğin fikirlerini sergilediği ortam olmadığı gibi, kendilerini ifade
edecek ve gerektiğinde sorunlarını iletecekleri veya kendilerinin sorunlarını
kendileri adına üst makamlara iletecek bir örgütlülükleri de olmamıştır. Türkiye
gibi jeopolitik önemi yüksek olan bir ülkede son 40 yıldaki toplumsal
sorunların sorumlusu olarak üniversite öğrencileri gösterilmiş ve bu
politikaların sorumlusu olarak üniversiteler her tür örgütlenmeye ve düşünce
sergilemeye kapalı tutulmuştur. Öğrenciler ülkenin değişik sorunlarını
tartışamamakta ve kendilerini ve düşüncelerini kamuoyuna yansıtamamaktadırlar.
Öğrencilerin yayın organlarının olmaması öğrencileri tamamıyla başka yollardan
hak aramaya yönlendirmiştir. Öğrencilerin üniversitelerde kendilerini ve
sorunlarını tartışması ve yetkililere normal yollardan ulaşamaması hepimizin
bildiği sokaklarda polis-öğrenci kovalamacasına neden olmaktadır. Geleceğin en
dinamik unsurları olan gençlerin önündeki her türlü örgütlenme sorunu
kaldırılmalı ve gençler en azından üniversite içinde her türlü düşünceyi
savunabilme özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. 12 Eylülün belki de en olumsuz
etkisi kendisini bundan sonra gösterecektir. Görüş belirtemeyen, fikir
tartışmasını sakıncalı bulan, İnternet kafeler de chat yapan, yalnız maç
izleyen, ders çalışan, anne ve babanın günlük telkinlerine göre hareket eden
bir gençlik oluşmaktadır, ki bu gençler otuz beşinde annesinin dizi dibinde
ayrılamamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde her düşünceden ve renkten akımlar ve
sosyal faaliyetler üniversitelerde gelişir ve bu faaliyetler üniversite
öğrencisini üniversiteli yapar. Aksi taktirde ülkenin gelecekteki yöneticileri
ve büyükleri bilgi çağının gereğini yerine getirecek, girişken, fikir ve bilgi
sahibi olmaktan yoksun olacaklardır. </p>

<p>Batı
Avrupa Üniversitelerinde İngiltere, Almanya, Fransa ve İskandinavya ülkelerinde
güçlü öğrenci birlikleri bulunmaktadır. Her yıl düzenlenen seçimlere her türlü
düşünceye sahip grup ve kişiler katılarak öğrenci parlamentosu üyelerini
belirlerler. Öğrenci parlamentosu üniversite yönetimine katılacak delegeleri
belirler, öğrenci sorunlarını ilgililere iletir, yayın çıkarır, yeni gelen
öğrencilerin üniversiteye uyumlarını düzenleyen ekinliklerde bulunur. Öğrenci
birliği içindeki gruplar her tür yayın faaliyetini özgürce çıkarır ve
dağıttır. İngiltere de yabancı öğrenci dernekleri dahil her gruba ağırlığı
oranında maddi yardımda da bulunur, her türlü faaliyetlerinin sürdürülmesine
katkıda bulunurlar. Ülkemizde de son yılarda Avrupa Birliği normlarına uyum için
seçimler yapılmaktadır. Ancak öğrenci seçiminin hiçbir yaptırım gücü olmaması
nedeniyle ilginin olmadığı hatta bazı birimlerde zoraki bazı öğrencilerin
isimlerinin yazdırıldığı basına yansımaktadır. Batı üniversitelerinde her tür
düşünce seçime girdiği için militan nitelikli kendini alanında yetiştirmiş,
lider vasıflı kişiler ön plana çıkmaktadırlar. Bugün Avrupa ülkelerinin bir çok
devlet başkanları ve başbakanları öğrenci birliği liderlerinden
gelmektedirler.&nbsp; </p>
<p><b>8. Öğretim Üyelerinin Özlük Hakları&nbsp; Sorunu</b></p>

