

<!DOCTYPE html>


<html xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml" lang="tr" xml:lang="tr">



 <head> 

<meta http-equiv="Content-Language" content="tr">
<meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=windows-1254">
 
 

    <meta name="viewport" content="width=device-width, initial-scale=1" />





<meta name="rating" content="All" />
<meta name="robots" content="index, follow" />
<META NAME="AUTHOR" CONTENT="Erkan TİYEKLİ">

<meta name="Dmoz" content="" />
<meta name="Yahoo" content="" />
<meta name="Altavista" content=""/>
<meta name="Scooter" content="" />
<meta name="robots" content="" />

<META HTTP-EQUIV="Copyright" CONTENT="Copyright Â© ">
<META NAME="description" CONTENT="">
<META NAME="keywords" CONTENT="">






<link rel="apple-touch-icon" sizes="180x180" href="/apple-touch-icon.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="32x32" href="/favicon-32x32.png">
<link rel="icon" type="image/png" sizes="16x16" href="/favicon-16x16.png">
<link rel="manifest" href="/site.webmanifest">


    <!-- Document title -->


    <title>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerinin Sorunları </title>

    <!-- Stylesheets & Fonts -->
    <link href="css/plugins.css" rel="stylesheet">
    <link href="css/style.css" rel="stylesheet">

</head>

<body>
    <!-- Body Inner -->
    <div class="body-inner">

        <!-- Topbar -->
	

		 <div id="topbar" class="d-none d-xl-block d-lg-block">
            <div class="container">
                <div class="row">
                    <div class="col-md-6">
                        <ul class="top-menu">
                            <li><a href="tel:+90 5337692415 "><i class="icon-phone-call"> </i> +90 5337692415 </a></li>
							<li><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr"><i class="icon-mail"> </i> info@ibrahimortas.com.tr</a></li>
                        </ul>
                    </div>
                    <div class="col-md-6 d-none d-sm-block">
                        <div class="social-icons social-icons-colored-hover">
                            <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
			
                            </ul>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </div>
		
		
        <!-- end: Topbar -->	
	
        <!-- Header -->
        <header id="header">
            <div class="header-inner">
                <div class="container"

                    <!--Logo-->
     

                    <!--Logo-->
                    <div id="logo">
                        <a href="default.asp?dil=0">
                            <span class="logo-default"><font size="4" class="logoslogan">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</font><img src="images/logo.png" height="30"></span>
                            <span class="logo-dark">Prof. Dr. İbrahim Ortaş</span>
                        </a>
                    </div>
                    <!--End: Logo-->




<script async src="https://cse.google.com/cse.js?cx=c5ac765fc9c9740e8"></script>


							<div id="modalShop" class="modal no-padding" data-delay="2000" style="max-width: 700px;">
                                <div class="row">
                                    
                                    <div class="col-md-12">
                                        <div class="p-40 p-xs-20">
											<div class="gcse-search"></div>
                                        </div>
                                    </div>
                                </div>
                            </div>					
                    <!-- end: search -->
                    <!--Header Extras-->
                    <div class="header-extras">
                        <ul>
                            <li>
                                <a href="#modalShop" data-lightbox="inline" > <i class="icon-search"></i></a>
                            </li>
                            <li>
                                <div class="p-dropdown">
                                    <a href="#">
									<image src="images/Turkey.png" width="20">
                                    <ul class="p-dropdown-content">
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=0&id=460"><image src="images/Turkey.png" width="20"></a></li>
                                        <li><a href="blog-detay.asp?dil=2&id=460"><image src="images/United-Kingdom.png" width="20"></a></li>
										<li><a href="blog-detay.asp?dil=3&id=460"><image src="images/germany.png" width="20"></a></li>
                                    </ul>
                                </div>
                            </li>
                        </ul>
                    </div>
                    <!--end: Header Extras-->
                    <!--Navigation Resposnive Trigger-->
                    <div id="mainMenu-trigger">
                        <a class="lines-button x"><span class="lines"></span></a>
                    </div>
                    <!--end: Navigation Resposnive Trigger-->
                    <!--Navigation-->
					<div id="mainMenu">
                        <div class="container">
                            <nav>
                                <ul>
									<li class="dropdown-submenu"><a href="sayfa-ayrinti.asp?ID=267&dil=0">Özgeçmişim</a></li>
                                    <li class="dropdown-submenu"><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?dil=0">Bilimsel Çalışmalar</a>
                                        
                                         <ul class="dropdown-menu">
                                          <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Bilimsel_Makale=1&dil=0">Bilimsel Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?SCI_Makale=1&dil=0">SCI Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Indeksli_Makale=1&dil=0">İndeksli Makaleler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Kongreler=1&dil=0">Kongreler</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Konferanslar=1&dil=0">Konferanslar</a></li>
									      <hr>
										  <li><a href="bilimsel-calisma-ayrinti.asp?Soylesiler=1&dil=0">Söyleşiler</a></li>
									      <hr>
										 
									     </ul>   								
									</li>
									<li><a href="kitaplar-ayrinti.asp?dil=0">Kitaplarım</a></li>
									<li><a href="Projeler-ayrinti.asp?dil=0">Projeler</a></li>
									<li><a href="videolar.asp?dil=0">Videolar</a></li>
									
									<li><a href="iletisim.asp?dil=0">İletişim</a></li>
									<li><a href="blog.asp?dil=0">Günlük Yazılar</a></li>
								</ul>
                            </nav>
                        </div>
                    </div>
									
						
                    <!--end: Navigation-->
                </div>
            </div>
        </header>
        <!-- end: Header -->			
        <!-- end: Header -->




     <section class="parallax text-light" style="border-bottom: 4px solid #f9b338;" data-bg-parallax="images/slider/banner6.jpg">

     </section>
        <!-- end: SECTION FULLSCREEN -->
		<section class="background-grey">
            <div class="container">
                <div class="row  m-b-50">
                    <div class="col-lg-12">

                        <div class="heading-text heading-section">
						<h2>Bilgi Çağında Türkiye Üniversitelerinin Sorunları </h2>
                        </div>
                    </div>

                        <div class="row">
                            <div class="col-lg-9">
							<img src="blog/resimyok.png" height="200"><br>
							<p><p><strong>Bilgi Çağında Türkiye
Üniversitelerinin Sorunları&nbsp;</strong></p>

<h4>Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, </h4>
<p>En üst
eğitim ve araştırma kurumu olarak üniversiteler, her türlü sorunların (maddi ve
manevi) en üst düzeyde incelenip irdelendiği, elde edilen bulguların yine
öğretim ve yayın yolu ile aktarıldığı merkezler olarak evrensel ölçekte
insanlığa hizmet vermektedirler. Eğitimin tek yetkili kurumu olan
üniversitelerin bilimsel ve teknik geliştirme merkezleri olmanın ötesinde birer
felsefi tartışma ortamı olarak çevrelerini bilinçlendirme ve bu yönüyle
bulunduğu bölgenin bilinç ve kültür düzeyini yükseltme sorumlulukları
bulunmaktadır. Üniversitelerin öncü gücü olan bilim insanlarının görevi ise
gözlemleyen, düşünen, araştıran, sorgulayan ve kuram geliştirerek bilinmeyeni
bilinir hale getirip bütün bunlardan faydalanarak yaşamı kolaylaştırmak için
gerekli yöntem ve teknikleri geliştirmektir. Üniversitelerin tarihsel misyonuna
bakıldığında; bulunduğu çağın önünü açması, sorunları doğru tespit etmesi ve
yaşamı kolaylaştırması için uygun modeller oluşturması ile anılırlar. Bu
yönüyle üniversiteler en üst düzeyde teknik imkanlarla donatılmış ve
örgütlenmiş, geleceğe yönelik planı ve projesi olan, vizyonu açık, maddi ve
manevi sorunu olmayan kurumlar olmak zorundadırlar. </p>

<p>2005 yılında yukarıda tarif edilen
üniversite gerçeği ile ülkemiz üniversitelerinin gerçeğinin birbirine pek de
uymadığı görülmektedir. Bugün üniversiteler kendisine yakışır şekilde etkin,
sorun çözen ve saygın bir kurum olma yerine, kendi kendisi ile uğraşan, maddi
gücü olmayan, öğretim üyelerinin bir kısmı ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’
veya ‘salla başını al maaşını’ anlayışında, kendisine biçilen alanın dışına
çıkamayan, felsefesi ve dünya görüşü daraltılmış bir konuma gelmişlerdir. </p>

<p>Üniversiteler, genç, fikir sahibi ve
yüksek kapasiteli insanların bulunduğu ortamlarda değişik fikirlerin ve bakış
açılarının doğması aykırı bulunmuş ve bir tür sindirme ile üniversiteler,
fikirlerin tartışıldığı yerler olmaktan çıkarılıp doğru kabul edilen fikirlerin
öğretildiği yerler olarak toplum nezninde küçültülerek etkinliği düşürülmeye
çalışılmıştır. Öğretim üyeleri ekonomik yönden yoksulluk sınırına getirilmiş,
zamanının büyük çoğunluğunu laboratuvar ve kütüphanede geçirmek yerine,
geçinmek için kısmen ek iş yapmaya zorlanmışlardır. </p>

<p>Üniversitelerin
bu duruma düşmesine neden olduğunu düşündüğüm ve kendi izlenimlerimi yansıtan
belli başlı sorunlar aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p><b>1. Bilim Politikası ve Bilimsel Araştırma Programı
Yetersizliği Sorunu</b></p>

<p><b>a: Amaç ve Hedef Oluşturmada Kısırlık</b></p>

<p>Bugün
Türkiye’de üniversitelerin en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program ve
hedeflerinin olmaması olarak görülmüş ve bir çok sorun da bilimsel bakış
açısının olmaması ile ilişkilendirilmiştir. Bir çok üniversiteler ana bilim
dalı düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar geleceğe yönelik
hedeflerden, projelerden ve stratejilerden yoksun bulunmaktadırlar. Toplumun en
örgütlü ve vizyonu olması gereken kurumu halen bulundukları ortamda planı,
projesi olmayan ve hangi misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun okyanusta
pusulasız yüzen bir gemiyi andırmaktadır. Gelişmiş üniversitelerde uzun ve kısa
vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların gerçekleşme durumları
tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler ödüllendirilir; başarısızlar
ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze kalırlar. Üniversiteler en alt
biriminden en üst kuruluşuna kadar aralıklarla hedefler belirlemeli ve
hedeflerin gerçekleşmesi ve öğretim üyelerinin yıllık faaliyetleri
izlenmelidir. </p>

<p><b>b:
Kalite sorunu</b></p>

<p>Son
yıllarda üniversitelerin bilimsel yayın sayısının arttığı bir gerçektir fakat
bu artış tamamen ülkenin bilim politikası ve altyapı iyileştirilmesinin bir
sonucu olarak değil, daha çok akademik aşamadaki zorunluluk, TÜBİTAK teşviki
(az da olsa maddi destek) ve yurtdışında doktora öğrenimi görüp yurda dönen
genç araştırıcıların geçmişten getirdikleri birikim sonucudur. Türkiye’nin
bilimsel aktivitesini yükselten bu artış istekli ve sürekliliği olan bir durum
arz etmemektedir.</p>

<p><b>c: Statüko </b></p>

<p>Bugün üniversiteler çağın koşullarına
göre hareket eden dinamik unsurlar olmak yerine mevcut statükoya bağlı yavaş
hareket eden hantal kurumlar haline gelmiştir. Duruma göre yeni enstitü, merkez
ve eğitim programlarının açılması, araştırma gruplarının kurulması ve
gerektiğinde kendilerini yenilemeleri son derece zor ve zaman alıcı olup
statükoya uygun olarak üst makamlarca halledilmektedir. </p>
<p><b>d: Çeşitlilik </b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer ciddi sorunu da beyin fırtınasının oluşmasına olanak tanınmamasıdır.
Farklı düşüncelerin oluşmaması, evrensellikten ismini alan üniversitelerde
gerek yöneticiler ve gerekse yetkili ve etkili makamlar tarafından farklı
düşünmeye hiç tahammül gösterilmemektedir. Üniversitelerin hemen hemen hiç
birinde geleceğe yönelik fikirlerin geliştirildiği, tartışıldığı düşünme ve
gelişme merkezlerinin oluşmadığı gözlenmektedir. Üniversitelerin en önemli
özelliği yeni ve özgün düşünceye değer verilmesidir. Aykırı düşünmeyen hiç bir
beyinin bilimsel anlamda buluş yapması beklenmemektedir<b><span>. Üniversitelerin vazgeçilmez gıda kaynaklarından biri olan
beyin fırtınası anlayışının yaygınlaştırılması ile üniversiteler gerçek bilim
üretebilir ve öğretebilir merkezler haline gelebilirler. Bu şartlarda bir çok
kişi beyin fırtınasına tahammül edemeyebilir fakat olmazsa olmaz deyip herkes
üniversitede düşündüğünü ileri sürmeli ve bu düşüncelerden yaşamın felsefesine
uygun, hayatta destek görenler işlerlik kazanmalıdır. Her beyinde bir fırtına
vardır.</span></b></p>

<p><b>e: Üniversitelerde Hiyerarşi Sorunu</b></p>

<p>Farklı
düşüncenin gelişememesinin bir nedeni de yaygın olan akademik hiyerarşinin
kendisini üniversitenin her alanında hissettirmesidir. Genelde idari ve
ekonomik konularda akademik hiyerarşi bütün dünyada dikkate alınarak
yapılırken, bilimsel stratejilerin ve politikaların geliştirilmesinde ve
projelerin değerlendirilmesinde ise bilimsel hiyerarşi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde ise yalnızca akademik hiyerarşi ön planda tutulduğu için konum olarak
düşük düzeydeki araştırıcıların görüşleri çoğu zaman dikkate alınmamaktadır. <span>Bu gün katı ve sıkı bir hiyerarşik yapının hakim olduğu
üniversitelerimizde hiyerarşilerin mümkün olduğunca daha esnek hale getirilmesi
ve yönetimlerin aşağıdan yukarıya doğru demokratik bir şekilde yeniden
yapılanması artık bir zorunluluk haline gelmiştir.</span></p>

<p><b>f: Everensellik Sorunu</b></p>

<p>Üniversite
personelinin (Öğretim üyesi ve öğrencisi) ve ortamının toplumsal sorunların
kaynağı olarak görülmesi ve üniversite özerkliğinin kısmen kontrol altına
alınmasından bu yana üniversiteler evrensellik boyutundan ulusal boyuta
taşınmışlardır. Bunun sonucu öğretim üyeleri de evrensel boyuttaki sorun çözümü
ve hipotez üretmek yerine, başka ülkelerden yapılan çalışmaları olanaklar
ölçüsünde ülkemizde uyarlanabilirliği üzerine yönelmişlerdir. Bugüne kadar çok
az sayıda öğretim üyesinin uluslararası alanda başarı göstermiş olması bu
politikaların bir sonucu olsa gerektir. Fakat yurt dışında faaliyet gösteren
Türkiye kökenli öğretim üyelerinin ise uluslararası alanda daha başarılı olduğu
sık sık duyulmaktadır. Bu da olayın kişiden çok sistemin bir yansıması olsa
gerektir.</p>