<p>&nbsp;Üniversite öğretim üyeleri bugün toplumda
aldıkları maaşla değerlendirilir duruma gelmişlerdir. ‘Maaşın kadar konuş’
anlayışı toplumda genel-geçerli hale gelmiştir. Tıp ve diğer bir iki meslek
dışındaki öğretim üyelerinin düşük maşlarının dışında hiç bir ek gelirleri
bulunmamaktadır. Artık bir çok öğretim üyesi yoksulluk sınırında bulunmaktadır.
Düşünme yeteneği yüksek olan bir meslekteki bir kişinin düşündüğü gibi
yaşayamaması bir tarafa, artık günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmesi
çok acıdır. Bir de az çalışıp veya hiç çalışmadan çok harcayan kişilerin
yanında boynu bükük duruma düşmesi ise içler acısı bir durumdur. Niteliksiz bir
işçinin bir profesörden daha fazla maaş aldığı bir ülkede bilim insanının
bilgiye yatırım yapması da beklenmemelidir. Bilginin en yüce değer olduğu, her
zaman her toplum katmanında ağırlığını hissettirmelidir. </p>

<p>Öğretim
üyeleri kendilerini geliştirebilmesi için sürekli bir okuma eğilimi içerisinde
olmalıdır. Holistik (bütünsel bakış açısı) felsefi görüşlerinin gelişmesi için
yalnız kendi özel konusu dışında da değişik kaynaklara sahip olması
gerekmektedir. Yabancı yayınların ne denli pahalı olduğu bilinmektedir. Öğretim
üyelerinin maddi anlamda daha fazla eğitim malzemesi edinebilmesi için maaşına
ek olarak yılda iki defa eğitim yardımı alması bir zorunluluk haline gelmiştir.
Üniversitelerin çalışma ortamları günün koşullarına göre yeniden düzenlenmeli
ve ekipmanlar yenilenmelidir. Öğretim üyelerinin çalışma ortamları son derece
sağlıksız ve çalışma verimliliğini düşürecek düzeydedir. Bilgi toplumunun en
çok tartıştığı bir ortamda hiç bir öğretim üyesine bilgisayar dahil İnternet ve
diğer yardımcı öğretici araçlar sağlanmamakta, öğretim üyeleri bunları kendi
olanakları ile sağlamaktadır. Kullanılan eğitim teknikleri halen istenilen
düzeyde değil, dersler çok eskilerden çevrisi yapılmış kaynaklarla
yapılmaktadır. Öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu son yılların bilimsel
faaliyetlerini yeterince takip edemedikleri için aynı ölçüde öğrencilerine
dünyadaki son gelişmeleri aktaramamaktadırlar.</p>

<p>Son yıllarda açılan vakıf
üniversitelerinin çoğunun fiziki mekanının nerede olduğu bilinmez iken bilimsel
yayın sıralamasında ön planda oldukları görülmektedir. Nerede, ne zaman ve
nasıl yapıldığı malum yada meçhul bilimsel çalışmalar? Devletin kendi
üniversitelerini üvey evlat olarak gördüğü ortamda üniversitelerin yetenekli ve
başarılı elemanları yüksek ücretlerle üniversitelerine transfer ederek bilimsel
anlamda önde olduğu mesajı kamuoyuna yansıtılmaktadır. Bu durum hem etik hem de
ülkenin bilimsel geleceği ve gelişimi için doğru değildir. Bu güne kadar ciddi
anlamda öğrenci ve bilim insanı yetiştirmesi mümkün olmayan kar amaçlı veya
siyasi amaçlı vakıf üniversiteleri kamu üniversitelerinin altını oymaktadırlar.
Artık üniversite öğretim elemanları daha iyi bir gelecek için vakıf
üniversitelerine geçmeyi bir meziyet olarak görmektedirler. Gidenlere ise gıpta
ile bakılmaktadır.&nbsp; </p>
<p><b>14. Nitelikli Öğrenci Bulma Sorunu</b></p>

<p>Son 20
yılda sürekli sistem değiştirmekle meşgul olan ÖSYM halen doğru&nbsp; tercihini yapabilmiş ve eğilimi gelişmiş
öğrencisini belirlemede yeterince başarılı olamamıştır. Kendi öğrencisini
kendisi seçemeyen üniversiteler, gösterdikleri performansa ve ÖSYM sınav
sonucuna göre öğrenciler tarafından tercih önceliği görmektedirler. Çoğunlukla
yabancı dil bilgisi veren ve alt yapı sorunu olmayan üniversiteler bugün gözde
kurumlar olarak en yüksek puanı alan öğrenciler tarafından tercih
edilmektedirler. Söz konusu üniversiteler eğitimlerinin ciddi olması ve
mezunlarına piyasada rahatlıkla iş bulmaları nedeniyle bir sonraki dönemdeki
öğrenciler tarafından da gelecek güvencesi vaat ediyor diye tercih
edilmektedirler. Diğer bir grup üniversitelerde öğrenciler geldikleri gibi
dört yıl boyunca aldıkların dersin hocasının tutumuna göre ders çalışmakta ve
derslerini tamamladıktan sonra performansının gösterebildiği ölçüde yer
edinmeye çalışmaktadır. Yerleşik üniversiteler lisans öğrenci sayısının düşürüp
daha yüksek puanlı öğrenci almayı tartışırken, çoğunlukla taşra
üniversitelerinde ek ders ücreti ve ikili öğretimin getireceği ek gelirden
dolayı&nbsp; ikili öğretime geçerek çok sayıda
düşük puanla öğrenciyi bünyelerine toplamaya başlamışlardır. Ayrıca YÖK daha
çok öğrenciyi üniversiteye yerleştirmek için bölümlerin kontenjanları üzerinde
öğrenci alarak üniversite eğitiminde kalitenin düşmesine neden oluşturmaktadır.
Üniversite kapılarında bekleyen 1.5 milyon gencin geleceği için vakıf üniversiteleri
veya Kıbrıs’taki özel üniversiteler kısa vadede çözüm olmakta fakat uzun vadede
asla çözüm olamamaktadır. </p>

<p>Bir
tarafta milyonların üniversite kapısında dayandığı bir oramda, 25-30 yaş
arasındaki yüz binlerce üniversite mezunu gencin iş bulmaması diğer taraftan
çeşitli kamu ve özel kuruluşları teknik eleman sıkıntısı çekmektedir. Buna akıl
erdirmek mümkün değildir.</p>

<p>Bugün
yüksek öğrenim gençliği ciddi anlamda verimsizleştirilmiş durumdadır.
Üniversite eğitiminde ezbercilik ve test usulü sınav sistemi sonucu, bilimsel
rapor dahi yazamayan, ifade yeteneği gelişmeyen kişiler oluşmaktadır. Büyük
çoğunlukla öğrencilerin belirli bir felsefesi ve dünya görüşünün olmadığı
belirmektedir. Bilgi çağında bir çok mezun dahi bilgiye nasıl ulaşılacağı
konusundan yoksun durumdadır. Kütüphaneye uğramadan mezun olan on binler yarın
toplumun önünü tıkayacaklardır. Ne yazık ki bunda bireysel olarak öğretim
üyelerinin payı da bulunmaktadır. Yapılan anket çalışmaları öğretim üyelerinin
büyük çoğunun öğrenci merkezli oldukları ve çağdaş öğretim tekniklerini ve
değerlendirme tekniklerini bilmedikleri belirlenmiştir. Böyle gelen
öğrencilerin bilinçsiz ve amaçsız gidişatın önünü kesmek ve öğrencileri belirli
amaçlar etrafında yönlendirmek ve gelişmelerine yardımcı olacak sistemlerden
geçirmek ve tartışma ortamlarını yaratarak öğrencileri yaşamın parçası haline
getirerek ileriye yönelik üretimin içerisine sokulması gerekmektedir. Açıkçası
mevcut sistemde YÖK tarafından belirlenen alana yönelik müfredatının dışında
kişinin gelişimini sağlayacak tarih bilinci felsefe ve diğer konulara yönelik
hiç bir ders veya model bulunmamaktadır. Felsefesi gelişen ve mezun olan
üniversiteliler üretimi gerçekleştirecek anlayışı ve beceriyi göstermektedir.</p>

<p>Üniversite
kapısına kadar çok az eğiterek gelen ve 18 yaşındaki gence bir de
üniversitelerin yetersiz sosyal olanakları ve okuma eğiliminin gelişmemesi
sonucunda kişilik ve kimlik bunalımı yaşayan, işe giremeyen, girişimsiz genç
bir kuşak oluşmaktadır. ODTÜ, ITÜ ve Boğaziçi Üniversiteleri öğrencilerini
yönlendirme konusunda ve kişilik gelişimine kısmen katkıda bulunmaktadırlar.</p>