<p><b>g: Üniversitelerin Kayırmacılık Sorunu</b></p>

<p>Başarısı
ve becerisi olmayan, eş-dost ilişkisine dayalı personel politikası bugün
üniversitelerin kalitesini önemli ölçüde zedelemektedir. Bazı üniversitelerde
başta araştırma görevlisi olmak üzere öğretim görevlisi ve elemanı alımında
yakınların kollandığı sık sık şikayet konusu olmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi
ikinci dereceye kadarki yakınların üniversiteye alınmaması konusunda örnek bir
tutum sergilemiştir.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesinden Prof.
Dr. Cemal Tunoğlu “Doçent ve Profesör atamaları ne kadar sağlıklı” Adlı
makalesinde (CBT dergisinin 934 sayı 12-18 Şubat 2005) hepimizin bildiği bir
gerçeği şöyle ifade etmektedir. “ülkemizde maalesef resmi olarak açıkça zikredilmese
bile, herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki, üniversitelerimizin büyük
bir kısmı bazı siyasi grup, tarikat, loca, lonca ve kulüplerce adeta
parsellenmiş durumdadır”. Ve ekliyor Sayın Tunoğlu, bu nedenledir ki
üniversitelerde gayriinsani kadrolaşma kendi yandaşlarını atayarak bilimdışı
bir çalışma süregelmektedir. Bu kadrolaşma kolay kolay kırılamamakta; bilimdışı
oluşan kadrolaşma gittikçe kendi kadrolarını genişleterek ve yangınlaştırarak
verimsiz bir ortam oluşturmaktadırlar. Bu tür ortamlarda çok başarılı kişiler
kadroya atanmadığı gibi üniversitelerde olmamamsı gereken kişilerin üniversite
kadrolarına alındıklarını belirtiyor. </p>

<p>Ülkemizde dünyadaki gelişmelerin tersine kimin
bilim adamı olacağına kara vermede biricik ölçü olan bilimsel etkinliklerin
değerlendirilmesinde yabancı dil sınavını geçmek ve yabancı dilde yayın yapmak
tek ölçüt olarak kabul edilmektedir. Dil bilmek artık her akademisyen için
olmasa olmazlar arasındadır. Bugün dil sınavını geçemeyen, ancak kendi alanında
çok başarılı kişiler yanında şu veya bu şekilde dil sınavını geçip, yabancı
dilde bir makalede isminin olması vesilesiyle akademik aşamanın en üst noktasına
gelmiş bilim adamları bulunmaktadır. Bazılarının ise hiçbir yayını
bulunmamaktadır. Bu konuda yapılan bütün uyarılara kulak tıkanmaktadır.
Bilimsel yeterlilik ve yetkinlik için ülkemizin belirli bir politikası
bulunmamaktadır. Akademik aşamanın her aşaması kritik olması yani amaca uygun
olarak ölçme değerlendirme ölçütleri dikkate alınması gerekirken bugüne kadar
hiçbir ölçüt geliştirilmemiştir. Yüksek öğretim ve bilim adamı yetiştirme
programları bu bağlamda belirli davranışları kazandırmayı da hedeflemelidir. Bu
konuda adayların kişilik davranışların da dikkate alınması istenebilir. Son
yıllarda farklı zekâ türlerine uygun alan belirlemesi yanında kişilikler de
işlenmektedir. Amaca yönelik çalışan bencil kişilikler, durumdan vazife çıkaran
araştırmacı kişilikler, iş verilince yapan, verilmeyince bekleyenler yanında
kırk yıl etrafında olup bitenden haberi olmayan kişilerde vardır. Sosyal
psikologlar bu konuda yardımcı olabilirler. Kendi başına inisiyatif almayan,
merakı, olayları irdeleme, didinme mücadelesi, yeteneği ve iradesi olmayan
kişiler ne denli bilim adamı olabilir bilmiyorum. Bilim kurumlarında “gözlerimi
kaparım vazifem yaparım” anlayışında bilen çok sayıda kişi bilim adamı sıfatı
ile kadro işgal etmektedir. Adamını bulan profesör mertebesine kadar kolayca
çıkabilmektedir.</p>

<p><b>h: Ara Elemanı ve Yardımcı Hizmetler Sınıfı Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer sorunu da yetişmiş ara eleman sorunudur. Bir taraftan binlerce işsiz
üniversite mezunu, bir taraftan da laboratuvarlarda, arazide ve büroda
çalışarak hizmetli eleman bulma sorunu söz konusudur. Bir çok laboratuvarlar
teknik eleman yetersizliği nedeniyle ya hocalar veya varsa yüksek lisans
öğrencileri tarafından yönetilmektedir. Mevcut personel de çok verimsizdir. </p>
<p><b>2. Nitelikli Öğretim Üyesi ve Elemanı Bulma Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
esas itici gücü olan nitelikli öğretim üyesinin yetiştirilmesi ve geleceğin
kadrolarının inşası üniversiteleri ve YÖK’ü en çok meşgul eden sorunların
başında gelmektedir. Halen bir çok üniversitede öğretim elemanlarının atama
ilkeleri oluşturulmamış, atamaların çoğu zaman siyasi eğilimlere ve yakınlığa
göre yapıldığı söylenmekte, ya da rektörlerin oy deposu olarak
değerlendirilmektedir. </p>

<p>Yine
son yıllarda her ile bir üniversite açılması sonucu oluşan öğretim üyesi açığı,
öğretim üyelerinin maaşlarının yetersizliği ve siyasi tercihlerden dolayı
yetenekli ve çok yönlü bir çok kişiler bugün üniversitelerin dışına itilmiştir.
Bugün bir çok taşra üniversitesinde işe girmenin en kolay yolu olarak öğretim
üyeliği seçilmiştir. Üniversitelerde kalite sorununu çözmek için akademik atama
barajlarının düzenlenmesine çalışılmaktadır. Sonradan yapılacak bu tür
düzenlemeler yerine öğretim üyeliğinin cazibesinin artırılması ve bilginin
değerli olduğu bilincinin yerleştirilmesi ile üniversiteler nitelikli kişilerin
çalışma alanı olacaktır.</p>

<p>Akademik
aşama olarak kabul edilen doktora sonrası unvanlar bugün en çok tartışılan
konuları oluşturmaktadır. Objektivitizmden çok dil barajı ve sübjektivizmin
ağır bastığı akademik aşama yapma anlayışı artık dejenere olmuştur. Son 20
yılın bilânçosu üniversitenin bünyesine yerleşmiş, üretkenliği düşük, vizyonu
ve dünyaya açılma cesareti olmayan ve yerel ölçekte düşünen hatırı sayılır
öğretim üyesi ordusu oluşmuştur.</p>

<p>Bütün
dünyada üniversite öğretim üyeleri ilanla ve kendi gurubunun en iyileri kendi
üniversitesi dışında aranırken ülkemizde herkes kendi yetiştirdiği elemanını <b>(inbreeding</b>)
almayı tercih etmektedir. Böylece çeşitlilik ve insan motivasyonu olmadığı gibi
aşağıdan gelen nesil yukarıdakileri geçememektedir. Geleceğin kadrolarının
oluşturulmasında etkin bir yöntem olarak bütün dünyada benimsenen ‘proje
asistanlığı’ ve ‘post-doktor’ uygulaması ülkemizde işletilmediği için
çekirdekten yetişme ve kendini ispatlamış öğretim elemanı yetişmemektedir.
Öğretim üyesinin yetişmesi, birlikte çalıştığı hocanın bilimsel aktivitesiyle
paralel yürümektedir. </p>

<p>Toplumun
en örgütlü ve ilkeli kurumları olması beklenen üniversitelerin her konuda bir
çıtasının olması ve ilkeli davranması kurumların toplum neznindeki
saygınlığının korunması için büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş üniversitelerin
çıtalarını yüksek tutarak kaliteyi yükseltmeleri bir zorunluluktur. </p>

<p>YÖK ve
Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurt
dışına gönderilen öğrencilerin bir kısmının sonradan tarikatlarla ilişkisi
olması ve bir kısmının başarısız ve bir kısmının da bulundukları ülkede kalmayı
tercih etmeleri nedeniyle istedikleri başarıyı yakalayamamıştır. Öğrenimlerini
tamamlayıp geri gelenlerin çoğunluğu yeni kurulan taşra üniversitelere
gönderilmişlerdir. Yeni üniversitelerde maddî ve manevi olanaksızlıklar yanında
kendilerine alt yapı olanaklarının sunulmaması, çalışma ortamı yaratmak için
proje yapacak kurum bulamaması gibi sorunlardan dolayı çoğu gençler bugün
yalnızca ders vermekten öteye geçememişlerdir. </p>

<p><b>3. Bilim Politikası ve Bilimsel Araştırma Programı
Yetersizliği Sorunu</b></p>

<p><b>a: Amaç ve Hedef Oluşturmada Kısırlılık</b></p>

<p>Bugün
Türkiye’de üniversitelerinin en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program
ve hedeflerinin olmaması olarak görülmüş ve bir çok sorunda bilimsel bakış
açısının olmaması ile ilişkilendirilmiştir. Üniversitelerin ana bilim dalı
düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar geleceğe yönelik
hedeflerden, projelerden ve stratejilerden yoksun bulunmaktadırlar. Mevcut
durumda sınırlı sayıda kişi kendi inisiyatifince kendine problem olarak seçtiği
konuda olanak bulduğu ölçüde görevini yerine getirmektedir. Toplumun en örgütlü
ve vizyonu olması gereken kurumu halen bulundukları ortamda planı, projesi
olmayan ve hangi misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun okyanusta
pusulasız yüzen bir gemiyi andırmaktadır. Gelişmiş batı üniversitelerinde uzun
ve kısa vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların gerçekleşme
durumları tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler ödüllendirilir;
başarısızlar ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze kalırlar. Üniversiteler en
alt biriminden en üst kuruluşuna kadar aralıklarla hedefler belirlemeli ve
hedeflerin gerçekleşmesi ve öğretim üyelerinin yıllık faaliyetleri
izlenmelidir. Bunun sonucu üniversitelerin verimlilik durumu da kısmen
sağlanmış olacaktır. Kamu üniversiteler verimlilik yönünden özel üniversitelerin
çok gerisinde kalırken, özel üniversiteler gerek kâr amaçlı veya gerek
ideolojik amaçlı olsunlar vitrinlerini güçlendirmek için değişik kurumların ve
üniversitelerin en verimli kişileri hızla yüksek ücretlerle bünyelerine alarak
vitrinleri ile kendilerini kısa sürede kamuoyunun gündemine taşımayı&nbsp; başarmışlardır.</p>
<p><b>b: Statüko </b></p>

<p>Bugün
üniversiteler çağın koşullarına göre hareket eden dinamik unsurlar olmak yerine
mevcut statükoya bağlı yavaş hareket eden kurumlar haline gelmiştir. Duruma
göre yeni enstitü, merkez ve eğitim programlarının açılması, araştırma
guruplarının kurulması ve gerektiğinde kendilerini yenilemeleri son derece zor
ve zaman alıcı olup statükoya uygun olarak yukarıdan halledilmektedir. Bu
yönüyle bir çok dinamik unsur bu kadar zorlukla uğraşmayı göze alamamakta ve
herkese nasıl davranırsa ben de öyle yaparım diyerek pasif bir konuma
çekilmektedir. </p>
<p><b>c: Çeşitlilik </b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer ciddi sorunu da beyin fırtınasının oluşmasına olanak tanınmamasıdır.
Farklı düşüncelerin oluşmaması, evrensellikten ismini alan üniversitelerde
gerek yöneticiler ve gerekse yetkili ve etkili makamlar tarafından farklı
düşünmeye hiç tahammül gösterilmemektedir. Üniversitelerin hiç birinde geleceğe
yönelik fikirlerin geliştirildiği, tartışıldığı düşünme ve gelişme
merkezlerinin oluşmadığı gözlenmektedir. Bu bağlamda öğretim üyelerinin
görüşlerini yansıtacak bir basılı ve görsel yayın ortamı da bulunmamaktadır.
Üniversite öğretim üyeler inin görüşleri hiç bir şekilde dışarıya veya
yetkililere aktarılmamaktadır. Üniversitelerin en önemli özelliği yeni ve özgün
düşünceye değer verilmesidir. Aykırı düşünmeyen hiç bir beyin bilimsel anlamda
buluş yapması beklenilmemektedir.</p>
<p><b>d: Üniversiteler Hiyerarşi Sorunu</b></p>

<p>Farklı
düşüncenin gelişememesinin bir nedeni de yaygın olan akademik hiyerarşinin
kendisini üniversitenin her alanında hissettirmesidir. Genelde idari ve
ekonomik konularda akademik hiyerarşi bütün dünyada dikkate alınarak
yapılırken, bilimsel stratejilerin ve politikaların geliştirilmesinde ve
projelerin değerlendirilmesinde ise bilimsel hiyerarşi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde ise yalnızca akademik hiyerarşi ön planda tutulduğu için konum olarak
düşük düzeydeki araştırıcıların görüşleri çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.
Bölüm olanaklarından yaralanmada, asistan alımında ve benzeri konularda
hiyerarşik öncelik sırası dikkate alındığı için ciddi rahatsızlıkların ortaya
çıktığı da bir gerçektir.&nbsp; </p>
<p><b>e: Everensellik Sorunu</b></p>

<p>Üniversite
personelinin (Öğretim üyesi ve öğrencisi) ve ortamının toplumsal sorunların
kaynağı olarak görülmesi ve üniversite özerkliğinin kısmen kontrol altına
alınmasından bu yana üniversiteler evrensellik boyutundan ulusal boyutta
taşınmışlardır. Bunun sonucu öğretim üyeleri de evrensel boyuttaki sorun çözümü
ve hipotez üretmek yerine, başka ülkelerden yapılan çalışmaları olanaklar
ölçüsünde ülkemizde uyarlanabilirliği üzerine yönelmişlerdir. Bugüne kadar
herhangi bir öğretim üyesinin uluslararası alanda başarı&nbsp; göstermemiş olması bu politikaların bir
sonucu olsa gerektir. Fakat yurt dışında faaliyet gösteren Türkiye kökenli
öğretim üyeleri ise uluslararası alanda daha başarılı olduğu sık sık
duyulmaktadır.</p>
<p><b>f: Üniversitelerin Kayırmacılık Sorunu</b></p>