<p>Hayatının
en verimli çağının geçtiği üniversite ortamı halen gerçek anlamda bir eğitim ve
kişilik kazanım ortamı haline gelemedi. Bu durum taşra üniversitelerinde yaygın
olup bazı meslek dallarında daha düşük puanla öğrenci alan fakülte ve
bölümlerde daha da yaygın olmaktadır. Gerçek anlamda sosyal kolların
oluşmadığı, kişilerin hobilerinin olmadığı ortamlarda kişilerin öz güvenleri
zayıflamakta ve kendi değer yargılarının ötesine geçmemektedirler. Bir çok genç
üniversite ortamında eğilimleri gelişmemekte bazı durumlarda aileden aldığı
değer yargıları ile yol almaktadır. Bugün Üniversitelerin Mediko sosyal
üniteleri gerçek anlamda güçlendirilmeli ve her türlü düşüncenin sergilendiği
ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri ortamların sağlanmasına yardımcı
olacak ölçüde donatılmalıdır. </p>

<p>Üniversitelerin
bu konudaki bir diğer sorunu sık sık yapılan öğrenci aflarıdır. Bugüne kadar
yapılan bütün araştırmalar aflar yaralı değil tam tersine eğitimin kalitesini
düşürdüğü belirlenmiştir. Bu konuda siyasilerin dar çıkar ilişkisine dayalı
öğrenci affı talepleri kaliteyi düşürdüğü gibi öğretim üyelerine
güvenilmediğinde hissettirmektedir. Hiç bir öğretim üyesi öğrencisini bilinçli
olarak sınıfta bırakmamıştır ve bırakmayacaktır da.&nbsp; </p>

<p></p>

<p><b>15. Yüksek lisans, Doktora&nbsp; Eğitimi ve Sorunları:</b></p>

<p>Üniversitelerimizin
dinamik bilim temellerini oluşturan her yönüyle gelişmiş iradeli, çok yönlü
bilimci nitelikteki eleman bulma isteği ne yazık ki sistem sorunu nedeniyle bir
türlü aşılamaktadır. Değişik ülkeler akademik kadrolarının nasıl oluşacağını belirlemişler
ve doğal olarak bütün süreçlerden başarı ile geçenler, kendi başına proje
üretebilen, yayın yapabilen, öğretme yeteneği olan kişiler yüksek lisans,
doktora ve doktora sonrası post-dok süreçlerinden geçen birikimli kişiler
üniversitelere kadrolu elaman olarak alınmaktadır. Bizde akademik kadrolar
başlangıçta tespit edilmektedir. Bir kısmı Dekanlıkların sürekli kadrolarında
başardıkları için başarısız olsalar da bir daha uzaklaştıramamaktadırlar, bir
kısmı da Enstitü kadrolarında kayıtlı Yüksek Lisans öğrencileri arasından
seçilmektedir. Bir kısmı da bir çok kişi hiç tanınmadan, bilinmeden burslu
olarak geleceğin öğretim elemanı olarak yurtdışına gönderilmiş ve bir kısmı da
araştırma görevlisi olarak daimi kadroda öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadırlar.
Söz konusu kişiler Doktoralarını bitirir bitirmez doğal olarak Yardımcı doçent
veya doçent kadrolarına atanmak istemektedirler. Tabii duygusal bir toplum
olduğumuz için özlük hakları kaybolmasın diye hemen kadro olanakları
sağlanmaktadır. Fakat bunun yerine gerekirse bir başka kurumda belirli
dönemlerde doktora sonrası çalışmalara katılmış ve bu konuda kendisini
ispatlamış kişilerden yararlanılmalıdır.</p>

<p>Son
yıllarda yüksek lisans öğrencilerin sayısının önemli derecede düştüğü
görülmektedir. Bir kaç nedeni olan bu düşüşün en önemli nedeni ülkemizde Yüksek
lisans ve doktora yapmanın kişiye getirdiği hiç bir avantajın olmamasıdır. İşe
girmede hiç bir önceliği olmayan yüksek lisans öğrenimi 23-24 yaşından sonra
bir daha 2-3 yıl maddi yardım almadan okumanın hiç bir yararı görülmemektedir.
Bu bağlamda yüksek lisans öğrenimi kayıp olarak değerlendirilmektedir. </p>

<p>Bir
diğer sorun da yabancı dil baraj sorunudur. Öğrenci aflar ve yabancı dil
puanının aşağı çekilmesi yüksek lisansa ilginin artmasına yardımcı
olmayacaktır, zira sorun daha çok geleceğe yönelik kaygılardan
kaynaklanmaktadır.&nbsp; </p>