<p>Başarısı
ve becerisi olamayan eş-dost ilişkisine dayalı personel politikası bugün
üniversitelerin kalitesini önemli ölçüde zedelemektedir. Bazı üniversitelerde
başta Ar. Gör. olmak üzere öğretim görevlisi ve elemanı alımında yakınların
kollandığı sık sık şikayet konusu olmaktadır. Kendisine güvenemeyen, başka
alanlarda yeteneğini sergileyemeyen kişiler yakınlarının şemsiyesi altında
üniversitelerde kadroları işgal etmektedirler. Akademik yükselme yayın
politikasına dayandığı için araştırmada hiç bir katkısı olmadığı halde yayına
ismi yazılarak kolay yoldan akademik aşama yapmaktadırlar. Boğaziçi
Üniversitesi ikinci dereceye kadar ki yakınların üniversiteye alınması
konusunda örnek bir tutum sergilemiştir.</p>

<p>Yetenekli
ve başarılı öğrencilerin akademik kadrolara alınmamsı geleceğe yönelik ciddi
kaygıları beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda gençlerin çalışması ve
motivasyonu ciddi ölçüde aşağı çekilmekte ve kurum aleyhine bir güvensizlik
yaratmaktadır. Bilginin değer olduğu her zaman kendisini hissettirmesi için
bilen ile bilmeyenin mutlaka ayırt edilmesi gerekir.&nbsp; </p>
<p><b>g: Ara
Elemanı ve Yardımcı Hizmetli Sınıfı Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
bir diğer sorunu da yetişmiş ara eleman sorunudur. Bir taraftan binlerce işsiz
üniversite mezunu bir taraftan laboratuvarlarda ve arazide ve hizmetli eleman
bulma sorunu söz konusudur. Bir çok laboratuvarlar teknik eleman yetersizliği
nedeniyle ya hocalar veya varsa yüksek lisans öğrencileri tarafından
yönetilmektedir. Öğretim elemanının zamanının uygun olmadığı durumda da
laboratuvarların kapısı kilitlenmektedir. Mevcut personel de verimsizdir ve
günlük verimliliği 3 saati geçmemektedir. </p>

<p>Bilimsel
stratejilerin oluşmadığı kurumlarda sorumlu öğretim üyesi belirli bir uğraşının
içinde olmayınca personel de o ölçüde işi yavaşlatmakta ve bunların sonucu
üniversitelerde bir disiplinsizlik ve verimsizlik had safhaya ulaşmaktadır.</p>

<p>Teknik
personel yanında proje asistanlığı ve post-doktora mekanizması mutlaka
işletilmeli ve her öğretim üyesi mutlaka proje yaparak laboratuarların ve
araştırma merkezlerinin aktif olarak işlerliğini sağlaması gereklidir.</p>

<p><b>4: Yönetim sorunu</b></p>

<p><b>a)<span>&nbsp;
</span></b><b>Yöneticilerin belirlenmesi</b></p>
<p>Üniversitelerin
bugün belki de en çok tartışılan sorunu yöneticilerinin nasıl tespit
edileceğidir. Diğer sorun da üniversitelerin bir koordinasyon merkezinin olup
olmamasıdır. Basından öğrendiğimiz kadarı ile görüş belirtebilen öğretim
üyeleri, YÖK üyeleri, Rektörler ve Öğretim Elemanları Dernekleri de bir tür
koordinasyonun çağın gereksinimlerine uygun bir şekilde yapılanması halinde
olabileceğini, ancak mevcut YÖK benzeri merkeziyetçi otoritenin istenmediği
anlaşılmaktadır. Yeni yasa önerisi de bu doğrultuda Yükseköğretimde Eşgüdüm
Kurulu adı altında bir çatı modeli önermektedir. </p>

<p>Üniversitelerin
en çok konuşulan sorunu yöneticilerini halen nasıl belirleyeceğini tespit etmiş
olmamasıdır. Bu daha çok yasal duruma bağlı olduğundan öğretim üyelerinin
sınırlı bir etkisi bulunmaktadır. Aslında üniversitelerin Rektör seçimi
Üniversitelerin kurulduğu 11. Yüzyıldan beri tartışılmaktadır. 16. Yüzyıla
kadar öğrenciler tarafından seçilen Rektörler daha sonraları öğretim üyeleri,
bazen öğrenci, üniversite çalışanlarının temsilcileri aracılığı ile bazen de
doğrudan mütevelli heyetler tarafından belirlenmiştir. Bugün başta Almanya
olmak bazı batı ülkelerinde rektör üniversite senatosunca seçilir. Senato
üyelerinin üçte ikisi öğretim üyeleri, üçte biri de öğrenciler ve çalışanlar
tarafında oluşmaktadır. Senatonun seçtiği kişi rektör olarak atanır ve hiçbir
siyasi güç ve etkinin rolü olmaz. Öğrenci birliği ve çalışanların siyasi
örgütlenmesi üniversite ortamında serbest olduğu için siyasi ağırlık kendini
otomatik olarak temsil etmiş olur. Senatoca seçile rektör yine senatonun onayı
ile yardımcılarını, dekanları ve bölüm başkanlarını atar. ABD ve diğer bazı
ülkelerin de ise üst düzeyde nitelikli oldukları belirlenmiş rektör belirleme
kurulu, üniversitenin bulunduğu ilin, önde gelen yetkinleri tarafından önceden
belirlenmiş zorlu kriterlere uygun rektör seçimi yapabilmektedir. Tabii Rektör
olacak kişinin bilim ile haşır neşir olması ve bir çok konuda yetişmiş olması
aranılan niteliklerin başında gelmektedir. Bugün ABD’de uluslar arası alanda
yapılan aday seçimi son derece seçici geçmektedir. İngiltere’de rektör
kraliçenin temsilcisi tarafından atama ile gelmektedir. Yine bazı toplumlarda
ise üniversiteler kendi yöneticilerini kendileri belirlemektedir. İdari
özerklik anlamına da gelen bu işlemde öğretim üyeleri ve diğer öğretim
elemanları yanında çalışanların ve öğrenci temsilcilerinin oyu ile
seçilmektedir. Ülkemizde şimdiki Ankara Üniversitesinin temlini oluşturan
Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün rektör seçimi seçim kurulu tarafından iki
yıllığına yapılırdı (Arif AKMAN, Gıda Dergisi, 1990).</p>

<p>Ülkemizde
üniversitelerin üst yönetimi olan Rektör belirlenmesi şimdilik kısmi bir
seçimle 6 aday arasından ilk üçe girmiş olmak, sonra YÖK tarafından ilk sıraya
seçilmiş olmak ve en sonunda Cumhurbaşkanının onayının alınması gibi her aşması
bir çok faktöre ve hesaba bağlı bir süreçten geçmektedir. Doğrudan seçim
işleminde içeriye dönük oy kaygıları ve nepotist yaklaşımlar sık sık şikayet
konusu olmaktadır. Bazı durumlarda siyasi yaklaşımların işin içine girmesi,
üniversitelerin öğretim üyesi seçiminde de kendini göstermesi kamuoyunun
dikkatinden kaçmamaktadır. Seçim sistemine getirilen en yaygın eleştiri ise
daha önce oy kaygısıyla söz verdiği destekçilerinden atama yapması gelmektedir.
Bu da çoğu zaman hiç de hak etmedikleri halde bazı zayıf kişililerin belirli
görev veya ünvanlar almasına neden olmaktadır. Bir diğer sorun da seçimle gelen
Rektör birinci dönemde rahat çalışamamakta, genelde ikinci seçimi kazanmak için
dengeleri gözetmek zorunda kalmaktadır. Bunun için iki kez seçim yerine bir kez
seçim önerilmektedir. Yeni YEK’ tasarısında rektör bir kez beş yıllığına
seçilir hükmü içermektedir ki bu olumlu bir gelişmedir. </p>

<p>Yeniden
şekillendirilmeye çalışılan Yüksek eğitimde Eşgüdüm Kurulu (YEK) ile Rektör
belirlenmesinde net olmamakla beraber doğrudan seçimi ile belirlenen adayın
Cumhurbaşkanı tarafından atanması öngörülmektedir. Fakat aday olabilme
kriterleri halen belirtilmemektedir. Öncelikli olarak seçimin yapılabilmesi
için bir üniversite yönetim organının oluşması gerekmektedir. Bunun için
Üniversite çalışanları ve öğrenci temsilcilerinin mutlaka belirli bir ağırlıkta
temsil edildiği bir kurulun veya senatonun meclisin oluşturulması yararlı
olacaktır.</p>

<p>Rektör
adayları için belirli kriterleri sağlayan kültürel alt yapısı sağlam, dil
bilen, bilim ile haşır neşir olan, projeler üretmiş ve iletişimi kolay olan
kişilerin aday olması ön koşul olmalıdır.&nbsp;
Rektör öğretim üyeleri, öğrenciler, ve çalışanların oluşturduğu bir
kurul tarafından yine belirlenecek bir yöntemle belirlenmelidir. Ve Rektörün bu
kurula karşı kendisini sorumlu tutmak zorunda olması gerekir. Bu şekilde
üniversitenin verimli çalışması ve keyfi uygulamalardan arındırılması sağlanmış
olur.</p>

<p>Mevcut
YÖK yasasında Dekan atamaları benzer şekilde gerçekleşmekte olup, atamada
Rektörlerin inisiyatifine kalmıştır. Rektör isterse dekanı seçim ile belirler,
isterse doğrudan üç adayı YÖK’e bildirerek atanmasını sağlayabilir. Bölüm
Başkanı ataması Dekanların inisiyatifine kalmıştır. Tek seçim yapılan birim ise
Anabilim dalı başkanlıklarının belirlenmesindir. Ana bilim dalı başkanı
seçiminde yine oy kaygısı nedeniyle akademik kadro oluşumunda dolayı bazen iyi
bilim adamı yerine iyi söz dinleyen ve sözden çıkmayan adaylar daha çok tercih
edilenler arasında yer almaktadırlar. Bu durum özelikle taşra üniversitelerinde
kurumu olumsuz yönde etkilemektedir.&nbsp; </p>

<p>Yeni
YEK sisteminde dekanın seçim ile belirlenmesi öngörülmektedir. Şimdilik kriteri
belirlenmemiş olan sistemde Dekan ve Anabilim dalları ve Bölüm başkanlıkları
konusunda en iyilerin olması, akademik anlamda hiçbir sorunu olmayan, dil
bilen, iletişimi yüksekler arasından yapılması mutlaka gereklidir. Artık
sınırları dışına taşınmış olan Yükseköğretimde dekan, bölüm başkanları uluslar
arası ilanla duyurular yapılarak alanın en iyilerine de seçime girebilme şansı
tanınabilmelidir. Böylece bilimsel kalitenin evrensel anlamda artması
sağlanabilir. Gerçek anlamda çağdaş batı toplumlarında olduğu gibi ilkeleri ve
kriterleri belirlenmiş bir sistemin ilgililerce her yönüyle tartışılarak idari
özerklik süreci içerisinde uygulanabilir. Dekan ve Bölüm Başkanlarının kaç kez
yeniden aday olabilecekleri ise halen yasa önerisinde belirginleşmemiştir.
Fakülte ve Bölüm kurullarının işletilmesi ve yöneticilerin kurullara karşı
sorumlu olması ilkesinin mutlaka net olarak belirlenmesi gerekir.&nbsp; </p>

<p>Genel
olarak yeni YEK ve UAK ile önerilen seçim sistemi doğru, ancak eksiklikler
içermektedir. Yönetici seçiminde öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanların belirli ağırlıkta temsil edilerek belirlenmesi daha adil ve çağdaş
olur kanısındayım.</p>
<p><b>b)<span>&nbsp;
</span></b><b>Senato ve Yönetim Kurulları</b></p>

<p>Üniversite Yönetim Kurulları ve Senatolar mevcut
YÖK yasasında batı standartlarında ölçütler içermemekle beraber yinede
üniversite dışından kişi ve kuruluşların üniversite sorunlarına müdahalesine
izin vermemesi, ki bu genelde kabul görmekte idi. Mevcut YÖK yasasındaki en çok
eleştirilen konu senatoların oluşumunda Rektörün Dekan ve Yüksek Okul
Müdürlerini atadığı için Yönetim kurulu ve Senatoda çoğunluğu kendi lehine
çevirdiği yönündeydi. Fakülte dekanlarının atanma ile yapılması rektörün
istediği kişilerin otomatik olarak Üniversite Yönetim kuruluna alınmasını
sağlamaktadır. Benzer şekilde senatonun oluştuğu Fakülte ve Yüksek Okul
müdürleri Rektör tarafından atandıkları için doğal olarak senato rektörün
istediği kişilerden oluşmaktadır. Yerleşik üniversitelerde Dekanların seçim ile
belirlenmesi, Öğretim Üyelerinin özgür iradeleri ile seçilmeleri nedeniyle bu
tür şikayetler daha az duyulmaktadır. Ancak yine de öğrenci temsilcileri ve
üniversite çalışanları yanında Araştırma Görevlilerinin temsilcilerinin senatoda
yer almaması bir eksiklik. Yeni yasa önerisi bu bağlamda eski sistemden farklı
olarak İş çevrelerinden, Ticaret ve Borsalardan ve belediye meclisi üyelerinden
temsilcileri kapsamakta olup beraberinde bir çok soru işaretini getirmektedir.
Bir mütevelli heyet şeklindeki bu yaklaşım başta profesör ataması olmak üzere
üniversitelilik bakış açısı içerisinde çözülmesi gereken konuların konuya hakim
olmayan kişilerin parmak hesabı ile oylanması büyük sakıncalar doğurmaktadır.
Bir şekilde doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan siyasilerin üniversite ile bağ
kurması sağlanması istenmektedir. Bu anlamda Üniversite Senatoları veya
üniversite Yönetim kurulları öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler ve
çalışanlardan oluşan bir yapıya dönüştürülmelidir. İş çevreleri sendikalar ve
Belediye meclisi üyelikleri belirli dönemlerde danışma niteliğinde toplantılar
ile görüş ve önerileri alınabilir bir yapı kazandırılabilir fakat Üniversite
yönetimine yön vermemek koşulu ile oy hakkı olmamalı.</p>