<p>Uzun
vadede yüksek lisans öğrencilerinin istihdam ve burs sorununun çözümlenmesi ve
yüksek lisans ve doktora öğrenimi yapanlara kamuda işe girerken öncelik
tanınması ile üniversitelerde bilim yapacak insan kaynaklarının akışını
sağlayacaktır. Bilindiği gibi bütün dünyada araştırmalar yüksek lisans ve
doktora öğrencileri tarafından yapılmaktadır. Bütün yüksek lisans ve doktora
öğrencileri, Ar. Gör dahil maaşları projelere bağlanmalı ve proje asistanlığı
adı altında yeniden şekillendirilerek güçlendirilmelidir. Üniversitelerde
yüksek lisans ve doktorada başarılı olanları kendi bünyelerinde tutarak ileriye
yönelik kadro oluşturmak için seçim şansı kazanmış olurlar. </p>

<p>&nbsp; Bildiğiniz gibi geçen hafta sonu Lisansüstü Eğitim Sınavı
(LES) yapıldı. Son sınıf öğrencilerimizin gelecek ile ilgili kaygıları
nedeniyle sınav öncesi çok heyecanlı olduklarını gözledim. Öğrencilerin ve
mezunlarımızın en büyük şikayeti üniversitede bir yakınlarının olmaması
nedeniyle Araştırma görevlisi kadrosuna alınmadıkları, büyük bir çoğunluğu ise
çok erken dönemlerde böyle bir isteği olsa bile bunun gerçekleşmeyeceğini
düşündüğü için bu arzusundan vazgeçmektedirler. Üniversitelilik bilincinin ve bilim
heyecanının öğrencilik yıllarından başlamak üzere Ar-Gör ve Doktora döneminde
şekillenip geliştiği için öğrencinin yeteneği ve becerisi doğrultusunda nepotist yaklaşımlara müsaade etmeyecek sistemlerin güvencesini görmesi
gerekir. </p>

<p>&nbsp; Konuya ilişkin bir diğer ciddi sorun ve eleştiri de
Ar-Gör olacak kişilerin mutlaka bağlı bulunduğu Enstitüde kayıtlı olmaları
zorunluluğudur. Örneğin bir kişi eğer Ar-Gör. kadrosu ilanına başvurması için o
Üniversitenin ilgili ana bilim dalının bağlı olduğu Enstitüye öğrenci olarak
kayıtlı olmuş olması gerekiyor, aksi taktirde kişinin Ar-Gör olma şansı hiç
olmayacaktır. Bu da inbreeding’in en büyük nedenlerinin başında gelmektedir.
Aynı zamanda bu eşitlik ilkesinde de aykırı düşmektedir. Umarım bu konuda YÖK
ve üniversiteler konuyu çok boyutlu olarak tartışarak bir çözüm yolu
bulabilirler. <b>Açıkçası yetenekli, çalışkan bilim yapabileceğini düşünen
biri, onun bunun adamı olmadan kendi yeteneklerinin ve çalışmasının karşılığını
alacağına inanması ve görmesi için merkezi bir sınav ile Araştırma görevlileri
alınabilmelidir. </b>Bu şekilde alınacak kişilerin gelecekte üniversitelerin
omurgasını oluşturmaları nedeni ile mutlaka bilimsel araştırıcılarda aranan
bazı kriterlerin mutlaka ölçecek düzeyde bir sınavdan geçirilmesi gerekir. </p>

<p>Üniversite
çeşitliliği sağlamak için başarılı kişiler lisansını hasbel kader bir başka
üniversitede bitirmiş olabilir. Eğer kişi yetenekli ise bir şans daha vererek
yeteneğini istediği gibi değerlendirebilmelidir. Her tür rüşvet, adam kayırma
ve nepotist zihniyetlerin önüne geçmek için yapılacak bir sınav kamuoyu
tarafından büyük destek görecektir. </p>

<p>Şeffaf
bir toplum için, üniversitelere daha yetenekli öğrencilerin alınması için
benzer bir sınav şimdilik doğru bir tercih olacaktır. </p>
<p>Türkiye’de bilim insanı
yetiştirme konusunda bazı öneriler:</p>
<p>1. <span>&nbsp; </span>TUS benzeri bir sınavla geleceğin bilim insanları seçilebilir. Özellikle
kuşkuculuk, esin ve düşleme ve&nbsp; analitik
düşünme gibi kapasitesi yüksek kişilerin seçilmesi için ilgili Eğitim Bilimleri
fakültelerinin hazırlayacağı sınavlardan geçen kişilerin akademik çalışmanın
ilk aşamaları olan Yüksek Lisans ve Doktoraya alınarak yarınların bilim insanı
kadroları oluşturulabilir. Einstein bilimin kökeninden esin ve kuşku
bulunmaktadır demektedir. Bilim insanı olarak seçileceklerin mutlaka çok yönlü
ve sezgili olmaları gerekmektedir. </p>

<p>2. <span>&nbsp; </span>Araştırma görevlisi unvanı kaldırılmalı, bunun yerine Proje asistanlığı
getirilmeli. Bu şekilde projesi olan öğretim üyesi projelerinde yararlanmak
üzere asistan alabilmeli. Projesi olmayan asistan almamalıdır. Bu şekilde
Yüksek Lisans ve Doktora çalışması da yapılabilir.&nbsp; </p>

<p>3. <span>&nbsp; </span>Doktorasını bitirmiş öğrenciler yine projesi olan öğretim üyeleri ile
doktora sonrası araştırma için çalışabilirler. Bu mümkünse başka birimlerde
yapılmalıdır.</p>

<p>4. <span>&nbsp; </span>Üniversiteye atanacak öğretim üyesi bu şekilde usta-çırak ilişkisi ile
projelerde yetişen doktoralı öğretim üyelerinden atanmalıdır. </p>

<p>Bu şekilde
kayırma ve duygusallıktan kurtulmuş olunur. </p>
<p><b>16. Nitelikli Öğretim Üyesi ve Elemanı Bulma Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
esas itici gücü olan nitelikli öğretim üyesinin yetiştirilmesi ve geleceğin
kadrolarının inşası üniversiteleri ve YÖK’ü en çok meşgul eden sorunlarının
başında gelmektedir. Halen bir çok üniversitede öğretim elemanlarının atama
ilkeleri oluşturulmamış, atamalar çoğu zaman siyasi eğilimlere ve hatta bazı
yerlerde cemaatlere yakınlığına göre yapıldığı söylenmekte, ya da rektörlerin
oy deposu olarak değerlendirilmektedir. Üniversitelerin son devir-teslim
törenleri üniversitelerde üniversiteli yaşam biçimini benimsememiş kişilerin
davranışlarına tanık olmuştur.</p>

<p>Yine
son yılarda her ile bir üniversite açılması sonucu oluşan öğretim üyesi açığı,
öğretim üyelerinin maaşlarının yetersizliği ve siyasi tercihlerden dolayı
yetenekli ve çok yönlü bir çok kişiler bugün üniversitelerin dışına itilmiştir.
Bugün bir çok taşra üniversitesinde işe girmenin en kolay yolu olarak öğretim
üyeliği seçilmiştir. Üniversitelerde kalite sorununu çözmek için akademik atama
barajlarının düzenlenmesine çalışılmaktadır. Sonradan yapılacak bu tür
düzenlemeler yerine öğretim üyeliğinin cazibesinin artırılması ve bilginin
değerli olduğu bilincinin gerçekleşmesi ile üniversiteler nitelikli kişilerin
çalışma alanı olacaktır.</p>

<p>Geleceğin
kadrolarının oluşturulmasında etkin bir yöntem olarak bütün dünyada benimsenen
‘proje asistanlığı’ ve ‘post-doktor’ uygulaması ülkemizde işletilmediği için
çekirdekten yetişme ve kendini ispatlamış öğretim elemanı yetişmemektedir.
Öğretim üyesinin yetişmesi birlikte çalıştığı hocanın bilimsel aktivitesiyle
paralel yürümektedir. </p>

<p>&nbsp; Akademik
aşama olarak kabul edilen doktora sonrası unvanlar bugün en çok tartışılan
konuları oluşturmaktadır. Objektivitizimden çok dil barajı ve subjektivizimin
ağır bastığı akademik aşama yapma anlayışı artık dejenere olmuştur. Son 20
yılın bilânçosu üniversitenin bünyesine yerleşmiş, üretkenliği düşük, vizyonu
olmayan, dünyaya açılma cesareti olmayan ve yerel ölçekte düşünen hatırı
sayılır öğretim üyesi ordusu oluşmuştur.&nbsp;
</p>