<p></p>

<p><b>c) Fakültelerin Farklı yapılanması</b></p>

<p>Fakülteler
ve bölümler kendi faaliyet alanlarına göre ayrı örgütlenebilirler.
Üniversiteler ve Fakülteler öz denetimlerini kendileri sağlayarak hem bilimsel
hem de mali yönden kendilerini denetleyecek dinamik modeller oluşturabilirler.
Fakültelerin işleyişi ile ilgili yönetmelikler ve tüzükler kendi koşullarına
göre belirlenmelidir. Mühendislik, Tıp, İdari Bilimler ve Güzel Sanatlar
Fakültelerinin yapıları, beklentileri ve işlevleri farklı olması nedeniyle
farklı yapılanması önemlidir. Akademik aşamada bilimsel kriterler bakımından da
birbirinden farklılıklar oluşturmaktadırlar. Birimlerin faklı şekilde
örgütlenmeleri ve kendi öğrencilerini belirleme dahil bazı konularda
özerkliklerinin olması birimlerin verimlilikleri açısından önemli olacaktır.</p>
<p><b>d)<span>&nbsp;
</span></b><b>Mali özerklik</b></p>

<p>Üniversitelerde en çok
konuşulan ve mevcut YÖK yöneticileri ve Rektörlerin talep ettikleri mali
özerklik üniversitelerin en çok gereksinim duyduğu bir konudur. Dünyanın hiçbir
ülkesinde üniversite bütçeleri Maliye bakanlığı ve diğer ilgililerce izne bağlanmamaktadır.
Yıl sonu harcanmayan paraları Maliye bakanlılığına aktarılmamaktadır. Bu
anlamda araştırma fonları yeniden işlerlik kazanmalı, torba bütçe oluşabilir,
birimlerin harcama kalemleri ayrıca belirlenebilir. Üniversitelerin bütçeleri
ağırlıkları ve üretkenlikleri oranında siyasi etkiden bağımsız olarak ülkenin
bütçeden bilime ayırdığı belirli oranda ki payın sağlanması gerekmektedir.
Bilim ve araştırma bütçeleri bir milli mesele gibi görülmeli ve her türlü
etkiden uzak olarak ele alınmalıdır. </p>

<p>Gelişmiş
batı ülkelerinde maliye veya yerel yönetimler ihracatta elde edilen gelirin %
0.1 düzeyinde bir bölümünü araştırma kurumlarına aktararak o konudaki
üretkenliği artırmayı ve sorunları çözmeyi sağlamaktadırlar. Bu model yeni YEK
yasa önerisine eklenebilir. Bu şekilde üniversite-sanayi işbirliği sorun
çözmeye dayalı olarak sağlanabilir. </p>

<p></p>

<p><b>5. Öğretim Elemanlarının Örgütlenme Sorunu</b></p>

<p>Öğretim üyelerinin bilimsel araştırma
ve eğitim öğretim görevleri dışında bir diğer önemli görevi toplumsal sorunlara
yaklaşımı ve toplumun önünü açacak çözüm önerileri sunmasıdır. Sivil toplum
örgütü görevi üstlenen öğretim üyeleri dernek ve sendikaları halen istenilen
düzeyde üye sayısı bulamadıkları için çeşitli konulardaki talepleri yetkililer
tarafından dikkate alınmamaktadır. Öğretim üyeleri dernek ve sendikalarının
etkin olmayışı, yayın organlarının olmayışı, geniş anlamda öğretim üyelerinin
kendi görüşlerini ifade edecek alan bulamamalarına neden olmaktadır. Böylece de
üniversiteler kendi iç dinamiklerini tartışmamakta ve bilimsel alandaki
üretimden gelen güçlerini yansıtmamaktadırlar. Çeşitli konularda görüşlerini
belirli platformlarda tartışamayan bilim insanları toplumsal sorunlardan da
uzaklaşmaktadırlar. Bilim adamları, dernek ve sendikaya 12 Eylül sonrasındakine
benzer baskıya maruz kalacağını düşünerek üye olmamakta ve kendilerine resmi
makamlar tarafından biçilen görevin dışında toplumsal ve evrensel bilgilendirme
görevini yerine getirmeyerek ve toplumdan uzak kendi kabuğuna çekilmiş
hareketsizler ordusunu oluşturmaktadırlar. Bilim adamları tarihsel misyon
içinde toplumun bilgilendirilmesi ve aydınlanmasından aldıkları güç nedeniyle
halk kitlelerinin yakın geçmişe kadar en çok değer verdikleri kişilerdi.
Dünyada halen öğretim üyelerine ve öğretmene saygı bilgiye saygı olarak ifade
edilir. Türkiye’de ise son 40 yılın toplumsal olayların sorumluluğu çoğunlukla
üniversitelere yüklendiği için öğretim üyelerinin evrensel düşünce anlayışına
uygun olarak kendilerini, olayları ve olguları ifade etmeleri engellenmiştir.
Örgütsüz ve maddi gücü zayıflatılmış olan öğretim elemanı maddi gücü oranında
toplumda değer görmektedir. </p>

<p>Örgütlü yani yukarıdan aşağı iyi
organize olması gereken kurum nedense örgütsüz&nbsp;
bir akortsuzluk sergilemektedir. Bu anlamda üniversite öğretim
elemanları arasında tam bir dağınıklık yaşanmaktadır. </p>

<p>Örgütlülük bir bilinç sorunu olduğu
sık sık vurgulanır. Çağdaş toplumların temel göstergelerinden biri olan
örgütlülük maalesef üniversitelerde görülememektedir. Hükümet tarafından Yüksek
Öğretim Yasasının yeniden tartışmaya açılması sırasında görülen dağınıklık
evlere şenlik. YÖK görüş konunun tartışılmasının zamanı olmadığını belirterek
konuyu üniversitelerin olmasa olmazı olan her tür düşüncenin tartışılması
ilkesinin dışına çıkarak konuyu tartışmamaktadır. Üniversiteler YÖK ile ters
düşmemek için konuyu tartıştırmaktan kaçırdılar. Öğretim elemanları Dernekleri
ise ağırlıklarının olmamsı nedeniyle dikkate alınmadıkları görülmektedir. Fakat
konuyu politize olmuş her kesim hata halktan kişiler yüksek öğrenimin
sorunlarını tartışırken örgütsüz üniversiteler konuyu tartışmamışlardır. </p>

<p>İnsanın insan olması ile günümüze
kadarki başarının ardında örgütlülüğün yani iyi organize olmalarının yatığı
bilinmektedir. Gelişmiş batı toplumları bugün ulaştıkları noktaya iyi organize
oldukları ve örgütlendiği için gelmişlerdir. İsveç nüfusu 7 milyon fakat
örgütlü nüfusu ise 22 milyon olarak sık sık örnek gösterilir. Bu bağlamda
toplumun en eğitilmiş kesiminin örgütlememesi ve örgütlülükten kaçınması
mutlaka araştırmaya değer bir konu. </p>

<p></p>

<h1>6. Öğrencilerin Örgütlenme Sorunu </h1>

<p>Genelde
liderlerin, düşünürlerin ve iddiası olan kişilerin düşüncelerinin şekillendiği
dönemler gençlik dönemleridir. Gençliğin gücü ve önemi belki de en Mustafa
Kemal tarafından anlaşılmış ve en büyük emanetim dediği Cumhuriyeti gençliğe
emanet etmiştir. Batı toplumlarında üniversitelerinde gençliğin her türlü beyin
faaliyetlerine müsaade ederek yaratıcılıklarını en üst düzeyde sergilemesine
müsaade etmektedirler. Yukarıda da belirtildiği gibi eskide üniversite
yöneticileri öğrenceler tarafından seçilirdi. Bugünde batı üniversitelerinde
öğrenci konseyleri maddi ve manevi anlamda güçlü kuruluşlardır. Üniversitelerin
bugün gençliğin fikirlerini sergilediği ortam olmadığı gibi, kendilerini ifade
edecek ve gerektiğinde sorunlarını iletecekleri veya kendilerinin sorunlarını
kendileri adına üst makamlara iletecek bir örgülülükleri de olmamıştır. Türkiye
gibi jeopolitik önemi yüksek olan bir ülkede son 40 yıldaki toplumsal
sorunların sorumlusu olarak üniversite öğrencileri gösterilmiş ve bu
politikaların sorumlusu olarak üniversiteler her tür örgütlenmeye ve düşünce
sergilemeye kapalı tutulmuştur. Öğrenciler ülkenin değişik sorunlarını
tartışamamakta ve kendilerini ve düşüncelerini kamuoyuna yansıtamamaktadırlar.
Öğrencilerin yayın organlarının olmaması öğrencileri tamamıyla başka yollardan
hak aramaya yönlendirmiştir. Öğrencilerin üniversitelerde kendilerini ve
sorunlarını tartışması ve yetkililere normal yollardan ulaşamaması hepimizin
bildiği sokaklarda polis-öğrenci kovalamacasına neden olmaktadır. Geleceğin en
dinamik unsurları olan gençlerin önündeki her türlü örgütlenme sorunu
kaldırılmalı ve gençler en azından üniversite içinde her türlü düşünceyi
savunabilme özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. 12 Eylülün belki de en olumsuz
etkisi kendisini bundan sonra gösterecektir. Görüş belirtemeyen, fikir
tartışmasını sakıncalı bulan, İnternet cafeler de chat yapan, yalnız maç
izleyen, ders çalışan, anne ve babanın günlük telkinlerine göre hareket eden
bir gençlik oluşmaktadır, ki bu gençler otuz beşinde annesinin dizi dibinde
ayrılamamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde her düşünceden ve renkten akımlar ve
sosyal faaliyetler üniversitelerde gelişir ve bu faaliyetler üniversite
öğrencisini üniversiteli yapar. Aksi taktirde ülkenin gelecekteki yöneticileri
ve büyükleri bilgi çağının gereğini yerine getirecek, girişken, fikir ve bilgi
sahibi olmaktan yoksun olacaklardır. </p>

<p>Batı
Avrupa Üniversitelerinde İngiltere, Almanya, Fransa ve İskandinavya ülkelerinde
güçlü öğrenci birlikleri bulunmaktadır. Her yıl düzenlenen seçimlere her türlü
düşünceye sahip gurup ve kişiler katılarak öğrenci parlamentosu üyelerini
belirlerler. Öğrenci parlamentosu üniversite yönetimine katılacak delegeleri
belirler, öğrenci sorunlarını ilgililere iletir, yayın çıkarır, yeni gelen
öğrencilerin üniversiteye uyumlarını düzenleyen ekinliklerde bulunur. Öğrenci
birliği içindeki guruplar her tür yayın faaliyetini özgürce çıkarır ve
dağıttır. İngillerde yabancı öğrenci dernekleri dahil her guruba ağırlığı
oranında maddi yardımda da bulunur, her türlü faaliyetlerinin sürdürülmesine
katkıda bulunurlar. Ülkemizde de son yılarda Avrupa Birliği normlarına uyum için
seçimler yapılmaktadır. Ancak öğrenci seçiminin hiçbir yaptırım gücü olmaması
nedeniyle ilginin olmadığı hatta bazı birimlerde zoraki bazı öğrencilerin
isimlerinin yazdırıldığı basına yansımaktadır. Batı üniversitelerinde her tür
düşünce seçime girdiği için militan nitelikli kendini alanında yetiştirmiş,
lider vasıflı kişiler ön plana çıkmaktadırlar. Bugün Avrupa ülkelerinin bir çok
devlet başkanları ve başbakanları öğrenci birliği liderlerinden
gelmektedirler.&nbsp; </p>
<p><b>8. Öğretim Üyelerinin Özlük Hakları&nbsp; Sorunu</b></p>

<p>&nbsp;Üniversite öğretim üyeleri bugün toplumda
aldıkları maaşla değerlendirilir duruma gelmişlerdir. ‘Maaşın kadar konuş’
anlayışı toplumda genel-geçerli hale gelmiştir. Tıp ve diğer bir iki meslek
dışındaki öğretim üyelerinin düşük maşlarının dışında hiç bir ek gelirleri
bulunmamaktadır. Artık bir çok öğretim üyesi yoksulluk sınırında bulunmaktadır.
Düşünme yeteneği yüksek olan bir meslekteki bir kişinin düşündüğü gibi
yaşayamaması bir tarafa, artık günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmesi
çok acıdır. Bir de az çalışıp veya hiç çalışmadan çok harcayan kişilerin
yanında boynu bükük duruma düşmesi ise içler acısı bir durumdur. Niteliksiz bir
işçinin bir profesörden daha fazla maaş aldığı bir ülkede bilim adamının
bilgiye yatırım yapması da beklenmemelidir. Bilginin en yüce değer olduğu, her
zaman her toplum katmanında ağırlığını hissettirmelidir. </p>

<p>Öğretim
üyeleri kendilerini geliştirebilmesi için sürekli bir okuma eğilimi içerisinde
olmalıdır. Holistik (bütünsel bakış açısı) felsefi görüşlerinin gelişmesi için
yalnız kendi özel konusu dışında da değişik kaynaklara sahip olması
gerekmektedir. Yabancı yayınların ne denli pahalı olduğu bilinmektedir. Öğretim
üyelerinin maddi anlamda daha fazla eğitim malzemesi edinebilmesi için maaşına
ek olarak yılda iki defa eğitim yardımı alması bir zorunluluk haline gelmiştir.
Üniversitelerin çalışma ortamları günün koşullarına göre yeniden düzenlenmeli
ve ekipmanlar yenilenmelidir. Öğretim üyelerinin çalışma ortamları son derece
sağlıksız ve çalışma verimliliğini düşürecek düzeydedir. Bilgi toplumunun en
çok tartıştığı bir ortamda hiç bir öğretim üyesine bilgisayar dahil İnternet ve
diğer yardımcı öğretici araçlar sağlanmamakta, öğretim üyeleri bunları kendi
olanakları ile sağlamaktadır. Kullanılan eğitim teknikleri halen istenilen
düzeyde değil, dersler çok eskilerden çevrisi yapılmış kaynaklarla
yapılmaktadır. Öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu son yılların bilimsel
faaliyetlerini yeterince takip edemedikleri için aynı ölçüde öğrencilerine
dünyadaki son gelişmeleri aktaramamaktadırlar.</p>

<p>Son yıllarda açılan vakıf
üniversitelerinin çoğunun fiziki mekanının nerede olduğu bilinmez iken bilimsel
yayın sıralamasında ön planda oldukları görülmektedir. Nerede, ne zaman ve
nasıl yapıldığı malum yada meçhul bilimsel çalışmalar? Devletin kendi
üniversitelerini üvey evlat olarak gördüğü ortamda üniversitelerin yetenekli ve
başarılı elemanları yüksek ücretlerle üniversitelerine transfer ederek bilimsel
anlamda önde olduğu mesajı kamuoyuna yansıtılmaktadır. Bu durum hem etik hem de
ülkenin bilimsel geleceği ve gelişimi için doğru değildir. Bu güne kadar ciddi
anlamda öğrenci ve bilim adamı yetiştirmesi mümkün olmayan kar amaçlı veya
siyasi amaçlı vakıf üniversiteleri kamu üniversitelerinin altını oymaktadırlar.
Artık üniversite öğretim elemanları daha iyi bir gelecek için vakıf
üniversitelerine geçmeyi bir meziyet olarak görmektedirler. Gidenlere ise gıpta
ile bakılmaktadır.&nbsp; </p>
<p><b>14. Nitelikli Öğrenci Bulma Sorunu</b></p>