<p>YÖK ve
Milli Eğitim Bakanlığı öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurt dışına
gönderilen öğrencilerin bir kısmının sonradan tarikatlarla ilişkisi olması ve
bir kısmının başarısız ve bir kısmının da bulundukları ülkede kalmayı tercih
etmeleri nedeniyle istedikleri başarıyı yakalayamamıştır. Öğrenimlerini
tamamlayıp geri gelenlerin çoğunluğu yeni kurulan üniversitelere
gönderilmişlerdir. Yeni üniversitelerde maddî ve manevi olanaksızlıklar yanında
kendilerine alt yapı olanaklarının sunulmaması, çalışma ortamı yaratmak için
proje yapacak kurum bulamaması gibi sorunlardan dolayı çoğu gençler bugün
yalnızca ders vermekten öteye geçememişlerdir. Bu da üniversite tabelâsına
sahip bazı kuruluşları ‘ yüksek lise’ kategorisine dahil etmiştir. Ek ders
ücreti uygulaması ile öğretim üyeleri hafta da 40 saat ders veri duruma
getirilmiştir. Bu öğretim üyelerinden bilimsel çalışmaya zaman ayırması,
araştırma ve yayın yapması beklenmemektedir. Öğretim üyesi zamanının büyük
çoğunluğunu ders vermeye adadığı için kendisine de geliştirememektedir.</p>
<p><b>Birlikte veya Takım Çalışması
Eksikliği</b></p>

<p>Üniversitelerde
altyapı olanaklarının etkin kullanımı problemi de vardır. Birçok alanda sık
sık kullanılmayan fakat gerekli cihazların kullanımında kişilerin bencil
davrandıkları, başkasına kullandırmadıkları bunun yerine herkesin kendi
cihazını temin etme yoluna gittiği görülmektedir. Hatta aynı bölüm içerisinde
kişilerin kendilerine ait altyapı oluşturarak başkasının bundan yararlanmasını
engelledikleri hep bilinen gerçeklerdir. </p>

<p>Bu
bağlamda bu kadar çok cihaz edinmek yerine, mutlak gereken cihazların rasyonel
kullanımı için az gelişmişlik psikolojisinden kurtulup biraz daha paylaşımcı ve
bilim insanına yakışır bir şekilde birlikte kullanımına özen gösterilmelidir.
Aynı şekilde üniversitelerde ortak alanı olan bilim insanları bir araya gelerek
çalışma grupları oluşturulmalıdır. Birlikten kuvvet doğar prensibinden hareket
edilerek değişik bakış açıları olan bilim insanları karşılıklı fedakarlık
göstererek daha sağlıklı çalışmalar yapılabilir.</p>

<p>Bir çok
bilim insanımız ise gerçekten son derece çalışkan ve üretken fakat aynı ölçüde
bencil olduklarından paylaşımcı değillerdir, bu nedenle de doyumsuz ve aynı
ölçüde mutsuz olmaktadırlar. Bu ve benzeri kişiler Bertrand Russel’in dediği
gibi Bilimi çoğunlukla kendi egolarını tatmin etmek için yapmaktadırlar. Bu ve
benzeri kişilerin belirli bir dünya görüşleri olmadığı için popülist ve sürekli
ön planda kalmak için çok çalışıyor imajı vererek gündemde olmayı
yeğlemektedirler. Yaratmak istedikleri insan tipi ise kendilerini ilahlaştırmak
ve diğerlerini adeta kendilerine köle gibi bağımlı kılmaktadırlar. Bir diğer
bilim insanı tipi ise son derece yetenekli, üretken, kapasitesi son derece
yüksek fakat felsefesizlikten dolayı kendi kendine iş yapma yetkisi
kazanmadığından bilim için fazla da faydalı olamamaktadırlar. Aynı zamanda bazı
kişiler iş bulamadıkları için tabiri caizse ahbap çavuş ilişkileri ile
üniversitelere kapağı attıktan sonra şu veya bu kişinin daktilo işlerini
yaparak yayınların son sıralarında yer alarak hiç bir katkıları olmadan
üniversitelerin sırtında birer kambur olarak adeta parazit olarak
yaşamaktadırlar. Bir grup bilim insanı da var ki üniversiteyi bir gelir kapısı
olarak görmektedirler. Üniversite ortamını kullanarak dışarıda iş yapmaktadır.
Değişik şirketlere yakınlarını ortak ederek danışmanmış gibi
davranmaktadırlar.&nbsp; </p>

<br></p><br>
							
							&nbsp;
							<hr><span class="post-meta-comments"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=161"><i class="fab fa-facebook-f"></i>Paylaş</a></span>
							<br><span class="post-meta-comments"><a href="https://twitter.com/share" target="_blank" data-url="https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=161"  data-lang="tr" ><i class="fab fa-twitter"></i>Paylaş</a></a>

							</div>  
							<div class="col-lg-3">
							<div class="widget  widget-tags">
                            <div class="tags">
							