<p>Son 20
yılda sürekli sistem değiştirmekle meşgul olan ÖSYM halen doğru&nbsp; tercihini yapabilmiş ve eğilimi gelişmiş
öğrencisini belirlemede yeterince başarılı olamamıştır. Kendi öğrencisini
kendisi seçemeyen üniversiteler, gösterdikleri performansa ve ÖSYM sınav
sonucuna göre öğrenciler tarafından tercih önceliği görmektedirler. Çoğunlukla
yabancı dil bilgisi veren ve alt yapı sorunu olmayan üniversiteler bugün gözde
kurumlar olarak en yüksek puanı alan öğrenciler tarafından tercih
edilmektedirler. Söz konusu üniversiteler eğitimlerinin ciddi olması ve
mezunlarına piyasada rahatlıkla iş bulmaları nedeniyle bir sonraki dönemdeki
öğrenciler tarafından da gelecek güvencesi vaat ediyor diye tercih
edilmektedirler. Diğer bir gurup üniversitelerde öğrenciler geldikleri gibi
dört yıl boyunca aldıkların dersin hocasının tutumuna göre ders çalışmakta ve
derslerini tamamladıktan sonra performansının gösterebildiği ölçüde yer
edinmeye çalışmaktadır. Yerleşik üniversiteler lisans öğrenci sayısının düşürüp
daha yüksek puanlı öğrenci almayı tartışırken, çoğunlukla taşra
üniversitelerinde ek ders ücreti ve ikili öğretimin getireceği ek gelirden
dolayı&nbsp; ikili öğretime geçerek çok sayıda
düşük puanla öğrenciyi bünyelerine toplamaya başlamışlardır. Ayrıca YÖK daha
çok öğrenciyi üniversiteye yerleştirmek için bölümlerin kontenjanları üzerinde
öğrenci alarak üniversite eğitiminde kalitenin düşmesine neden oluşturmaktadır.
Üniversite kapılarında bekleyen 1.5 milyon gencin geleceği için vakıf üniversiteleri
veya Kıbrıs’taki özel üniversiteler kısa vadede çözüm olmakta fakat uzun vadede
asla çözüm olamamaktadır. </p>

<p>Bir
tarafta milyonların üniversite kapısında dayandığı bir oramda, 25-30 yaş
arasındaki yüz binlerce üniversite mezunu gencin iş bulmaması diğer taraftan
çeşitli kamu ve özel kuruluşları teknik eleman sıkıntısı çekmektedir. Buna akıl
erdirmek mümkün değildir.</p>

<p>Bugün
yüksek öğrenim gençliği ciddi anlamda verimsizleştirilmiş durumdadır.
Üniversite eğitiminde ezbercilik ve test usulü sınav sistemi sonucu, bilimsel
rapor dahi yazamayan, ifade yeteneği gelişmeyen kişiler oluşmaktadır. Büyük
çoğunlukla öğrencilerin belirli bir felsefesi ve dünya görüşünün olmadığı
belirmektedir. Bilgi çağında bir çok mezun dahi bilgiye nasıl ulaşılacağı
konusundan yoksun durumdadır. Kütüphaneye uğramadan mezun olan on binler yarın
toplumun önünü tıkayacaklardır. Ne yazık ki bunda bireysel olarak öğretim
üyelerinin payı da bulunmaktadır. Yapılan anket çalışmaları öğretim üyelerinin
büyük çoğunun öğrenci merkezli oldukları ve çağdaş öğretim tekniklerini ve
değerlendirme tekniklerini bilmedikleri belirlenmiştir. Böyle gelen
öğrencilerin bilinçsiz ve amaçsız gidişatın önünü kesmek ve öğrencileri belirli
amaçlar etrafında yönlendirmek ve gelişmelerine yardımcı olacak sistemlerden
geçirmek ve tartışma ortamlarını yaratarak öğrencileri yaşamın parçası haline
getirerek ileriye yönelik üretimin içerisine sokulması gerekmektedir. Açıkçası
mevcut sistemde YÖK tarafından belirlenen alana yönelik müfredatının dışında
kişinin gelişimini sağlayacak tarih bilinci felsefe ve diğer konulara yönelik
hiç bir ders veya model bulunmamaktadır. Felsefesi gelişen ve mezun olan
üniversiteliler üretimi gerçekleştirecek anlayışı ve beceriyi göstermektedir.</p>

<p>Üniversite
kapısına kadar çok az eğiterek gelen ve 18 yaşındaki gence bir de
üniversitelerin yetersiz sosyal olanakları ve okuma eğiliminin gelişmemesi
sonucunda kişilik ve kimlik bunalımı yaşayan, işe giremeyen, girişimsiz genç
bir kuşak oluşmaktadır. ODTÜ, ITÜ ve Boğaziçi Üniversiteleri öğrencilerini
yönlendirme konusunda ve kişilik gelişimine kısmen katkıda bulunmaktadırlar.</p>

<p>Hayatının
en verimli çağının geçtiği üniversite ortamı halen gerçek anlamda bir eğitim ve
kişilik kazanım ortamı haline gelemedi. Bu durum taşra üniversitelerinde yaygın
olup bazı meslek dallarında daha düşük puanla öğrenci alan fakülte ve
bölümlerde daha da yaygın olmaktadır. Gerçek anlamda sosyal kolların
oluşmadığı, kişilerin hobilerinin olmadığı ortamlarda kişilerin öz güvenleri
zayıflamakta ve kendi değer yargılarının ötesine geçmemektedirler. Bir çok genç
üniversite ortamında eğilimleri gelişmemekte bazı durumlarda aileden aldığı
değer yargıları ile yol almaktadır. Bugün Üniversitelerin Mediko sosyal
üniteleri gerçek anlamda güçlendirilmeli ve her türlü düşüncenin sergilendiği
ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri ortamların sağlanmasına yardımcı
olacak ölçüde donatılmalıdır. </p>

<p>Üniversitelerin
bu konudaki bir diğer sorunu sık sık yapılan öğrenci aflarıdır. Bugüne kadar
yapılan bütün araştırmalar aflar yaralı değil tam tersine eğitimin kalitesini
düşürdüğü belirlenmiştir. Bu konuda siyasilerin dar çıkar ilişkisine dayalı
öğrenci affı talepleri kaliteyi düşürdüğü gibi öğretim üyelerine
güvenilmediğinde hissettirmektedir. Hiç bir öğretim üyesi öğrencisini bilinçli
olarak sınıfta bırakmamıştır ve bırakmayacaktır da.&nbsp; </p>

<p></p>

<p><b>15. Yüksek lisans, Doktora&nbsp; Eğitimi ve Sorunları:</b></p>

<p>Üniversitelerimizin
dinamik bilim temellerini oluşturan her yönüyle gelişmiş iradeli, çok yönlü
bilimci nitelikteki eleman bulma isteği ne yazık ki sistem sorunu nedeniyle bir
türlü aşılamaktadır. Değişik ülkeler akademik kadrolarının nasıl oluşacağını belirlemişler
ve doğal olarak bütün süreçlerden başarı ile geçenler, kendi başına proje
üretebilen, yayın yapabilen, öğretme yeteneği olan kişiler yüksek lisans,
doktora ve doktora sonrası post-dok süreçlerinden geçen birikimli kişiler
üniversitelere kadrolu elaman olarak alınmaktadır. Bizde akademik kadrolar
başlangıçta tespit edilmektedir. Bir kısmı Dekanlıkların sürekli kadrolarında
başardıkları için başarısız olsalar da bir daha uzaklaştıramamaktadırlar, bir
kısmı da Enstitü kadrolarında kayıtlı Yüksek Lisans öğrencileri arasından
seçilmektedir. Bir kısmı da bir çok kişi hiç tanınmadan, bilinmeden burslu
olarak geleceğin öğretim elemanı olarak yurtdışına gönderilmiş ve bir kısmı da
araştırma görevlisi olarak daimi kadroda öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadırlar.
Söz konusu kişiler Doktoralarını bitirir bitirmez doğal olarak Yardımcı doçent
veya doçent kadrolarına atanmak istemektedirler. Tabii duygusal bir toplum
olduğumuz için özlük hakları kaybolmasın diye hemen kadro olanakları
sağlanmaktadır. Fakat bunun yerine gerekirse bir başka kurumda belirli
dönemlerde doktora sonrası çalışmalara katılmış ve bu konuda kendisini
ispatlamış kişilerden yararlanılmalıdır.</p>

<p>Son
yıllarda yüksek lisans öğrencilerin sayısının önemli derecede düştüğü
görülmektedir. Bir kaç nedeni olan bu düşüşün en önemli nedeni ülkemizde Yüksek
lisans ve doktora yapmanın kişiye getirdiği hiç bir avantajın olmamasıdır. İşe
girmede hiç bir önceliği olmayan yüksek lisans öğrenimi 23-24 yaşından sonra
bir daha 2-3 yıl maddi yardım almadan okumanın hiç bir yararı görülmemektedir.
Bu bağlamda yüksek lisans öğrenimi kayıp olarak değerlendirilmektedir. </p>

<p>Bir
diğer sorun da yabancı dil baraj sorunudur. Öğrenci aflar ve yabancı dil
puanının aşağı çekilmesi yüksek lisansa ilginin artmasına yardımcı
olmayacaktır, zira sorun daha çok geleceğe yönelik kaygılardan
kaynaklanmaktadır.&nbsp; </p>

<p>Uzun
vadede yüksek lisans öğrencilerinin istihdam ve burs sorununun çözümlenmesi ve
yüksek lisans ve doktora öğrenimi yapanlara kamuda işe girerken öncelik
tanınması ile üniversitelerde bilim yapacak insan kaynaklarının akışını
sağlayacaktır. Bilindiği gibi bütün dünyada araştırmalar yüksek lisans ve
doktora öğrencileri tarafından yapılmaktadır. Bütün yüksek lisans ve doktora
öğrencileri, Ar. Gör dahil maaşları projelere bağlanmalı ve proje asistanlığı
adı altında yeniden şekillendirilerek güçlendirilmelidir. Üniversitelerde
yüksek lisans ve doktorada başarılı olanları kendi bünyelerinde tutarak ileriye
yönelik kadro oluşturmak için seçim şansı kazanmış olurlar. </p>

<p>&nbsp; Bildiğiniz gibi geçen hafta sonu Lisansüstü Eğitim Sınavı
(LES) yapıldı. Son sınıf öğrencilerimizin gelecek ile ilgili kaygıları
nedeniyle sınav öncesi çok heyecanlı olduklarını gözledim. Öğrencilerin ve
mezunlarımızın en büyük şikayeti üniversitede bir yakınlarının olmaması
nedeniyle Araştırma görevlisi kadrosuna alınmadıkları, büyük bir çoğunluğu ise
çok erken dönemlerde böyle bir isteği olsa bile bunun gerçekleşmeyeceğini
düşündüğü için bu arzusundan vazgeçmektedirler.Üniversitelilik bilincinin ve bilim
heyecanının öğrencilik yıllarından başlamak üzere Ar-Gör ve Doktora döneminde
şekillenip geliştiği için öğrencinin yeteneği ve becerisi doğrultusunda nepotist yaklaşımlara müsaade etmeyecek sistemlerin güvencesini görmesi
gerekir. </p>

<p>&nbsp; Konuya ilişkin bir diğer ciddi sorun ve eleştiri de
Ar-Gör olacak kişilerin mutlaka bağlı bulunduğu Enstitüde kayıtlı olmaları
zorunluluğudur. Örneğin bir kişi eğer Ar-Gör. kadrosu ilanına başvurması için o
Üniversitenin ilgili ana bilim dalının bağlı olduğu Enstitüye öğrenci olarak
kayıtlı olmuş olması gerekiyor, aksi taktirde kişinin Ar-Gör olma şansı hiç
olmayacaktır. Bu da inbreeding’in en büyük nedenlerinin başında gelmektedir.
Aynı zamanda bu eşitlik ilkesinde de aykırı düşmektedir. Umarım bu konuda YÖK
ve üniversiteler konuyu çok boyutlu olarak tartışarak bir çözüm yolu
bulabilirler. <b>Açıkçası yetenekli, çalışkan bilim yapabileceğini düşünen
biri, onun bunun adamı olmadan kendi yeteneklerinin ve çalışmasının karşılığını
alacağına inanması ve görmesi için merkezi bir sınav ile Araştırma görevlileri
alınabilmelidir. </b>Bu şekilde alınacak kişilerin gelecekte üniversitelerin
omurgasını oluşturmaları nedeni ile mutlaka bilimsel araştırıcılarda aranan
bazı kriterlerin mutlaka ölçecek düzeyde bir sınavdan geçirilmesi gerekir. </p>

<p>Üniversite
çeşitliliği sağlamak için başarılı kişiler lisansını hasbel kader bir başka
üniversitede bitirmiş olabilir. Eğer kişi yetenekli ise bir şans daha vererek
yeteneğini istediği gibi değerlendirebilmelidir. Her tür rüşvet, adam kayırma
ve nepotist zihniyetlerin önüne geçmek için yapılacak bir sınav kamuoyu
tarafından büyük destek görecektir. </p>

<p>Şeffaf
bir toplum için, üniversitelere daha yetenekli öğrencilerin alınması için
benzer bir sınav şimdilik doğru bir tercih olacaktır. </p>
<p>Türkiye’de bilim Adamı
yetiştirme konusunda bazı öneriler:</p>
<p>1. <span>&nbsp; </span>TUS benzeri bir sınavla geleceğin bilim insanları seçilebilir. Özellikle
kuşkuculuk, esin ve düşleme ve&nbsp; analitik
düşünme gibi kapasitesi yüksek kişilerin seçilmesi için ilgili Eğitim Bilimleri
fakültelerinin hazırlayacağı sınavlardan geçen kişilerin akademik çalışmanın
ilk aşamaları olan Yüksek Lisans ve Doktoraya alınarak yarınların bilim adamı
kadroları oluşturulabilir. Einstein bilimin kökeninden esin ve kuşku
bulunmaktadır demektedir. Bilim insanı olarak seçileceklerin mutlaka çok yönlü
ve sezgili olmaları gerekmektedir. </p>

<p>2. <span>&nbsp; </span>Araştırma görevlisi unvanı kaldırılmalı, bunun yerine Proje asistanlığı
getirilmeli. Bu şekilde projesi olan öğretim üyesi projelerinde yararlanmak
üzere asistan alabilmeli. Projesi olmayan asistan almamalıdır. Bu şekilde
Yüksek Lisans ve Doktora çalışması da yapılabilir.&nbsp; </p>