                            </div>
							</div>                              
							</div>
						</div>

                </div>   
            </div>
        </section>

   
<div class="footer-content">
      <div class="container">
        <div class="row">
          
		  
		  <div class="col-md-8"> 
            <!-- Footer widget area 2 -->
            <div class="widget">  


						<form  method="post"> <h1>İletişim</h1>
                            <div class="row">
                                <div class="form-group col-sm-3">
                                    <label for="name">Adınız Soyadınız</label>
									<input  aria-required="true" required class="form-control required" placeholder="Adınız Soyadınız" type="text" id="adsoyad" name="adsoyad" tabindex="1" maxlength="150">
                                     <label for="email">E - Posta</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="E - Postanız" class="form-control required" type="email" id="eposta" name="eposta" tabindex="3" maxlength="100"> 
									 <label for="email">Telefonunuz</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="Telefonunuz" class="form-control required" type="text" id="ceptel" name="ceptel" tabindex="2" maxlength="15"> 
									
                                </div>
                                <div class="form-group col-sm-9">
                                    <div class="form-group">
                                    <label for="message">Mesajınız</label>
                                    <textarea aria-required="true" required name="icerik" rows="5" class="form-control required" placeholder="İçeriği yazınız"></textarea>
                                </div>
								<img src="guvenlik.asp" alt="Güvenlik Kodu Resmi Yüklenemedi" id="guvenlik" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<a href="javascript:guvenlikyenile();"><font color="#FF6600">Kodu Değiştir</font></a>
                                    <input required placeholder="Güvenlik Kodu" type="text" id="gk" name="gk" tabindex="3" maxlength="4" class="form-control input-lg">
                                </div>
                            </div>
							

                         
								
                            <button class="btn btn-primary" type="submit" ><i class="fa fa-paper-plane"></i>&nbsp;Gönder</button>
                        </form>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>		 
	
        <!-- Footer -->


<footer id="footer">
            <div class="footer-content">
                <div class="container">
                    <div class="row" style="background-image: url('images/world-map-dark.png'); background-position: 50% 20px; background-repeat: repeat-x">
                        <div class="col-md-4">
						<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d1592.0016611110736!2d35.35919519658733!3d37.057404008126014!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x15288dc56e005e67%3A0xd4a5074295a90c96!2sZiraat%20Fak%C3%BCltesi!5e0!3m2!1str!2str!4v1752756698806!5m2!1str!2str" width="100" height="200" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>
						</div>
						<div class="col-md-4">
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-phone"></i></a>
                                </div>
                                <h3>İletişim</h3>
                                <p><strong>Tel:&nbsp;</strong><a href="tel:+90 5337692415 ">+90 5337692415 </a>
								<br><strong>Faks:&nbsp;</strong><a href="tel:"></a>
                                    <br><strong>E-Posta:&nbsp;</strong><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr">info@ibrahimortas.com.tr</a> 
                                    <hr>
                                </p>
                            </div>
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-clock"></i></a>
                                </div>
                                <h3>Çalışma Gün / Saatleri</h3>
                                <p><strong>Hafta İçi</strong>
                                    <br>08:00 - 19:00</p>
                                <p><strong>Cumartesi</strong>
                                    <br>09:00 - 17:00</p>
                            </div>
                        </div>
						<div class="col-md-4">
                                    <div class="widget">
                                        <div class="widget-title">Yönergeler</div>
                                        <ul class="list">

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=259">Gizlilik Politikası</a></li>

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=262">Çerez politikası</a></li>
 
                                        </ul>
                                    </div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
            <div class="copyright-content">
                <div class="container">
                    <div class="row">
                        <div class="col-lg-6">
                            <!-- Social icons -->
                            <div class="social-icons social-icons-colored float-left">
                                <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
		
								</ul>
                            </div>
                            <!-- end: Social icons -->
                        </div>
                        <div class="col-lg-6">
                            <div class="copyright-text text-center">&copy; 2025 ibrahimortas.com.tr</div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </footer>
	        
        <!-- end: Footer -->
		
    </div>
    <!-- end: Body Inner -->
    <!-- Scroll top -->
    <a id="scrollTop"><i class="icon-chevron-up"></i><i class="icon-chevron-up"></i></a>
    <!--Plugins-->
    <script src="js/jquery.js"></script>
    <script src="js/plugins.js"></script>
    <!--Template functions-->
    <script src="js/functions.js"></script>

</body>

</html>