<p>3. <span>&nbsp; </span>Doktorasını bitirmiş öğrenciler yine projesi olan öğretim üyeleri ile
doktora sonrası araştırma için çalışabilirler. Bu mümkünse başka birimlerde
yapılmalıdır.</p>

<p>4. <span>&nbsp; </span>Üniversiteye atanacak öğretim üyesi bu şekilde usta-çırak ilişkisi ile
projelerde yetişen doktoralı öğretim üyelerinden atanmalıdır. </p>

<p>Bu şekilde
kayırma ve duygusallıktan kurtulmuş olunur. </p>
<p><b>16. Nitelikli Öğretim Üyesi ve Elemanı Bulma Sorunu</b></p>

<p>Üniversitelerin
esas itici gücü olan nitelikli öğretim üyesinin yetiştirilmesi ve geleceğin
kadrolarının inşası üniversiteleri ve YÖK’ü en çok meşgul eden sorunlarının
başında gelmektedir. Halen bir çok üniversitede öğretim elemanlarının atama
ilkeleri oluşturulmamış, atamalar çoğu zaman siyasi eğilimlere ve hatta bazı
yerlerde cemaatlere yakınlığına göre yapıldığı söylenmekte, ya da rektörlerin
oy deposu olarak değerlendirilmektedir. Üniversitelerin son devir-teslim
törenleri üniversitelerde üniversiteli yaşam biçimini benimsememiş kişilerin
davranışlarına tanık olmuştur.</p>

<p>Yine
son yılarda her ile bir üniversite açılması sonucu oluşan öğretim üyesi açığı,
öğretim üyelerinin maaşlarının yetersizliği ve siyasi tercihlerden dolayı
yetenekli ve çok yönlü bir çok kişiler bugün üniversitelerin dışına itilmiştir.
Bugün bir çok taşra üniversitesinde işe girmenin en kolay yolu olarak öğretim
üyeliği seçilmiştir. Üniversitelerde kalite sorununu çözmek için akademik atama
barajlarının düzenlenmesine çalışılmaktadır. Sonradan yapılacak bu tür
düzenlemeler yerine öğretim üyeliğinin cazibesinin artırılması ve bilginin
değerli olduğu bilincinin gerçekleşmesi ile üniversiteler nitelikli kişilerin
çalışma alanı olacaktır.</p>

<p>Geleceğin
kadrolarının oluşturulmasında etkin bir yöntem olarak bütün dünyada benimsenen
‘proje asistanlığı’ ve ‘post-doktor’ uygulaması ülkemizde işletilmediği için
çekirdekten yetişme ve kendini ispatlamış öğretim elemanı yetişmemektedir.
Öğretim üyesinin yetişmesi birlikte çalıştığı hocanın bilimsel aktivitesiyle
paralel yürümektedir. </p>

<p>&nbsp; Akademik
aşama olarak kabul edilen doktora sonrası unvanlar bugün en çok tartışılan
konuları oluşturmaktadır. Objektivitizimden çok dil barajı ve subjektivizimin
ağır bastığı akademik aşama yapma anlayışı artık dejenere olmuştur. Son 20
yılın bilânçosu üniversitenin bünyesine yerleşmiş, üretkenliği düşük, vizyonu
olmayan, dünyaya açılma cesareti olmayan ve yerel ölçekte düşünen hatırı
sayılır öğretim üyesi ordusu oluşmuştur.&nbsp;
</p>

<p>YÖK ve
Milli Eğitim Bakanlığı öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurt dışına
gönderilen öğrencilerin bir kısmının sonradan tarikatlarla ilişkisi olması ve
bir kısmının başarısız ve bir kısmının da bulundukları ülkede kalmayı tercih
etmeleri nedeniyle istedikleri başarıyı yakalayamamıştır. Öğrenimlerini
tamamlayıp geri gelenlerin çoğunluğu yeni kurulan üniversitelere
gönderilmişlerdir. Yeni üniversitelerde maddî ve manevi olanaksızlıklar yanında
kendilerine alt yapı olanaklarının sunulmaması, çalışma ortamı yaratmak için
proje yapacak kurum bulamaması gibi sorunlardan dolayı çoğu gençler bugün
yalnızca ders vermekten öteye geçememişlerdir. Bu da üniversite tabelâsına
sahip bazı kuruluşları ‘ yüksek lise’ kategorisine dahil etmiştir. Ek ders
ücreti uygulaması ile öğretim üyeleri hafta da 40 saat ders veri duruma
getirilmiştir. Bu öğretim üyelerinden bilimsel çalışmaya zaman ayırması,
araştırma ve yayın yapması beklenmemektedir. Öğretim üyesi zamanının büyük
çoğunluğunu ders vermeye adadığı için kendisine de geliştirememektedir.</p>
<p><b>Birlikte veya Takım Çalışması
Eksikliği</b></p>

<p>Üniversitelerde
altyapı olanaklarının etkin kullanımı problemi de vardır. Bir çok alanda sık
sık kullanılmayan fakat gerekli cihazların kullanımında kişilerin bencil
davrandıkları, başkasına kullandırmadıkları bunun yerine herkesin kendi
cihazını temin etme yoluna gittiği görülmektedir. Hatta aynı bölüm içerisinde
kişilerin kendilerine ait altyapı oluşturarak başkasının bundan yararlanmasını
engelledikleri hep bilinen gerçeklerdir. </p>

<p>Bu
bağlamda bu kadar çok cihaz edinmek yerine, mutlak gereken chizların rasyonel
kullanımı için az gelişmişlik psikolojisinden kurtulup biraz daha paylaşımcı ve
bilim insanına yakışır bir şekilde birlikte kullanımına özen gösterilmelidir.
Aynı şekilde üniversitelerde ortak alanı olan bilim insanları bir araya gelerek
çalışma gurupları oluşturulmalıdır. Birlikten kuvvet doğar prensibinden hareket
edilerek değişik bakış açıları olan bilim insanları karşılıklı fedakarlık
göstererek daha sağlıklı çalışmalar yapılabilir.</p>

<p>Bir çok
bilim insanımız ise gerçekten son derece çalışkan ve üretken fakat aynı ölçüde
bencil olduklarından paylaşımcı değillerdir, bu nedenle de doyumsuz ve aynı
ölçüde mutsuz olmaktadırlar. Bu ve benzeri kişiler Bertrand Russel’ın dediği
gibi bilimi çoğunlukla kendi egolarını tatmin etmek için yapmaktadırlar. Bu ve
benzeri kişilerin belirli bir dünya görüşleri olmadığı için popülist ve sürekli
ön planda kalmak için çok çalışıyor imajı vererek gündemde olmayı
yeğlemektedirler. Yaratmak istedikleri insan tipi ise kendilerini ilahlaştırmak
ve diğerlerini adeta kendilerine köle gibi bağımlı kılmaktadırlar. Bir diğer
bilim insanı tipi ise son derece yetenekli, üretken, kapasitesi son derece
yüksek fakat felsefesizlikten dolayı kendi kendine iş yapma yetkisi kazanmadığından
bilim için fazla da faydalı olamamaktadırlar. Aynı zamanda bazı kişiler iş
bulamadıkları için tabiri caizse ahbap çavuş ilişkileri ile üniversitelere
kapağı attıktan sonra şu veya bu kişinin daktilo işlerini yaparak yayınların
son sıralarında yer alarak hiç bir katkıları olmadan üniversitelerin sırtında
birer kambur olarak adeta parazit olarak yaşamaktadırlar. Bir gurup bilim
insanı da var ki üniversiteyi bir gelir kapısı olarak görmektedirler.
Üniversite ortamını kullanarak dışarıda iş yapmaktadır. Değişik şirketlere
yakınlarını ortak ederek danışmanmış gibi davranmaktadırlar.&nbsp; </p>
<p></p>

<p><b>Yeni YÖK Yasasının Akademik Kadroların Oluşturulmasına
İlişkin&nbsp; Görüş</b></p>

<h1>Otomatik
Akademisyenlik mi geliyor?</h1>
<p>Her ne kadar 1981 yılında yürürlüğe giren 2547
Sayılı Yükseköğretim Kanununun (YÖK) yasası 35 kez değişiklik geçirmiş ise de
hala çağdaş anlamda bir yüksek öğretim yasasından uzak olduğu yönündeki
görüşler ağırlık kazanmaktadır. 22 yıllık süre içinde sürekli tartışma konusu
olan YÖK yasası bugün yüksek öğretimle ilgili çevrelerce ve kamuoyuca
tartışılmakta ve Dünya eğitim normlarına uygun yeni bir yasanın çıkarılmasını
gerektirmektedir. Ancak Milli Eğitim Bakanı tarafından önerilen yeni YÖK yasası
da beklenilen ölçüde yüksek öğretimin sorunlarına köklü çözüm getirmekten uzak
görülmektedir. </p>

<p>YÖK üyelerinin belirlenmesinin siyasi erkin
etkisine bırakılması, ÖSYM’nin işleyiş şekli yasa taslağına yapılan en büyük
eleştiriler olarak görünmektedir. Ancak üniversitelerin eğitim ve insan gücü
yetiştirmesi açısından yeni yasa ciddi kaygılar oluşturmaktadır. Yeni yasa 2547
sayılı YÖK Yasasındaki merkeziyetçi yönetim anlayışını yumuşatarak korumakla
birlikte AB uyum yasalarının ademi merkeziyetçi anlayışı ile uyuşmamaktadır.
Ayrıca bu yasa tasarısı birbirinden farklılık gösteren üniversiteleri tek bir
şablonla tek düze hale getirmeye çalışmaktadır. Batılı standartta,
üniversitelerin kendi inisiyatiflerini kullanmasına ve yerel, yapısal vb
özelliklerine göre farklılaşabilmelerine olanak sağlayabilmelidir. </p>

<p>&nbsp; Taslaktaki
modern batı üniversitelerinde görülmemiş bir seçme yöntemi olan merkezi sınav
ile yükseköğretim kurumlarına öğretim üyelerinin alınması gelmektedir ki bu
üniversitelilik bilincinden çok okulluluk anlayışına daha denk düşmektedir.
Ülkemiz üniversitelerinin yasa ve yönetmenliklerden önce gelen en önemli sorunu
bilim adamlarının yetiştirilmesidir. Gösterilen bütün iyi niyetli çabalara
rağmen Türkiye’de halen istenilen kalitede ve nitelikte bilim adamı
yetiştirilememiştir. Temelde üniversitelilik bilinci oluşmadığı için iktidarlar
güçlerini sağlamlaştırmak için bilimin gücünü elinde tutmak istemektedir.
İnsanlığın birkaç bin yıllık tarihinde bilim kuruluşları ve iktidarlar
çatışması sürekli olmuştur. Bugün yeniden yapılandırılmaya çalışılan yeni YÖK
yasasında en çok tartışma konusu olan YÖK üyeleri kimlerden oluşmalı, rektör
kim olmalı, meslek liseleri mezunları nasıl üniversiteye yerleştirilmeli
anlayışının altında aslında güç çatışması yatmaktadır. İktidarlar kendi
istediği adamları üniversitelere yerleştirerek gücü kontrol edeceklerini
düşünüyorlar. Ancak gelişmiş ileri ülkelerde tarih hep statükocuların değil,
dinamiklerin değirmenine suyun aktığını göstermiştir. </p>

<p>Bütün dünyada bilim ordusunun oluşturulmasında
(gelecek yüzyılların ordusu artık bilim gücü olacaktır) bilgi, liyakat, zeka,
yeteneklilik yanında yüksek motivasyon ve yaratıcılık gibi meziyetlere sahip
kişilerin yüksek seçiciliği aranırken bizde daha çok kişisel tercihler, adam
sendecilik, mümkün olduğunca bağlı olduğu otoritenin isteklerine karşı boyun
eğen kişiler daha çok tercih edilme eğilimi göstermektedir. Üniversite
akademisyen kadrolarının oluşturulması konusunda YÖK yasası özelikle doçentlik
ve profesörlük için, bazı önemli ve sınırlayıcı önlemler almasına rağmen, yine
de istenilen düzeyde çağdaş bir yapılanma sağlayamamıştır. Yeni YÖK yasasında
belirtilen aşağıdaki maddeler ile dinamik bir üniversite anlayışının tersine
sanki öğretmen ataması yapılıyormuş gibi otomatik öğretim üyeliği atanması
esası getirilmeye çalışılmaktadır. Sayın Bakan Hüseyin Çelik Bey yeni yasa ile
üniversite öğretim üyeliği konusunda basına yansıyan demeçlerinde <i>“</i><i><span>Üniversiteler kapalı sistem özelliği
göstermektedirler. A üniversitesine B üniversitesinde doktora yapanlar
alınmamaktadır. Üniversite ilanlarına bir göz atıldığında alınacak kişilerin
özellikleri tanımlanmış gibidir. Ayrıca kadro işi tamamen rektörlerin kişisel
inisiyatifine ve oy kaygısına kalmış bir durumdur. İstediklerine kadro
verilmekte, istemedikleri yıllarca bekletilmektedir. Tasarı ile merkezi sınav
getirilmekte ve başarılı olanlar görevlendirilmektedir</span></i><span>” demektedir. </span></p>

<p><span>Sayın Bakanın bu konuda
yaptığı şikayetler doğru, bu bağlamda üniversitelere verilen kendi bilim insanı
kadrolarını usta-çırak ilişkisi içerisinde yetiştirme yetkisi maalesef bazı
birimlerde yanlış kullanılmıştır. Genelde hepimizin şikayet ettiği ancak çoğumuzun
başvurduğu, nepotist yaklaşımlar, adam sendecilik, “gelene ağam, gidene paşam”
anlayışından dolayı hak edenin yerine adamını alma gerçekleşmiştir. Ancak bunun
çözüm yolu kimin üniversite öğretim üyesi olacağının merkezi ÖSYM sınavı ile
değil, daha çok&nbsp; </span>bilimsel liyakat ölçütleri ile sağlanması gerekir. Bütün dünyada bilimsel
liyakat ölçütleri belli olmasına rağmen nedense bizde bu ilkeler bir türlü
benimsenmemiştir. </p>

<p>Bilimsel liyakat ölçütleri önerilen yeni taslakta
tanımlanmamıştır. Modern üniversite anlayışında bilimsel liyakatin birincil
ölçütü bilim adamının uluslararası ölçekte yürüttüğü araştırma faaliyetleri ve
bunların ürünleri yanında bilim adamının meslektaşları tarafından hakkında
oluşan kanaatin rapor edilmesi ile belirlenmektedir.</p>

<p><b><i>Yasa önerisinin </i></b><i>27, 29
ve 30 ve müteakip maddelerinde<b> konu edilen Yardımcı doçentlik, Doçentlik ve
Profesörlüğe </b></i>atama ilkeleri üniversite mantığı ile
bağdaşmamaktadır. <u>Araştırma Görevliliğinin sınav ile belirlenmesi kısmen
kabul edilmektedir ancak Yard. Doçentlik gibi bilim adamlığının önemli aşaması
nasıl bir sınav ile belirlenecektir? Her anabilim dalı için ayrı ayrı mı sınav
yapılacaktır? Yoksa merkezi tek bir sınav mı yapılacak?. Sonra üniversiteler
arasında eğitim niteliği yönünden derin farklılıklar varken Boğaziçi
üniversitesinden bir aday ile Sütçü İmam Üniversitesinden bir aday nasıl
yarışacak? Bu sorun nasıl giderilecek?.</u></p>

<p>Önerilen yasa<b><i>nın Madde </i></b><i>27"de konu edilen <b>Yardımcı
doçentliğe atama ile</b> ilgili olarak ilan edilen kadrolara yerleştirmelerde
"OSYM tarafından yapılacak merkezi bilim sınavına göre adayların
tercihleri doğrultusunda yapılır" denilmektedir. </i></p>

<p>Mevcut öneri ile Yard. Doçentlik için
yapılacak bir merkezi sınavla ilgili bilim disiplinin adının belirtilmeden
sadece Bilim alanı adı ile yapılacak ilana kişinin herhangi bir disipline
yönelik uzmanlık yeterliliğinin ölçülmesi konusunda ne denli sağlıklı
yapılacağı kuşkusu ortaya çıkmaktadır. Diyelim ki A ve B disiplinlerinde birer
kadro talebine karşı sınavı C bilim disiplininde doktorasını tamamlamış iki
aday kazandı, bu sorun nasıl çözümlenecek? Bölümlerin bilim disiplinleri nasıl
oluşacak? </p>

<p>Ayrıca s<u>ınavı kazanamayan araştırma
görevlerilerinin durumu ne olacak? İşine son mu verilecek? Doktorasını bitirmek
üzere olan çok sayıda kişi ne olacak? Üniversitede yer bulamayan kişiler hangi
araştırma kurumunda istihdam edileceklerdir?. Bir de şu veya bu şekilde
doktorasını tamamlayan, ancak akademisyen olacak nitelik taşımayanların durumu
ne olacak?&nbsp; Bu konu son derece önem
taşımaktadır.</u></p>

<p>Genelde akademisyenlik bütün dünyada üniversite
geleneği ve kurumsallığı çerçevesinde usta-çırak ilişkisi içerisinde işlenir.
Akademisyenlik bir yaşam biçimi olarak her alanda genel bilgi birikimi yanında
kendi konusunda derinlemesine bilgi ile donanmış, aydınlanmış, kişisel
ihtiraslarını aşmış doygun, bilimsel zeka yanında duygusal zeka ile bezenmiş
kişilerden oluşur. Son yıllarda üniversiteler bir iş bulma kapısı olarak
gözükmekte ve öğretim üyelerine bir öğretmen gözü ile bakılmaktadır. Bu da
üniversitelilik bilincinin henüz oluşmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Üniversite hocasının birinci işi bilimsel çalışmalar yapmak, bilgisini ve
görgüsünü sürekli yenileyerek gelecek kuşaklara aktarmak yanında toplumun
gelişimine katkıda bulunacak aydınlatıcı ulvi görevle yapmaktır. Yoksa 8-17
saatleri mesaisi içerisinde kendisine verilen işi yapan, birilerinin bir
makalesinin üzerine ismini yazdırtarak olacak bir şey değildir. Halkın da
görmek istediği bilim adamı tipi, konusunu bilen, üretken ve aynı zamanda, toplumsal
bilinci gelişmiş, aydınlanmış ve dünya ile bütünleşmiş kişiliklerdir. Bu
bağlamda akademisyenliğe soyunan kişiler bu bilinci ve sorumluluğu taşımak
zorundadır. </p>

<p>Batılı anlamda üniversite anlayışının ülkemize
yansımasının 70 yıllık bir geçmişi var. Bu anlayıştan hareket edilerek herhangi
bir liseye bir öğretmen Kamu Personel Sınavını kazandığı zaman ataması
yapılabilir, ancak öğretim üyesinin sıradan atama ile değil, yaratıcılığı,
motivasyonu, zekası ve&nbsp; bilimsel liyakati
dikkate alınarak yapılması gerekir. Bu anlamda yeni YÖK yasasında bu ilkeler
dikkate alınarak öğretim üyesi yetiştirme sorunu batılı ölçütler içerisinde değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda öğretim üyesi alımında sorumlu olan yöneticilerimiz ve
hocalarımızın uzun vadeli ülkemizin bilimsel kalitesinin yükseltilmesi için hak
eden nitelikli eleman seçimine dikkat etmeleri gerekmektedir. </p>

<p>&nbsp; Bir
diğer konu da taslakta belirtildiği gibi Yardımcı doçentlik bir şekilde
"devamlı bir kadro" haline getirilmeye çalışılmakta olup bu durum
akademik kaliteyi yükseltme iddiasından vazgeçmek anlamına gelmektedir. Bugün
mevcut yasada da belirtilen ölçütlere göre ilerleme kaydedemeyen Yard. Doç.
Adaylarının tamamı yabancı dil barajına takılanlardan oluşmaktadır. Ancak
üniversite kalitesi için mutlaka akademisyenliğin her kademesinde belirli
aralıklarla performansları değerlendirilmelidir. Örneğin TÜBA Yard. Doçentlik
süresini “altı yıl ile sınırlandırılmasını” önermektedir
(http://www.tuba.gov.tr/yok.html). </p>

<p>Diğer bir sorun da taslağın Madde 8/b 14’de
belirtildiği şekilde Üniversitelerarası Kurulun. "Doçentlik sınav
jürilerini tüm profesörler arasında eşit dağılım gözeterek"</p>

<p>belirlemesi akademik liyakat ölçütleri ile
bağdaşmamaktadır. Bilindiği gibi 1980’li yıllarda çıkarılan yasa ile liyakat
ilkesi (hiçbir uluslar arası bilimsel yayını olmayan, ciddi bir proje
yürütememiş) uygulanmadan çok sayıda kişi profesör olmuştur. Bu bağlamda
akademik liyakat koşulunu yerine getirmeyenlerin akademisyen adaylarını
değerlendirmesi çok sakıncalı olabilir.&nbsp; </p>

<p><b>Doçentliğe ve
Profesörlüğe yükseltme de h</b>alen yürürlükte olan yükseköğretim sisteminin uluslararası bilimsel yayın
performansı açısından belirli önkoşulları esas alan değerlendirme kriterleri
geliştirilerek uygulanmalıdır. Doçentlik ve profesörlük jürilerinde görev almak
için gene mevcut sistemde belirlenmiş olan kıstaslar korunmalı ve bu kıstasları
yerine getirmeyen profesörler değerlendirme jürilerinde görev almamalıdır.<b></b><b></b></p>

<p><b><i>Madde 29'da Doçentlik atanması kısmında ise </i></b><i>"çalışmakta olduğu
yükseköğretim kurumunda doçentlik unvanını alanlar için bu kadroların ilanında,
fakülte ve yüksek okulların talebi aranmaksızın, adayın rektörlüğe başvurusunu
takiben en geç bir ay içinde boş kadrolar ilan edilir" denilmektedir.</i><b></b></p>

<p><b><i>Madde 30’da profesörlüğe yükseltilme ve atanma
</i></b><i>"Bir
üniversitede; fakülte veya yüksek okulların talebi üzerine boş bulunan
profesörlük kadroları rektörlükçe bir ay içinde ilan edilir. Boş kadro
bulunmadığı taktirde, kadro için gerekli düzenlemelere adayın rektörlüğe
başvurusunu takiben on beş gün içinde başlanabilir ve bu işlemler en geç altı
ay içinde sonuçlandırılır " denilmektedir.</i></p>
<p>Madde 29 ve
30 üniversite etiği ve işleyişi ile bağdaşmamaktadır. Bilindiği gibi TSK’nde
aşağıdan yukarıya doğru sürekli en iyiler seçilerek taşınırlar. Anabilim
dallarının talebi, ihtiyaç ve kişinin yapacağı katkı beklenilmeden otomatik
olarak yapılacak bir atama akla başka sorunları getirir. Anabilim dalının
talebi, Bölüm Akademik kurulunun ve Fakülte yönetim kurulunun onayı
doğrultusunda, üniversite senatosu kadro ilan eder ve bilimsel liyakati olan
konunun uzmanı kişilerin olumlu görüşü ile kadroya atanır. Yoksa otomatik
öğretim üyeliği akademik kaliteyi yükseltme, rekabetçi yaratıcılık iddiasından
vaz geçmek gerekir ki bu üniversitelerde durağan memur anlayışı olan “salla
başını al maaşını” anlayışını meşrulaştırır.&nbsp;
</p>

<p><i>Madde 36- Öğretim yardımcıları;
belirli süreler için görevlendirilen araştırma görevlileri, uzmanlar,
çeviriciler ve eğitim-öğretim planlamacılarıdır. Araştırma görevlileri; Merkezi
yabancı dil sınavında başarılı olan araştırma görevlisi adayları; Üniversitelerarası
Kurulun ilgili bilim/sanat dallan için esaslarını tespit ettiği çerçevede ve
OSYM tarafından yapılan bilim sınavı sonucuna göre üniversitelerce belirlenen
kontenjanlar dahilinde ve tercihleri doğrultusunda yerleştirilirler”
denmektedir.</i></p>

<p>Bütün
dünyada öğretim üyesi kadrosunun oluşturulması, yukarıda belirtildiği çok yönlü
ve zorlu bir süreç içermektedir. Akademisyen olmak isteyen genç
üniversitelilerin ilk yıllarından itibaren bilimsel çalışmalar yanında
yaratıcılık ve kendini ifade yeteneği, dil bilgisi, matematiksel zeka ve
duygusal zekaya sahip olması gerekir. Fen Bilimlerinde başarı ile okulu bitiren
kişi, çalışmak istediği alanda projelere katılır, bilim yapabilme potansiyeli
proje lideri tarafından belirlenince akademisyenliğe aday olunur. Kadro durumu
ve koşullara bağlı olarak aşağıdan yukarıya doğru sürekli sınanarak tırmananlar
arasında en iyiler ve kendine güvenenler sürekli başarılı olur, diğerleri
ayıklanır.</p>

<p>Batının
modern üniversitelerinde Akademisyenlik şu süreçlerden geçmektedir:
Üniversiteyi belirli bir derecenin üzerinde bitiren gençler LES benzeri bir
sınavdan geçerek ve referansa bağlı olarak Yüksek Lisansa kayıt yaptırabilir.
Bunlardan burs bulanlar veya proje asistanlığı alanlar yüksek lisans veya
doktora derecesi için bilimsel projelerde çalışırlar. </p>

<p>Doktorasını
tamamlayan araştırıcı o zamana kadar gösterdiği performansa bağlı olarak
danışman hocasının da yardımı ile kendisine yeni projeler bulur ve bu
projelerde doktora sonrası unvanı ile (post-doktor) maaşını da alacak şekilde
birkaç yıl bu şekilde çalışır. Doktorasını tamamlamış kişi birkaç dönemlik
doktora sonrası sürede ürettiği ve yönettiği projeler ile kendisini
ispatlayarak akademik hayata geçişin yollarını aramaya çalışır. Bu arada
yayınlar yapar, kongrelere katılır ve kendini ispatlayan kişiler kendisi ile
ilgili ilan edilen kadrolara baş vurarak öğretim üyesi olmaya çalışırlar. Batı
üniversitelerinde bu bağlamda bilimsel kongrelere olan ilgi çok yüksektir.
Bölümler genç öğrencilerini kongreye katılmaya teşvik ederek kendini
ispatlamasını bir şekilde 'görücüye çıkması' sağlanır. Genelde de batı
toplumunda öğrencilerin özgüvenleri geliştiği için yeni bir ortamda bulunmayı
tercih ederler. Bu şekilde kendini yetiştirmiş, kendine güvenen kişiler
üniversite yönetimi ile pazarlık da yapma şansına sahiptirler. Büyük
üniversiteler iyi yetişmiş üretken elemanları ve iyi öğrencileri kapmak için
verdiği mücadeleyi iyi akademisyen kapmak için de vermektedir. Üniversiteye
alınan kişi sözleşmeli olarak işe başlar ve performansına bağlı olarak
üniversitedeki kariyerini sürdürür. Bugün modern batı üniversitelerinin
dinamikliği genelde bilim adamlarının kadro sorununu bir başka üniversitede ya
da ülke de rekabetçi bir ortamda aramasına borçludurlar. </p>

<p>Bizde
projeyi, öğrencinin tezini ve yapabilirse makaleyi hoca yazar, öğrenci&nbsp; ismini iliştirir. Sonunda akademik kadroyu da
hoca bulacağı için, hocaya bağımlı ve onun dediğinden dışarı çıkamayan yeni
nesil bir “hoca” türer. Ülkemizde ne yazık ki halen hiçbir kongreye gitmemiş,
kendi bilim topluluğunun eleştirisine uğramamış, kendi konusunda hangi
alanların tartışıldığını bilmeyen çok sayıda öğretim üyesi bulunmaktadır.</p>

<p>Bu sorun ülkemiz
üniversitelerinin en ciddi sorunudur. Ülkemizin çağdaş üniversite düzeyini
yakalayabilmesi için mutlaka bilim adamı yetiştirme sorununu batılı anlamda
çözmesi gerekir. Bugün ABD, Almanya ve İngiltere’de üniversiteye bilim adamı
nasıl alınıyorsa bizim de benzer şekilde bilim adamalarımızı yetiştirmemiz ve
atamamız şarttır. </p>
<h1>Örnek Bir Hocanın
Akademisyenlik Aşamaları</h1>

<p>&nbsp; </p>

<p>Ordinaryüs
Prof. Dr. Sulhi Dönmezer 15 Ekim 2003 tarihinde TRT-2 programında hayatını ve
nasıl Araştırma görevlisi olduğunu anlatırken okul birincisi olarak mezun
olduğu okulun dekanı bir gün&nbsp; evine
okulun hademesi aracılığı ile resmi mektupla öğrencisini fakülteye çağırır,
kendisini kutlar ve üniversitede asistan olarak kalmasını teklif eder. Seçici
bir sınavdan sonra asistan olan hoca, akademik aşamalarının hepsinde başarılı
sınavlar vererek liyakate dayalı olarak ulaştığını belirtmektedir. ABD’de
ihtisasa giderken danışman hoca önce sosyoloji ve sonra da psikoloji
öğrendikten sonra kendisine gelmesi istenmektedir Bununla Amerikalı hocası
toplum pisikoloisi ve felsefesini öğrenmeden öğretim üyesi olunamayacağını
belirtmiş olmaktadır.</p>

<p>Doçentlik
sınavında herkesin katıldığı ve soru sorduğu uzun soluklu bir sınavdan
geçtiğini belirtmektedir. Doçentlik tezi ve deneme dersinin önemi şimdi daha
iyi anlaşılmaktadır. Yeni yasa önerisinde mutlaka her hocanın kendi savları
olması ve kendi başına bunları deneme dersinde savunabilmesi ve bilim
komitesini ikna etmesi gerekir. Batıda halen bu süreç devam etmektedir.&nbsp; </p>

<p>Ordinaryüs
Prof. olmak için kürsü başkanlığına aday gösterilen kişi mesleğin en iyileri
olan, yayınları ve idareci yeteneği yüksek olan herhangi bir üniversiteden
başvurabilir. Ordinaryüs profesörlerden kurulu Jüri kararı fakülte kuruluna
iletilir ordan geçen karar bu sefer senatodan geçer diyor.</p>
<h1>Akademik Kadroların
Verimliliğin Artırılması İçin Alınması Gerekli Bazı Önlemler</h1>
<p>Ülkemiz bilim
adamlarının sistemden kaynaklanan düşük akademik verimliliğinin canlandırılması
için bazı önlemlerin alınması gerekir. Bunların başında;</p>

<p>1.<span>&nbsp;
</span>Mutlaka sözleşmeli sürece
geçilmesi gerekir. Bilim adamlığının bir meslek değil bir&nbsp; yaşam biçimi olduğu mutlaka net olarak
anlaşılması gerekir. Bugün üniversitelerdeki verimsizliğin temelinde sistemden
kaynaklanan bilim politikasının ve stratejisinin olmaması sonucu kimsenin ne
yaptığının ve ne ürettiğinin izlenmemesi gelmektedir.</p>

<p>2.<span>&nbsp;
</span>Yard. Doç. kadrolarının
kaldırılması, öğretim görevlisi kadrosuna alınan adayın zamanla kendini
ispatlaması beklenilmelidir.</p>

<p>3.<span>&nbsp;
</span>Doçentlik ve profesörlük
sınavları yeniden disiplinler bazında tez ve deneme dersine dayalı yoğun ve
sıkı bir sınavdan geçilmesi. Ancak jüri üyeleri mutlaka adaydan daha iyi olmak
zorunda olmalıdır. Her öğretim üyesi Doç. ve Prof. Jürilerinde yer almamalıdır.&nbsp; Genel bir eleştiri olarak adayların
bazılarının jüri üyesinden daha çok yayına ve projeye sahip olduğu
görülmektedir. </p>

<p>4.<span>&nbsp;
</span>Profesörlük batıda olduğu gibi
bir kaç kategoriye ayrılmalı. Profesör olan kişi çalışmaları ve başarıları
ölçüsünde Almanya’da olduğu gibi, C1, C2, C3 kategorilerine veya eskisi gibi
ordinaryüs gibi mertebelere çıkmak için sürekli çalışma ve üretmesi teşvik
edilmelidir. Aksi takdirde insan psikolojisi gereği amacı ve hedefi tükenen
insan çok üretmek zorunda olmadığı için çok da çalışmak istemeyebilir.</p>

<p>Bu
anlamda sürekli hedefleri olan, belirli&nbsp;
kriterlere göre yükselme süreci insan sağlığı açısından da yararlı
olacaktır.</p>
<p><b>Ülkemizin muasır
medeniyetler seviyesine çıkması için Atatürk’ün belirttiği gibi, biz merkezli,
önce ülkem diyen, motivasyonu yüksek, üreten insanlar yetiştirmek&nbsp; zorundayız</b>. Bu
bağlamda sürekli ve zorlu bir yaşam biçimi olan üniversite öğretim üyeliği
sorununun mutlaka kökten çözümlenmesi gerekir. Gerçek anlamda bilim
adamlarımızı yetiştirirsek şimdi şikayet konusu olan bir çok sorun
kendiliğinden çözülmüş olur kanısındayım.</p>

<h3>Vargı</h3>

<p>Türk üniversite sistemi batıdaki
eşdeğerleri ile karşılaştırıldığında başta kalite sorunu olmak üzere ciddi
sorunları bulunmaktadır. Form el olarak batı üniversitelerine benzer modeller
uygulanmakta ancak başta üniversite gençliğinin örgütlenme, kendini ifade etme
ve eleştirel bakış açısının oluşmasında batı normların gerisinde bulunmaktadır.
Üniversitelerde belirlenmiş doğru fikirlerinin dışında fikirlerin gelişmesi
halen üniversite dinamiklerinin önündeki engeller olarak görülmektedir.
Üniversite öğretim üyeleri toplumun en eğitimli ve donanımlı mensupları olarak
örgütsüz, dağınık bir koordinasyonsuzluk sergilemektedirler. Üniversiteleri ile
ilgili her türlü gelişmeler örgütsüz olmaları nedeniyle tartışılmamaktadır.
Hükümetin acil eylem planı çerçevesinde önerdiği yeni Yüksek Öğretim Yasası
YÖK’ün olaya soğuk bakması üniversite yönetimlerinin konuyu kendi senatolarında
tartıştırmaması kendileri ile ilgili bir konuda kendi görüşlerini ifade
edememişlerdir.</p>

<p>&nbsp;Üniversite üst yönetimini oluşturan rektör,
dekan ve bölüm başkanlarının belirleme kriterleri halen belirlenmemiş ve sorunu
halen bir güç sınanması olarak görüldüğü için rektör olmak üzere yönetirlerin
atanması halen bir takım siyasi etkiler, tabular, yasak mantığı ve güvenlik
kaygıları çerçevesinde müdahaleler oluşmaktadır. Üniversite öğrencileri,
araştırma görevlileri ve üniversite çalışanları üniversite yönetimlerinde hiç
yer verilmemesi bir eksiklik olarak görülmektedir.&nbsp; </p>

<p>Yeni şekillenen yükseköğretim yasası
ile mevcut YÖK’ yetkileri kısman YEK’e kısmen de Üniversiteler Arası Kurula
(UAK) bırakması beklenmektedir. Ancak sınır net değil. YÖK’ün yetkilerinin YEK,
Üniversiteler ve üniversitelerarası kurula bırakması yerinde olacaktır. Ancak
üniversitelerin kendi programlarını yapmaları bulunduğu coğrafyanın sorunları
ile haşir neşir olması nedeniyle özerkliğinin ve yetkilerinin daha
fazlalaştırılması yerinde olacaktır. Ayrıca anabilim dalarından başlamak üzere
aşağıdan yukarıya doğu örgütlenmesi ve yetkinin aşağıda olası üniversite
verimliliğine daha çok katkı yapacaktır. Üst yönetimlerin daha çok koorinasyon
görevi görmeleri daha yarlı olacaktır. Üniversitelerde TÜBİTAK, TÜBA,
çalışanların sendika temsilcileri ve öğrenci temsilcilerinin görüşleri ayrıca
temsil edilmesi yaralı olur kanısındayım. </p>

<p>İyi bir tornada iyi bir usta şaheser
yaratabilir fakat kötü bir usta niteliksiz mal üretir. Bu bakımdan
üniversiteler iyi bir torna ve hocalar ise birer iyi usta olmak zorundadır.
Bugün torna bakımsız, ustalar ilgisizlikten ve yetersiz kaynaklarla boğuşmaktan
yorgun ve bitkinse, tabii üretilen ürünün kalitesi o ölçüde düşük ve piyasada
hakkettiği değeri görememektedir.</p>

<p>Kanım o dur ki, üniversite mensuplarının
çoğunluğu (öğretim üyesi, öğrenci ve çalışanları) üniversite bilinci ve
üniversite yaşam biçimi hakkında pek de geniş bilgi sahibi değildirler. Çoğu
kişi üniversiteyi sabah 8, akşam 5 mesaisi içinde bir işyeri olarak
görmektedir. İl üniversitesi düzeyinde faaliyet yürüten taşra üniversitelerinde
bu durum daha da vahim durumdadır. Üniversitelilik bilinci oluşmadığı için
stratejileri ve vizyonları da kısır olmaktadır. Hal böyle olunca yukarıda
sıralanan ciddi sorunlar oluşmakta ve o noktadan itibaren de üniversiteler
bilim üreten ve öğreten kurumlar olmaktan çıkar duruma gelmektedirler. <b>Her
şeyden önce üniversitelerin kendi duruş noktalarını belirlemeli ve kendi
misyonunu yerine getirmesi için kendilerini yeniden şekillendirmesi
gerekmektedir. </b></p>

<p><b>Bugün gelinen noktada toplumun önü tıkanmış
ve bu tıkanıklık kendisini yansıma prensiplerine uygun olarak üniversitelerde
de hissettirmektedir. Toplumun önünün açılması kendi sorunlarına ve toplumun
sorunlarına sahip çıkan bir üniversite anlayışı ile olacaktır. </b></p>
<h4>Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ</h4>

<h4>Çukurova Üniversitesi</h4>

<p>Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Adana</p>

<p><br></p>

<p>Tel:&nbsp; 322 3386819</p>

<p>Fax:&nbsp; 322 3386643</p><br></p><br>
							
							&nbsp;
							<hr><span class="post-meta-comments"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=460"><i class="fab fa-facebook-f"></i>Paylaş</a></span>
							<br><span class="post-meta-comments"><a href="https://twitter.com/share" target="_blank" data-url="https://ibrahimortas.com.tr/blog-detay.asp?id=460"  data-lang="tr" ><i class="fab fa-twitter"></i>Paylaş</a></a>

							</div>  
							<div class="col-lg-3">
							<div class="widget  widget-tags">
                            <div class="tags">
							 <a href="blog.asp?tur=72">Üniversite</a>
							
                            </div>
							</div>                              
							</div>
						</div>

                </div>   
            </div>
        </section>

   
<div class="footer-content">
      <div class="container">
        <div class="row">
          
		  
		  <div class="col-md-8"> 
            <!-- Footer widget area 2 -->
            <div class="widget">  


						<form  method="post"> <h1>İletişim</h1>
                            <div class="row">
                                <div class="form-group col-sm-3">
                                    <label for="name">Adınız Soyadınız</label>
									<input  aria-required="true" required class="form-control required" placeholder="Adınız Soyadınız" type="text" id="adsoyad" name="adsoyad" tabindex="1" maxlength="150">
                                     <label for="email">E - Posta</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="E - Postanız" class="form-control required" type="email" id="eposta" name="eposta" tabindex="3" maxlength="100"> 
									 <label for="email">Telefonunuz</label>
                                    <input  aria-required="true" required placeholder="Telefonunuz" class="form-control required" type="text" id="ceptel" name="ceptel" tabindex="2" maxlength="15"> 
									
                                </div>
                                <div class="form-group col-sm-9">
                                    <div class="form-group">
                                    <label for="message">Mesajınız</label>
                                    <textarea aria-required="true" required name="icerik" rows="5" class="form-control required" placeholder="İçeriği yazınız"></textarea>
                                </div>
								<img src="guvenlik.asp" alt="Güvenlik Kodu Resmi Yüklenemedi" id="guvenlik" />&nbsp;&nbsp;&nbsp;<a href="javascript:guvenlikyenile();"><font color="#FF6600">Kodu Değiştir</font></a>
                                    <input required placeholder="Güvenlik Kodu" type="text" id="gk" name="gk" tabindex="3" maxlength="4" class="form-control input-lg">
                                </div>
                            </div>
							

                         
								
                            <button class="btn btn-primary" type="submit" ><i class="fa fa-paper-plane"></i>&nbsp;Gönder</button>
                        </form>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>		 
	
        <!-- Footer -->


<footer id="footer">
            <div class="footer-content">
                <div class="container">
                    <div class="row" style="background-image: url('images/world-map-dark.png'); background-position: 50% 20px; background-repeat: repeat-x">
                        <div class="col-md-4">
						<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d1592.0016611110736!2d35.35919519658733!3d37.057404008126014!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x15288dc56e005e67%3A0xd4a5074295a90c96!2sZiraat%20Fak%C3%BCltesi!5e0!3m2!1str!2str!4v1752756698806!5m2!1str!2str" width="100" height="200" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>
						</div>
						<div class="col-md-4">
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-phone"></i></a>
                                </div>
                                <h3>İletişim</h3>
                                <p><strong>Tel:&nbsp;</strong><a href="tel:+90 5337692415 ">+90 5337692415 </a>
								<br><strong>Faks:&nbsp;</strong><a href="tel:"></a>
                                    <br><strong>E-Posta:&nbsp;</strong><a href="mailto:info@ibrahimortas.com.tr">info@ibrahimortas.com.tr</a> 
                                    <hr>
                                </p>
                            </div>
							<div class="icon-box effect small clean">
                                <div class="icon">
                                    <a href="#"><i class="icon-clock"></i></a>
                                </div>
                                <h3>Çalışma Gün / Saatleri</h3>
                                <p><strong>Hafta İçi</strong>
                                    <br>08:00 - 19:00</p>
                                <p><strong>Cumartesi</strong>
                                    <br>09:00 - 17:00</p>
                            </div>
                        </div>
						<div class="col-md-4">
                                    <div class="widget">
                                        <div class="widget-title">Yönergeler</div>
                                        <ul class="list">

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=259">Gizlilik Politikası</a></li>

                                            <li><a href="sayfa-ayrinti.asp?dil=0&id=262">Çerez politikası</a></li>
 
                                        </ul>
                                    </div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
            <div class="copyright-content">
                <div class="container">
                    <div class="row">
                        <div class="col-lg-6">
                            <!-- Social icons -->
                            <div class="social-icons social-icons-colored float-left">
                                <ul>
			<li class="social-instagram"><a target="_blank" href="https://www.instagram.com/iortas2018/"><i class="fab fa-instagram"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://maps.app.goo.gl/m2qyE98GZKLQt4po6"><i class="fa fa-map-marker"></i></a></li><li class="social-google"><a target="_blank" href="https://wa.me/905337692415"><i class="fab fa-whatsapp"></i></a></li>
		
								</ul>
                            </div>
                            <!-- end: Social icons -->
                        </div>
                        <div class="col-lg-6">
                            <div class="copyright-text text-center">&copy; 2025 ibrahimortas.com.tr</div>
                        </div>
                    </div>
                </div>
            </div>
        </footer>
	        
        <!-- end: Footer -->
		
    </div>
    <!-- end: Body Inner -->
    <!-- Scroll top -->
    <a id="scrollTop"><i class="icon-chevron-up"></i><i class="icon-chevron-up"></i></a>
    <!--Plugins-->
    <script src="js/jquery.js"></script>
    <script src="js/plugins.js"></script>
    <!--Template functions-->
    <script src="js/functions.js"></script>

</body>

</html>